📌Mutlu değilim ve görünüşe göre, mutsuzluğum sadece dünyada olan bitenler yüzünden değil. Pandora'nın kutusu savaş sonrası Japonya'nın yıkıntıları arasında filizlenen bir umut arayışının romanı olarak çıkıyor önümüze. Verem hastası olan bir adamın sağlık dojosunda geçirdiği günleri arkadaşına mektup yoluyla anlatmasıyla…devamı📌Mutlu değilim ve görünüşe göre, mutsuzluğum sadece dünyada olan bitenler yüzünden değil.
Pandora'nın kutusu savaş sonrası Japonya'nın yıkıntıları arasında filizlenen bir umut arayışının romanı olarak çıkıyor önümüze.
Verem hastası olan bir adamın sağlık dojosunda geçirdiği günleri arkadaşına mektup yoluyla anlatmasıyla onun hem ruh halinden haberdar oluyoruz hem de toplumsal, bireysel iyileşme sürecini okuyoruz.
Roman mektup biçiminde yazıldığı için karakterin iç dünyasına çok daha iyi girebiliyoruz. Tarla kuşunun ağzından okuduğumuz bu mektuplarda dönemin savaş sonrası ruh halini görüyoruz. Roman boyunca derin bir umutsuzluk okuyoruz. Lakin asla tam anlamıyla gerçekleşmiyor bu umutsuzluk. Hep bir son ışık görünüyor yolun sonunda. O da umudun ta kendisi zaten.
"Genelde yemekten sonra hemen bir mektup kağıdı çıkarıp yazıyorum ama yazmak istediğim o kadar çok şey var ki..." Karakterimiz yazdıkça varolan bir şahsiyet. Yazdıkça hem içindeki karanlıkla yüzleşiyor hem de yazdıkça var oluyor.
Yazmak belki de bu yüzden çok mühim. Gönlünde sallandıkça kıyılarına çarpan, kimselere anlatamadığı şeyleri kaleme aldıkça ferahlıyor insanoğlu. Ve insan en çok yazarken kendisi olabiliyor.
Dazai benim gözümde aşırı depresif bir yazar. Her eserinde öyle veya böyle ölüm temasını iliklerime kadar hissediyorum. Burada da öyle bir his olmasına rağmen Dazainin en aydınlık ve umut dolu eseri olabilir. Lakin bu aydınlık karanlıktan süzülerek geliyor... Her gecenin bir gündüzü olduğu gibi. Zira her şey zıttıyla yaratılmış bu dünyada.
Dazai belki de bu eserini yaşama tutunmak için kaleme aldı. Tarla kuşunun yaşama ve iyileşme arzusu aslında Dazainin kendi ruhsal yaralarına merhem arayışıydı...
Son olarak bu roman bana, bazen iyileşmenin sessizlikte değil de acının tam ortasında başladığını hatırlattı.
📌Pandora'nın kutusu hikayesini bilirsin. Açılmaması gereken kutu açılır açılmaz hastalık, keder, kıskançlık, aç gözlülük, şüphe, ihanet, açlık ve kin gibi akla gelebilecek her türlü kötülük ve uğursuzluk kutudan sürünerek kaçmış, gökyüzünü kaplayarak uçup gitmiş. Bundan sonra, insanlar ne yazık ki sonsuza kadar sefalet içinde acı çekip kıvranmak zorunda kalmış. Ancak kutunun köşesinde haşhaş tanesi kadar küçük, parıldayan bir taş kalmış ve taşın üzerinde belli belirsiz "umut" kelimesi yazılıymış.
📌Buranın başkanı "hastalığı unutmanın" ondan kurtulmanın en hızlı yolu olduğunu söylüyor.
📌Çok gülen bir insan, aynı zamanda çok ağlayan değil midir?
📌İnsanlar ölümle tamamlanır. Yaşarken, herkes eksiktir.
📌Kahkahalarımızın kaynağı pandora'nın kutusunun köşesinde duran küçük taştan geliyor.
📌Sevmek ve sevilmek, tıpkı mayıs esintisinde hışırdayan ağaç yaprakları gibi...
📌Saçılarak açan bir kızın yüreğindeki vahşi krizantem.
📌Akşamları ay dalgalara battığında ve karanlık her yeri kuşattığında, gökyüzünde sana ruhumu yönlendiren yıldızlar ışıldar ve dünya değişip sarsılır.