"Bir kafedesin ve gazeten elinde oturuyorsun Hayır, yalnız değilsin. Bardağının yarısı boş güneş dolduruyor diğer yarısını... Camın arkasından telaşlı yayaları görüyorsun Ama sen görülmüyorsun [Gaybın sıfatlarından biridir: Görürsün fakat görülmezsin] Ne kadar özgürsün ey kafede unutulan! Kimse görmüyor kemanın sendeki…devamı"Bir kafedesin ve gazeten elinde oturuyorsun
Hayır, yalnız değilsin. Bardağının yarısı boş
güneş dolduruyor diğer yarısını...
Camın arkasından telaşlı yayaları görüyorsun
Ama sen görülmüyorsun [Gaybın sıfatlarından biridir:
Görürsün fakat görülmezsin]
Ne kadar özgürsün ey kafede unutulan!
Kimse görmüyor kemanın sendeki etkisini
Kimse bakışlarını dikmiyor varlığına
veya yokluğuna
Veya kimse incelemiyor sisini bakıp
genç bir kıza kırılırsan önünde...
Ne kadar özgürsün kendi işine bakarken
bu kalabalıkta gözetleyenin olmadan
ya da okuyucun!
Öyleyse istediğini yap kendine. Çıkar
istersen gömleğini veya ayakkabını. Zira
unutulmuşsun ve özgürsün hayalinde. Adının
veya yüzünün önemi yoktur burada.
Nasılsan öylesin... Ne bir dost ne bir düşman
var burada hatıralarını gözleyecek /
Öyleyse mazeret bul, seni bu kafede bırakıp giden kadına
fark etmediğin için yeni saç stilini
ve iki gamzesinde dans eden kelebekler /
Mazeret bul sana suikast yapmak isteyene
günlerin birinde. Bir şey için değil... Sırf
ölmediğin için o gün bir yıldıza çarptığında...
Ve yazdığın için ilk şarkıları onun mürekkebiyle...
Bir kafedesin ve gazeten elinde oturuyorsun
o köşede unutulmuş olarak. Kimse aşağılamıyor saf mizacını
ve kimse sana suikast düzenlemeyi düşünmüyor
Ne kadar unutulmuş ve özgürsün hayalinde!"
(Sayfa 22-23)
Filistinli şair Mahmud Derviş'in 2005 yılında yayımladığı şiir eseri. Çok sevdiğim kıymetli bir arkadaşımın tavsiyesi üzerine okudum. Harika bir eser olduğunu belirtmeliyim. Arap edebiyatı olmasına rağmen batıya yönelik önemli esintiler mevcut; anladığım kadarıyla Derviş, bolca Fransız (Avrupa) ve Amerikan şiirinden etkilenmiş. Okurken benzer tonları hissediyorsunuz. Anladığım kadarıyla -bu eseri özelinde- şiirlerinde aşkı ve sevgiyi son derece gerçekçi motiflerle süslüyor. Arada fantazi ögeler de mevcut. Okurken başta Yeats ve Ezra pound olmak üzere Baudelaire, Celan gibi isimleri andırdı -tabi bunlar benim görüşlerim.
Şiir türünde kaliteli bir şeyler okumak isterseniz tavsiye ederim.
Hoşuma giden diğer şiirler;
"Şimdi sürgünde... Evet evde
Uçup giden bir ömrün altmışında
Senin için mum yakıyorlar
Öyleyse neşelen olabildiğince sakin
Zira sersem bir ölüm yitirdi yolunu
aşırı kalabalıktan... Ve erteledi seni
Meraklı bir ay aptalca gülüyor harabelerin üzerinde
İnanma seni karşılamak için yaklaştığına
O, eski mesleğinde yeni mart gibi... Geri verdi
ağaçlara nostaljinin adlarını
Ve ihmal etti seni
Öyleyse kadehin kırılışını kutla dostlarınla.
Altmışında geriye kalan bir yarın bulmayacaksın
ezginin omuzlarında taşıyacağın
ve seni taşıyacak
Usta bir şaire yaraşırcasına de ki hayata:
Sakince yürü, büyülerinden
ve tuzaklarından emin kadınlar gibi.
Gizli bir seslenişi var her birinin:
Haydi gel, seninim ben” / Nasıl güzelsin öyle!
Sakince yürü ey hayat, görmek için seni
etrafımdaki tüm noksanla. Kaç kez unuttum seni
enginlerinde, aradım durdum seni ve beni. Ne zaman
ulaşsam bir sırrına “Ne kadar cahilsin!” dedin haşince
Yokluğa de ki: Sen beni yok saydın
Ama ben geldim... Tamamlamak için seni.
Ama ben tamamlamak için geldim seni."
(Sayfa 18-19)
.
.
.
"Yürürsen uçuruma götürmeyen bir sokakta
Teşekkür ederim de çöp toplayanlara
Eve sağ dönersen, nasıl dönerse kafiye arızasız
Teşekkür ederim de kendi kendine
Bir tahminde bulunup da ihanet ederse
sana sağduyun, yarın gidip nerede olduğunu gör.
