Filibeli Ahmet Hilmi tarafından kaleme alınan Amak-ı Hayal, yani Hayalin Derinlikleri Türk Edebiyatı'nın ilk doğaüstü ve felsefi romanı olarak kabul edilir. Filibeli Ahmet Batı felsefesiyle İslami öğretileri sistemsel ve oldukça başarılı bir şekilde harmanlamıştır. Ayrı ayrı öyküler gibi görünen ama…devamıFilibeli Ahmet Hilmi tarafından kaleme alınan Amak-ı Hayal, yani Hayalin Derinlikleri Türk Edebiyatı'nın ilk doğaüstü ve felsefi romanı olarak kabul edilir. Filibeli Ahmet Batı felsefesiyle İslami öğretileri sistemsel ve oldukça başarılı bir şekilde harmanlamıştır. Ayrı ayrı öyküler gibi görünen ama bir bütünü oluşturan kitap okuyucusunu karakterle beraber manevi ve maddi alemlerde dolaştırırken derin bir öğreti de sunuyor. Bir bakalım Ahmet Hilmi bu eseri ile biz okuyucularına neler fısıldıyor?
Öncelikle kitabı okurken aklıma Paulo Coelho'nun Simyacı'sı, Rudyard Kipling'in Kim'i geldi. Onlarda da kişinn anlam arayışı, kim olduklarını bulmak, evrenin ve ötesinin sırlarını keşfetmek için yolculuğa çıkan bir karakter vardı. Amak-ı Hayal'de de aynı durum söz konusu. Lâkin daha derin bir şekilde. O eserleri okuyup sevdiyseniz bunu da seversiniz. Sadece dili sebebi ve tasavvufi bir eser olmasından ötürü biraz ağır gelebilir. Kendinizi eserin derinliklerine atıp o hayal dünyasına daldığınızda okumak hem kolay, hem de zevkli gelecektir. Üzerinde düşündüren, hem felsefi hem de tasavvufi eserlere ilgisi olanlara can-ı gönülden önerilir.
Kitabımızın baş karakteri Raci adında genç bir adam. Batı felsefesine ilgi duyan ve maddeye önem veren Raci 'kim olduğunu ve hayatın anlamını' bulmak ister. Fakat bu fani alemde buldukları onu tatmin etmez. Daha derin bir yolculuğa ihtiyacı vardır. Bir gün hayal aleminde, rüyalarında Aynalı Baba adlı bir bilge ile karşılaşır. Onun rehberliğiyle madde aleminden manevi diyara doğru bir yolculuğa çıkar. Aklını yitirir, kalbini keşfeder. Her bir daldığı hayal Raci'nin atladığı basamaktır. Arayışına kavuşması, bulduğu cevaplardır. Bu yolculuktan da söz etmeden önce bir şeyden bahsetmek istiyorum.
Raci, biziz. Arayış içinde olan bizler. Raci'yle beraber biz de kendi iç dünyamıza dalarız. Hayaller aleminde yolculuk ederiz.
Evet gelelim Raci'nin yaptığı yolculuklara. Hepsinden bahsedemem. Hem fazlaca uzun olur, hem de bu kadar bilgi birikimim yok. Her anlamda.
Raci; bazen bir keşiştir, bazen bir yaratık, bazen bir çocuk, bazen bir ölü, bazen sıradan bir adam, bazen de bir karıncadır. Yaptığı her yolculuk, daldığı her hayalde, o hayalin derinliğinde bir sorusuna cevap bulur. Sadece kendini değil, alemi anlar. Varlığın bir 'hiç' olduğunu veyahut sonunda bir 'hiç' olacağını, hiç olmak gerektiğini anlar. Raci kendini bilir, kendini bilince de şunu keşfeder. "Kendini bilmek Allah'ı bilmektir." Yani Filibeli Ahmet diyor ki: "Böbürlenme Ademoğlu, senden büyük Allah var!"
Eserde madde ve mana çatışmasına sık sık rastgeliyoruz. Bedenin bir madde olduğunu, dünyavi isteklerinin olacağını, gerçek kurtuluşa ermek için Ruh'a bakmak gerektiğini, gerçek kurtuluşun Ruh'da olduğu öğretisiyle karşılaşıyoruz. 'Ruh nedir?' sorusuna da anlamlı bir cevap buluyoruz elbette, diğer bütün sorular gibi.
