Spoiler içeriyor
Film kendi halinde yaşayan, dini kurallara sıkı sıkıya bağlı bir insanın bir dergâh ortamına girip zamanla değişimini anlatıyor. Başta oldukça saf, inançlı ve kendi dünyasında huzurlu bir karakter görürken ilerledikçe para, güç, otorite gibi kavramların onun hayatına nasıl sızdığını ve…devamıFilm kendi halinde yaşayan, dini kurallara sıkı sıkıya bağlı bir insanın bir dergâh ortamına girip zamanla değişimini anlatıyor. Başta oldukça saf, inançlı ve kendi dünyasında huzurlu bir karakter görürken ilerledikçe para, güç, otorite gibi kavramların onun hayatına nasıl sızdığını ve inancını nasıl dönüştürdüğünü izliyoruz. Özellikle filmde, dinin bazı yapılar içinde nasıl araçsallaştırılabildiği ve insanların inançları üzerinden nasıl yönlendirilebildiği çok iyi verilmiş.
Film bana yaşadığım bir deneyimi de hatırlattı. Ben de bir gün merakımdan bir dergâha sohbete gitmiştim, ortamlarını görmek için. Açıkçası ne davranışları ne de sohbetleri bana samimi geldi. Yani ben orda otursam daha iyi sohbetler verirdim. En çok da başlarındaki kişiyi neredeyse peygamber gibi anlatmaları, övmeleri, adama aşık gibi takılmaları beni çok rahatsız etmişti. İnsanların bu kadar sorgusuz bağlı olması, her söyleneni doğru kabul etmesi bana çok yanlış geldi. Bunun yanında gelen kişilerden para toplanması, sürekli bir şeyler talep edilmesi gibi durumlar da çok tuhaf gelmişti.
Zaten bu tür yapılara karşı mesafeliydim ama o günden sonra daha da net bir şekilde karşı durmaya başladım. Bana göre insanın inancı çok daha kişisel bir şey. İbadetini evinde ya da camide, kendi iç huzuruyla yapması çok daha doğru.
Sabahattin Ali’nin o mükemmel anlatımından sonra büyük bir hevesle başına oturduğum film, maalesef kitabın verdiği zevkin yarısını bile veremedii. Kitabı okurken kafamda canlandırdığım karizmatik, sert ve derinliği olan Yusuf’tan da eser yoktu ekrandaki karakter hayalimdeki o mağrur duruşun yanından bile…devamıSabahattin Ali’nin o mükemmel anlatımından sonra büyük bir hevesle başına oturduğum film, maalesef kitabın verdiği zevkin yarısını bile veremedii. Kitabı okurken kafamda canlandırdığım karizmatik, sert ve derinliği olan Yusuf’tan da eser yoktu ekrandaki karakter hayalimdeki o mağrur duruşun yanından bile geçemeyecek kadar sönük kalmış. Oyuncular o kadar duygusuz ve ruhsuzdu ki filmi sadece başladığım işi bitirmek adına kendimi zorlayarak (üç günde) bitirebildim. Konu anlatımı daldan dala atlayan, çoğu yerin atlandığı kopuk bir şekilde işlenmiş üstüne bir de o rahatsız edici şarkılar da eklenince izlemek iyice işkenceye dönüştü. 🥴
Şimdiki imkanlarla yeniden çekilse ortaya çok daha iyi bir şey çıkabilir ama bu haliyle Sabahattin Ali’nin devleşen dünyasının yanında çok vasat kalmış keşke o güzelim hayallerimi bu filmle bozmak yerine kitabı bir kez daha okusaydım ahdhshdh
Urfa’da, Maraş’ta okullarda yaşanan o silahlı saldırıları gördükçe insanın aklı almıyor. Okul dediğimiz yer… Güvenli olması gereken, çocukların hayal kurduğu, büyüdüğü yer… Nasıl oldu da bu hale geldi? Biz ne zaman bu kadar değiştik? Gerçekten soruyorum. Biz nasıl böyle bir…devamıUrfa’da, Maraş’ta okullarda yaşanan o silahlı saldırıları gördükçe insanın aklı almıyor. Okul dediğimiz yer… Güvenli olması gereken, çocukların hayal kurduğu, büyüdüğü yer… Nasıl oldu da bu hale geldi? Biz ne zaman bu kadar değiştik?
