22.04.2025 - 03.11.2025 Ağlamak, gülmek, iç geçirmek, meraklandırmak, hasetlenmek, sinirlenmek… Ne çok duyguyu hissettirdi; ardı ardına, bazen de peşi sıra. Aylarca yemeklerime, bazen işlerime ortak oldular. Kimi zaman dalıp gittim, en çok da birçok yerinde kendimi karakterlerle ve yaşanan olaylarla…devamı22.04.2025 - 03.11.2025
Ağlamak, gülmek, iç geçirmek, meraklandırmak, hasetlenmek, sinirlenmek… Ne çok duyguyu hissettirdi; ardı ardına, bazen de peşi sıra.
Aylarca yemeklerime, bazen işlerime ortak oldular. Kimi zaman dalıp gittim, en çok da birçok yerinde kendimi karakterlerle ve yaşanan olaylarla karşılaştırma durumunu sevdim. Gerçekti çünkü, candandı.
Dostluğun önemini, komşuluğun kıymetini, sevmeyi, merhameti ve fedakarlığı ne de güzel anlattı. Her karakterden ayrı ayrı dersler verdi, çok güzeldi.
Son bölümlerde o kadar çok ağladım ki, şu an bunları yazarken bile duygusal modumdayım, çıkamadım. Sanırım bazı şeyleri etkileyici kılabilmek için derinlere indirmek, onun için de acıya ortak ettirmek gerekir. Beklenmedik çarpıcı ölümler ve fedakarlıklar beni çok ağlattı.
Tek tek düşüncelerimi belirtmek istiyorum çünkü 154 bölüm boyunca bana yaşattıklarının hatrı var gibi hissediyorum.
Yasemin’in özellikle ilk bölümlerde bazı saçmalıklarına maruz kalmak fazla can sıkıcıydı. Aptallık da bir yere kadar diyip sinirimi bozduğu çok zamanlar oldu ama genele bakınca fazlasıyla samimi biri olduğu için ona ciddi anlamda pek kızamadım. Sinan’ın kaybından sonra yaşadığı hüzün öylesine gerçekçiydi ki, beni ağlattı ağlattı yerin dibine falan fırlattı, gerçekten çok acıydı.
Nermin’in süreç boyunca karakter değişimlerinin ve buna bağlı olarak kendi içinde yaşadığı içsel çatışmaların gerçekliğini çok beğendim. Hep doğrucuydu, hep sertti ama hayat onu çok acı şekillerde sınadı ve buna mağlup olmamak için türlü kişiliklerini gösterdi.
Elif’in despotluğu bazen beni bile boğdu ama yine de çizgisinden en şaşmayan kişi olduğunu söyleyebilirim. En sonunda Ömer’le tekrar birleşmelerine sevindim, sadece Ömer’e hala çok sinir olduğumu söylemek istiyorum. İlişkileri örnek alınası, bazen de kendimi onlar gibi hayal ettiğim bir durumdaydı ama zenginliği tadınca Ömer’in, son bölümlerde bastıra bastıra söyledikleri 23 yılı hiçe sayması gerçekten sinir bozucuydu.
Gülşah’ın bencilliği ve sinir bozuculığuna pek bir şey söyleyemicem, pek sevdiğim söylenemez kendisini. Ama onu izlerken hiç sıkılmadım, ne garip.
Emel’in ilk iki sezon çok gıcık olduktan sonra üçüncü sezonda kafasına dank edip senaristlerin onu hikayeye daha fazla katmasıyla daha bi sevdim onu. Gerçekten bazen sinir bozucuydu ama dobralığı ve yalansızlığıyla beni rahatsız ettiğini söyleyemem.
Zeliş’ten de bahsetmek istiyorum; zengin triplerinde, yüksek sosyete bir şeydi ama yine de kendini sevdiriyordu. İzlerken hiç sıkılmıyordum, hatta arkadaşlarıyla olan ilişkisini çok beğeniyordum, o da içi dışı birdi.
Üşenmesem her karakterden tek tek bahsedebilirim ama bu kadarı sanırım yeterli.
Hoşçakalın umutsuz ama dostlarıyla umut bulan ev/iş kadınları…