Raci sadece kendini bir başkası gibi ya da bir başka varlık gibi görmüyor bu hayal aleminde. Bir başkalarıyla da sohbet ediyor. Kâh Kaf Dağı'nın zirvesinde Anka Kuşu'yla konuşuyor, kâh ölüler diyarında Sokrates, Kant, Platon gibi isimlerle rastgeliyor, kâh bir tapınakta Buda'dan bir şeyler öğreniyor. Raci'nin rüyalarında birçok karakter ona eşlik ediyor, bir şeyler öğretiyor. Ona öğretirken biz okuyucuya da öğretiyor.
'Kibir', 'Nefis', 'Aşk', 'Hırs', 'Şehvet', 'Öfke' gibi insanı ya yükselten ya da tüketen duygular beden buluyorlar. Birbirleri ile çatışıp kimin daha üstün olduğunu bulmaya çalışıyorlar. Bunu Raci'ye gösteriyorlar. Her biri hâkim olmak istiyor, kimse yönetilmek istemiyor. Duygular tam bir kaos içerisinde savaşa tutuşuyorlar...
Eserde kadın figürü de oldukça ön planda. Güzelliğiyle büyüleyen kadınların insanın nefsini, aklını nasıl çeldiğini anlatıyor Ahmet Hilmi. İlahi aşka ulaşan insanın bundan arınacağından da söz ediyor. Leylalı Mecnun, Leylasız Mecnun bölümlerinde aşkı arayıp onu bir kadının yüzünde bulan bir genç, kadının sorularına cevap bulunca aşkın İlahi aşk olduğunu keşfediyor. Tıpkı Mecnun gibi kendini sonsuz olana bırakıyor. Maddeyi bırakıp maneviye yöneliyor.
Bu derin yolculukta Raci'ye güzeller güzeli kadınlar, ete kemiğe bürünmüş duygular, Buda, Konfüçyüs, Zeus, Sokrates gibi isimler, filozoflar, köleler, cinler, şeytanlar, yaratıklar, hayvanlar eşlik ediyor. Bazen de Raci onlardan biri oluyor. Onları anlamak adına onlardan biri oluyor. Kendini keşfetmek, insanoğlunu bilmek için bir başka insan, bir başka canlı oluyor Raci. Dış gözden kendine bakıp, bedenine ruhuna bakıp kim olduğunu buluyor. Hayatın anlamının hem çok zor olduğunu, hem de çok basit olduğunu keşfediyor. Tüm yolculuğunda bir "Hiç." olduğunu öğreniyor, en başında da dediğim gibi yazının. En değerli eşlikçisi ise Aynalı Baba. Aynalı Baba'dan söz edip yazıma nokta koymak isterim.
Raci için o biziz demiştim. Peki Aynalı Baba kim? Bunun hakkında birkaç düşüncem var. İlki Aynalı Baba'nın Raci'den, yani bizlerden pek de uzak olmadığı. Evet, Aynalı Baba Raci'nin ta kendisi. Aynalı bizi yönlendiren iç sesimizdir. Hani deriz ya 'içimden bir ses şöyle dedi.', 'iç sesim beni yanıltmadı.' işte Aynalı Baba bence bunun bir tasviri. Yani, Raci'ye düşüncelerinde rehberlik ederek onu yönlendiriyor, Raci'ye ayna tutup aslında onun kendi düşüncelerini keşfetmesini, ortaya çıkarmasını sağlıyor. Raci'nin rüyalarında ayna, ışık tutuyor Raci'ye. Raci o aynaya kendisi bakıyor aslında, o cevapları kendisi buluyor.
Bir diğer düşüncem de Aynalı'nın Allah'ın dünya üzerinde bir yansıması olduğu. Ayette de belirtiyor: "Rabbiniz size şah damarınızdan daha yakındır." İşte Raci'ye bu kadar yakın olan Aynalı Baba Yaratıcının bir tasviri oluyor. Ona bir şeyler öğretiyor, ışığı tutuyor; fakat tam olarak da cevapları vermiyor. Bekliyor ki insanoğlu kendi bilsin, kendi keşfetsin her şeyi.
Bazı yorumcular da Aynalı'nın yazarın kendisi olduğunu düşünmüşler. Ahmet Hilmi, düşüncelerini Aynalı üzerinden aktarmıştır. Kendinden Aynalı'ya parçalar yüklemiştir. Herkesin hiç olduğu bu dünyada Aynalı pek çok şeydir...