Gerçekten soruyorum. Biz nasıl böyle bir millet olduk? Bize ne oldu? Bu kadar öfkeyi, bu kadar kontrolsüzlüğü, bu kadar duyarsızlığı ne zaman normalleştirdik? Eskiden bir yanlış yapanı mahalle uyarırdı, büyükler dur derdi. Şimdi herkes susuyor, herkes izliyor. Kimse kimseye karışmıyor diye diye birbirimize karşı sorumluluğumuzu da kaybettik.
İşin en acı tarafı da bu olayların çoğunun arkasında yetiştirme biçimi var bence. Çocukları tamamen başıboş bırakan, karışmayayım, üzülmesin, sıkılmasın diye diye sınır koymayan aileler… Her istediğini yapan, hiçbir şeye dur denmeyen bir nesil yetişiyor. Sonra o çocuklar büyüyünce öfkesini yönetemeyen, sorumluluk almayan, empati kuramayan bireylere dönüşüyor.
Ve en çok can yakan nokta da böyle ailelerin yetiştirdiği sorunlu çocuklar yüzünden tertemiz, hayalleri olan, kimseye zararı olmayan çocukları kaybediyoruz. Suçu olmayan, sadece okuluna gitmek isteyen çocuklar zarar görüyor. Birilerinin ihmali, ilgisizliği, aman karışmayayım bir şey olmaz tavrı, başka çocukların hayatına mal oluyor.
Biz küçükken sürekli şikayet ederdik. Annem babam çok sıkıyor şuna izin vermiyorlar, her şeyimize çok karışıyorlar diye söylenirdik. Ama şimdi dönüp bakınca anlıyorum ki o sıkılık aslında bir sınırmış, bir korumaymış. Yanlışı doğruyu öğretmekmiş. Belki hoşumuza gitmiyordu ama bir şeyleri dengede tutuyordu.
Şimdi çocuklar ne yaparsa yapsın ses çıkarılmıyor. Telefon veriliyor, tablet veriliyor, yeter ki sussun diye büyütülüyor. Ama susturulan sadece sesi değil duyguları, öfkesi, davranışları da birikiyor ve bir gün patladığında ortaya böyle korkunç tablolar çıkıyor.
Bu sadece bireysel bir mesele değil, toplumsal bir çöküş gibi geliyor bana. Saygı azalıyor, sabır azalıyor, empati yok oluyor. Herkes kendi dünyasında, kimse kimseyi gerçekten umursamıyor.
Eğer bunu sorgulamazsak, çocuk yetiştirmeyi, değerleri, sınırları yeniden düşünmezsek daha da kötüye gidecek gibi hissediyorum.
Belki de yeniden şunu hatırlamamız gerekiyor: Çocuk yetiştirmek sadece büyütmek değil, karakter vermek. Sınır koymak sevgisizlik değil, tam tersine sorumluluk. Ve toplum dediğimiz şey herkesin birbirine karşı biraz sorumluluk hissetmesiyle ayakta kalıyor.
____________________________________________
"Eğer ki çocuklarınıza helali haramı, dünyayı ve ahireti öğretmezseniz; istediğiniz kadar okutun, asla "adam" edemezsiniz."
