doğan görünümlü şahin den bir nesil: leblebi tozundan voltran'a bizim kuşak her şey michael jackson siyahken, mcgyver pipetle bomba yaptığı zamanlarda başladı…bir çok kaleler zaptedip onlarca şövalye öldürdüğümüz günlerden bahsediyorum tabi ateri salonlarında.. henüz sokaklar bizimdi, dizimiz sürekli yarayla gezerdi…devamıdoğan görünümlü şahin den bir nesil: leblebi tozundan voltran'a bizim kuşak
her şey michael jackson siyahken, mcgyver pipetle bomba yaptığı zamanlarda başladı…bir çok kaleler zaptedip onlarca şövalye öldürdüğümüz günlerden bahsediyorum tabi ateri salonlarında..
henüz sokaklar bizimdi, dizimiz sürekli yarayla gezerdi ve en büyük derdimiz bilye çukuruna başka misketlerin kaçmasıydı. kafamızda uçan kaz, cebimizde gazoz kapağı, ayağımızda bilekli ayakkabılar… biz doğan görünümlü bir kuşaktık. dışı düzgün, içi tam drift! doğan görünümlü şahinler . tofaş işte amerika'da olsak 57 chevrolet olurduk ama türkiye'de..
leblebi tozu ve diğer uyuşturucularımız!!
o dönem leblebi tozu vardı. bağımlılık seviyesi yüksek, üst solunum yollarını komple yakabilen bir madde. kimse “gluten var mı?” demiyordu. hapşurunca kendini ninja zannediyordun. michael dudikoff american ninjaaa!!
kokulu silgi, tüf-tüf, misket, boncuk, sapan… biz lego'ya ihtiyaç duymadan da evde savaş çıkarabilen çocuklardık.
vişneli meyve suyunu şarap sanan, çubuk krakerden sigara yapabilen, bonibonlarla intihar etmeye çalışan sorunlu çocuklardık biz yinede çok güzeldik lan ..
edi ve büdü, şirinler ve diğer pedagojik soru işaretleri
edi'yle büdü mü evliydi? gargamel'in kedisi azman mı daha zeki, yoksa bizim mahalledeki kediler mi daha tehlikeli? şirinler köyünde neden hiç kadın yoktu, sonra niye sadece şirine geldi? alf nasıl uzaylı türkçe biliyor? ve tom ve jerry biz mahallecek tom'un tutardık ama hep jerry yenerdi.bunların hiçbiri bize garip gelmiyordu.
çünkü biz zaten garip şeylerin arasında büyüyorduk. her pazar “parlement sinema kulübü” vardı. başlarken baba hemen , “şşşş!” diye sus komutu verirdi. hey all my life for youuu ama biz o sırada eti cin yerdik, yanına niğde gazoz açardık. büyük ekran küçük zevkler.ekranlar şişman insanlar zayıfken ...( karakter olarak değil ama )
voltran'ı topladık ama mahalleyi toplayamadık
voltran beş parçadan oluşuyordu. bizse beş kişi bir araya gelip tek kalede top oynayamıyorduk. biri illa kavga ederdi. biri topu alıp giderdi. diğeri oynamayı bırakırdı. yine de eğlenirdik.ne piç olurdu o topun sahibi en ufak kıvılcımda " top benim bana ne ! " diyen zengin piçi. " fıstık benim olucak binicem üstüne vurucam kırbacı vurucam kırbacı "sezercik hatırlatmak gibi olmasın o da az piç değildi ..
biz toprağı severdik. ama öyle “organik tarım” değil. misket çukuru kazarken ayakkabıyla toprağı eşelemek, sonra diz çökmek, dizlik olarak okul çantasını kullanmak… işte bizim doğallığımız buydu.basit zevkler sıradan hayatlar.sıradışı çocuklar ..
anne neeee… 5 dakka daha!
akşam ezanı okunurdu, evlere doğru bir çağrı başlardı:
— oğlum eve gelllll! — anne neeeee — 5 dakka daaahaaaaa!