-Necmettin Erbakan
O sıcak evimiz artık buz gibi Dört duvar üstüme geliyor sanki Her şey öylesine anlamsız boş ki Sensiz geçen bunca yıl sonunda inan ki Son bir kez haykırsam Dön desem döner misin bana? Barış Manço - Dön Desem Döner Misin
Yine akşam, yine gurbet, yine başımda efkâr Ve yine içimde şarkılı sesin Gözlerimde çizgi çizgi duraklar, Duraklarda hayâl meyâl sen misin? Sen misin yanyana gezemediğim? İnce sitemini sezemediğim, Sırrını bir türlü çözemediğim, İçimdeki çetin sual sen misin? Bu nasıl yürekten…devamıYine akşam, yine gurbet, yine başımda efkâr
Ve yine içimde şarkılı sesin
Gözlerimde çizgi çizgi duraklar,
Duraklarda hayâl meyâl sen misin?
Sen misin yanyana gezemediğim?
İnce sitemini sezemediğim,
Sırrını bir türlü çözemediğim,
İçimdeki çetin sual sen misin?
Bu nasıl yürekten söylenmiş makam?
Dinlediğim bütün türkülerde gam.
Lâleli-Aksaray arasında bir akşam,
Dinlediğim tatlı masal sen misin?
Ne derse aldırma şimdi artık el.
Gel bir akşam yine türkülerle gel!
İstanbul seninle çok daha güzel
İstanbul'dan güzel hayal sen misin?
Biliyorum seni türküler yaktı,
Türkülü gözlerin ıslak ıslaktı.
Şimdi beni sokak sokak her akşam vakti.
Dolaştıran dişi kartal sen misin?
Yine akşam, yine gurbet, yine başımda efkâr.
Ve yine içimde şarkılı sesin.
Gözlerimde çizgi çizgi duraklar
Duraklarda hayâl meyâl sen misin?
Yavuz Bülent Bakiler
Spoiler içeriyor
"Yusuf'tum kör kuyularda..." tüm gün kafamda bu şarkı çaldı. Yusuf, Yusuf, Yusuf... Yüz kere Yusuf, bin kere Yusuf. Çünkü bu kitabı okurken insanın aklında en çok kalan şey gerçekten de o oluyor. Her olayın içinde, her duygunun ortasında hep Yusuf…devamı"Yusuf'tum kör kuyularda..." tüm gün kafamda bu şarkı çaldı.
Yusuf, Yusuf, Yusuf...
Yüz kere Yusuf, bin kere Yusuf.
Çünkü bu kitabı okurken insanın aklında en çok kalan şey gerçekten de o oluyor. Her olayın içinde, her duygunun ortasında hep Yusuf var. Sessizliğiyle, gururuyla, içe dönük haliyle ama bir o kadar da güçlü karakteriyle.
Yusuf daha çocukken ailesini kaybediyor ve hayatı bir anda değişiyor. Kaymakam Salahattin Bey onu yanına alıp büyütüyor. Salahattin Bey iyi kalpli bir adam ama hayatın içinde biraz savrulmuş gibi. Yusuf’a sahip çıkması çok güzel ama evde olan bitene çoğu zaman engel olamıyor. Özellikle karısı Şahinde söz konusu olunca…
Şahinde gerçekten kitabın en sinir bozucu karakterlerinden biriydi. Sürekli gösteriş peşinde, insanların ne düşündüğünü fazlasıyla önemseyen ve çıkarcı biri. Yusuf’u hiçbir zaman sevdiğini hissetmiyorsun zaten. Bu kadının olduğu kısımları okurken aşırı sinirim bozuldu. İçimden sürekli keşke Yusuf şunu bi kaşık suda boğsa diye geçirdim. 🥴
Muazzez ise tam tersi çok daha saf ve temiz bir karakter. Yusuf’la aynı evde büyüdükleri için aralarında çok doğal bir bağ oluşuyor. Yusuf zaten duygularını açıkça gösteren biri değil ama Muazzez’e karşı olan sevgisi çok net hissediliyor. Bu sevgi öyle büyük sözlerle anlatılan bir şey değil daha çok sessiz ama çok güçlü bir bağ gibi.
Yusuf büyüdükçe kasabaya da yabancı biri olarak kalıyor. Çünkü o kasabanın insanları gibi değil. Daha çok kendi halinde, gururlu ve dürüst bir karakter. Belki de bu yüzden o ortamın içinde hep biraz yalnız.
Bir de kasabanın zengin ve kötü karakterleri var. Özellikle Şakir ve onun çevresi tam böyle güçlerini kullanıp insanlara üstten bakan tipler. Şakir zaten kitabın en itici karakterlerinden biri. 1 Şahinde 2 bu 🤦🏻♀️
Sürekli sorun çıkaran, insanları kışkırtan ve Muazzez’e de göz koyan biri. Yusuf’un onunla karşı karşıya gelmesi bu yüzden kaçınılmaz oluyor.
Salahattin Bey’in ölümü beni etkileyen anlardan biriydi. Sanırım artık dizi, film ve kitaplarda beni en çok etkileyen kısım birinin ölümü ve ondan sonraki sessizlik oluyor. Bir insan gidince evin havasının bile değişmesi… O boşluk gerçekten çok iyi anlatılmıştı. Sanki evin içindeki her şey susmuş gibi. O andan sonra zaten hikayenin ağırlığı daha da artıyor.
Salahattin Beyden sonra evin sorumluluğu Yusufa kalıyor ve omuzlarındaki yük daha da artıyor. Katiplik yaparken Salahattin Bey yerine gelen yeni kaymakam tarafından süvari tahsildarı yapılıyor. At üzerinde görev yaparak, Muazzezden ayrı, köy köy dolaşıp evini geçindirmeye çalışırken bu sırada evde olan şeyleri okuyunca insanın içi daralıyor. Şahinde’nin evde topladığı o saçma insanlar, gereksiz eğlenceler, Muazzez’in o ortamların içinde kalması… Bu bölümleri okurken kafayı yedim resmen. Yusuf görse ne hissederdi diye düşünmeden edemedim. Yusuf’un o an ki hissetmesi gereken kırgınlığı, üzüntüyü okurken ben hissettim.
Benim bile Muazzez'e bakışım değişmişken bütün bu karmaşanın içinde yine de Yusuf’un Muazzez’e olan güveni beni gerçekten şaşırttı. Çünkü Yusuf bazı şeyleri duyuyor, bazı şeyler kulağına geliyor ama yine de Muazzez’i suçlayan biri olmuyor. En zor anlarında bile ona olan inancını kaybetmiyor. Bu bence kitabın en güçlü taraflarından biri. Çünkü çoğu ilişkide insanlar en ufak bir olayda bile birbirinden şüphe etmeye başlıyor ama Yusuf’un Muazzez’e olan sevgisi güvenle birleşmiş bir sevgi. Ne olursa olsun onu suçlamıyor, onu kötü görmüyor. Bence bir ilişkide en önemli şeylerden biri de bu zaten. Sevgi kadar güvenin de olması. Yusuf’un Muazzez’e duyduğu güven o kadar gerçek hissettiriliyor ki okurken insanı etkiliyor.
Bazen çok iyi insanlar yanlış ortamlarda yaşıyor ve o ortam onları yavaş yavaş tüketiyor. Yusuf'un hikayesi de böyleydi...
Sabahattin Ali bu kitabı 3 cilt şeklinde yazmayı düşünmüş ama buna vakti olmamış. Cevdet Kudret bir söyleşisinde eğer Sabahattin Ali yaşasaydı ikinci cildin adının Çineli Kübra olacağını üçüncü cildin de dağdan şehre inen Yusuf'un hikayesini konu alacağını söylemiş. Bunlar da yazılsaydı acaba nasıl olurdu diye düşünmeden edemiyorum şu an. Keşke devam etseydi. 🥲
Kitabı yeni bitirdiğim için hala etkisindeyim o yüzden kitap hakkında konuşmak istediğim her şeyi yazdım sanırım biraz fazla uzun olmuş olabilir. Son olarak da beğendiğim alıntıları bırakıyorum. 🫣
✨"-O gelmez artık.