o beş dakika hiç bitmesin isterdik. çünkü o beş dakika = maçın son golü + sevdiğin kıza son bakıştır belki de
- anneee 5 dakkkkaa dahaaa demeyen bizden değildi .. o bitmesini istemediğin 5 dakikalar..
mcgyver ve tsubasa: biri atom bombasını tel zımbayla yapan, diğeri 90 dakikada şut atamayan kahramanlar..ama ben malkaçoğlu severdim en az britney spears sevdiğim kadar “baby one more time” tabiki bendeniz , izel ,yoncamik yine
"baby come back" çünkü kalbim çok büyük ilerde süpermen olacam ! diye hayal kurardım yoksa bu kadar telefon kulübesi neden yapsınlar .yada polis hani bilirsin " polis akademisi " vardıya eğlence tavan .. müzikle de arama iydi ilerde dj olacam!” diye hava atardım keşke o kadar meslek sececeğime illerde de mutlu olucam deseydim bir de küçük emrah vardı hep hayallerimize ket vuran arabesk o dram dolu bakışlar hayata küstüren insanı.yine sezen illede sezen ...ahmet kaya ibrahim erkal tatlıses ve ferdi evrenselliğin sadece müzikte oldugunu söylemişmiydim .
mcgyver vardı. tornavida yoktu, ama adam lastikle helikopter yapardı. biz bir kalem kutusuyla dünyayı kurtarabileceğimize inanıyorduk.ee barış manço adam olacak çoçuklar derdi inandık olduk da.yoncamik ..çılgın bediş ..hakan peker tahin pekmez, veee grup vitaminburak kut sezen axu bide ben michael'la madonna'yı evli sanıyordum müzikler filmler hayaller ...
tsubasa vardı, adam 3 bölüm boyunca orta sahadan kaleye şut çekmeye çalıştı. ama o sırada biz mahallenin duvarında dizimizi kanatıp gerçek kaleye gol atmaya çalışıyorduk. ve bir tek bizim kuşak, şut atmak için havaya zıplayan kaleci gördüğünde ağlamadı.
moda? ne modası! kemerin içine kazak sok, onun üstüne gömlek, sonra mont..
o dönemler modamız vardı, ama kimse buna “moda” demezdi. kemerin içine sokulmuş kazak + altına gömlek + onun altına atlet. kat kat giyinirdik lahana gibi dolanırdık çünkü anneler öyle isterdi. bilekli ayakkabı olmazsa mahalleye çıkamazdın. converse değilse bile, “ona benzeyen” bir şeydi o. kiraz ağacında yırtılan gömleğim? vardı benim de ..çaldılar çocukluğumu habersiz.şimdi penceresiz kaldık ... haberleriniz yok
yüksek bel kot vardı. hem de istemeden. ve o kotla top oynardık, düşerdik, kalkardık, oturamazdık. ama şikâyet etmezdik. çünkü wi-fi çekmiyordu, şikâyet edecek yer yoktu.
sonuç: çocuk olmak, sadece yaş değil, çağ meselesiymiş
bizim kuşak gazoz kapağıyla takas yaptı. mc hammer dinleyip “jump jump” diye zıpladı.ıt's my life .. no coke dr alban ,ace of base all that she wants kızın adı beybe görevimiz tehlike- a takımı izledi, tsubasa'nın hayalini kurdu. savaşlarını kalemle yaptı, oyunlarını tüf tüfle.
bugünün çocukları tabletten oynarken biz, tüm dünyayı 0.5 uçlu kalem ve kokulu silgiyle yönetebileceğimizi sandık. çünkü hayal kurmaya daha çok zamanımız vardı. ve daha az şarj sorunumuz.
.
biz doğan görünümlü bir nesildik.
arabamız az çekiyordu, ama kalbimiz hep 4 çekerdi.
https://youtu.be/ylbr0XY4HBw?si=rz1uWXbsAaFFkg5B
karla bonoff // all my life