-Nereden biliyorsun?
-Gidişinden belliydi."
✨"Fakat her şey geçer. Her şey unutulur. Kendini bir felaketin içinde kaybetmenin manası yoktur."
✨"Hiç geçmeyen, hiç unutulmayan şeyler de var, beyefendi! Ölünceye kadar insanın sırtından atamayacağı şeyler de var..."
✨"Kendini halinden şikayete alıştırma! Ömrünün sonuna kadar dövünsen bu hayatın cefası tükenmez; kendine etmiş olursun."
✨"Hayat, birbirinden ayırdıklarını, kısa bir müddet için tekrar yaklaştırır gibi olsa bile, uzun zaman yan yana bırakmıyordu. Geçen günleri bir daha geri getirmek mümkün değildi ve sadece hatıralar, iki insanı birbirine bağlayacak kadar kuvvetli değildi."
✨"Muazzez'in varlığı Yusuf için büyük, boşlukları dolduracak mahiyette bir şey değildi, fakat onun yokluğu müthişti."
✨" Yaramın nerede olduğunu bilmiyorum. Yalnız bir yerlerim acıyor. Çok acıyor..."
Spoiler içeriyor
Birkaç sene önce kitabını okumuştum uzun zamandır da filmini merak ediyordum ve izleyebildim. Konusu küçük Barış’ın, annesiyle birlikte kadınlar koğuşunda yaşamak zorunda kalmasıyla başlıyor. Daha dünyayı tanımadan, sokakta koşmadan, gökyüzünü özgürce izlemeden parmaklıkların arasına doğmuş gibi bir çocuk… Onun için…devamıBirkaç sene önce kitabını okumuştum uzun zamandır da filmini merak ediyordum ve izleyebildim. Konusu küçük Barış’ın, annesiyle birlikte kadınlar koğuşunda yaşamak zorunda kalmasıyla başlıyor. Daha dünyayı tanımadan, sokakta koşmadan, gökyüzünü özgürce izlemeden parmaklıkların arasına doğmuş gibi bir çocuk… Onun için gardiyanlar, sayımlar, demir kapılar hayatın doğal bir parçası ve bu duvarların içinde ışığı var: İnci.
İnci ile Barış’ın bağı o kadar saf, o kadar temiz ki… Barış’ın İnci’ye duyduğu sevgi çocukça ama çok derin. İnci gittikten sonra Barış'ın koşup yetişememesi, gidip yatağına oturması ve bıraktığı yastığı alması beni aşırı üzdü. Sanırım en çok da sevdiğimiz, bağlandığımız birinden ayrılmak ve bir daha hiç görememe ihtimali insanı parçalıyor. İnci gittiğinde Barış’ın gözlerindeki boşluk, kaybın ne demek olduğunu anlatmaya yetiyor. Ağladım...
Barış'ın annesine de gelecek olursam yaptığı seçimle çocuğunu dört duvar arasında büyümeye mahkûm etmesi ne kadar doğru? Bir annenin gönlü nasıl razı olur çocuğunun gökyüzünü parmaklıkların ardından izlemesine? Film boyunca bir türlü sevemedim şu kadını.
"Sen artık yıldız görebiliyor musun İnci?
Bizim göğümüzün bir tek yıldızı var, senin göğünde akşam oluyor mu?"
"Sevdanın hası tek olur, o da eskidendi
şimdiki sevdalar laylondan"
Yaşar Kemal İnce Memed kitabında şöyle diyor: "Konuşan insan, öyle kolay kolay dertten ölmez. Bir insan konuşmadı da içine gömüldü müydü, sonu felakettir." Bu böyledir. "İnsanı sessiz kalmaya zorlayan acı, onu bağırmaya zorlayan acıdan çok daha ağırdır."