Ve teşekkür ederim de kelebeğe
Avazın çıktığı kadar bağırırsan
ve “kim var orada?" diye yanıt verirse yankı,
teşekkür ederim de kimliğe
İçini acıtmadan bakabiliyorsan bir güle,
Neşeleniyorsan teşekkür ederim de kalbine.
Sabahleyin kalkıp görmüyorsan etrafında
gözlerini ovuşturmada sana yardım edeni
teşekkür ederim de basirete
Bir harf hatırlarsan adından ve memleketinin adından
İyi bir çocuk ol!
Teşekkür ederim desin Allah sana!"
(Sayfa 21)
.
.
.
"Kimseyi beklemedi
Bir eksiklik hissetmedi varlıkta.
Önünde gri bir nehir var paltosu gibi.
Ve berraklıkla dolduruyor güneşin ışığı kalbini
yüksektir ağaçlar /
Bir eksiklik hissetmedi mekânda
Ahşap iskemle, kahvesi, su bardağı yabancılar, kahvehanedeki eşya
hep aynı
Gazeteler aynı: Dünün haberleri ve ölüler
üzerinde yüzen dünya her zamanki gibi /
Bir umuda ihtiyacı olduğunu hissetmedi kendisini avutacak
Mesela çölde yeşermesi meçhulün
yahut kurdun bir gitarı özlemesi
Hiçbir şey beklemedi, bir sürprizi bile
Zira tahammülü yok tekrara... Daha ilk adımdan
Biliyorum yürüyüşün sonunu -
diyor kendi kendine - Ne uzaklaştım bir dünyadan
ne de yaklaştım bir dünyaya
Kimseyi beklemedi... Bir eksiklik hissetmedi
duygularında. Sonbahar hâlâ onun asilzade misafiri
Ayartıyor onu altın Rönesans Çağı'na geri götüren
bir müzikle... Yıldızlarla ve ufukla kafiyeli olan şiire.
Kimseyi beklemedi nehrin önünde /
Bekleyişsizlikte hısım oluyorum serçeyle
Bekleyişsizlikte bir nehir oluyorum - dedi
Acımasız davranmıyorum kendime karşı
Acımasız davranmıyorum kimseye karşı
Ve kurtuluyorum ciddi bir sorudan:
Ne istiyorsun
Ne istiyorsun?"
(Sayfa 28-29)
.
.
.
"Orada bir düğün var iki ev ötemizde
Kapatmayın kapıları... Saklamayın bizden
Aykırı sevincin kabarışını. Solsa bir gül
fark etmez ilkbahar ağlamadaki görevini.
Sussa hasta bülbül ona ödünç verir kanarya
şarkıdaki payını. Ve bir yıldız düşse
başına kötü bir şey gelmez gökyüzünün...
Orada bir düğün var
Kapıları kapatmayın bu havanın yüzüne
zencefil ve henüz ergin gelin eriği kokan
[Su gibi ağlıyor, su gibi gülüyor. Suda yara yok.
Geceleyin akan bir kandan eser yok]
Derler ki: Güçlüdür aşk ölüm gibi!
Diyorum ki: Fakat daha güçlüdür
yaşama arzumuz, hem aşktan hem de ölümden
tatmin edici olmasa da kanıtlarımız /
Öyleyse son verelim ayinine cenazemizin
katılmak için komşularımızın şarkılarına.
Besbellidir hayat... Ve hiçlik gibidir gerçek!"
(Sayfa 31)
.
.
.
"Güzü ve anlamların gölgesini seviyorum
Güzün bilinmezliği hoşuma gider hafif ve mendil şeffaflığında
uzun bir aradan sonra doğan şiir gibi.
gece alazının veya loş ışığın gözleri kamaştırdığı. Emekler ama
isim bulamaz hiçbir şeye
Mahcup bir yağmur hoşuma gider
Yalnızca uzak kadınları ıslatan
[Böyle bir güz karşılaştı bir düğün alayımız ile
bir cenazemiz: Sağ ölüyü kutladı, ölü de sağı]
Bir kralı eğilirken görmek hoşuma gider
Tacının incisini geri almak için göldeki balıktan /
Renklerin komünalliği hoşuma gider güz mevsiminde
Mütevazı altın için bir taht yok mütevazı ağaç
yapraklarında, aşkın susamışlığındaki eşitlik gibi /
İki ordunun ateşkesi hoşuma gider
güzü seven ve metaforun yönü konusunda anlaşamayan
iki kadın şair arasındaki atışmayı bekleyen
Ve hoşlanırım
bakış açısı ile ifade arasındaki uzlaşmadan güz mevsiminde!"
(Sayfa 40)
.
.
.
"Geçmişte saygıyla eğilirdim kışın önünde
ve kulak verirdim bedenime. Yağmur, yağmur
müstehcen bir aşk mektubu gibi akıyordu
göğün arsızlığından. Kış. Bir sesleniş. Kadınları
kucaklamaya aç bir yankı. Bir rüzgâr görülüyor uzaktan
bulutları yüklenen bir atın sırtında... Beyaza, beyaz.
Severdim kışı ve yürürdüm randevuma neşeli
suyla ıslanmış boşlukta keyifli. Kısa saçlarımı
kurutuyordu sevgilim buğday ve kestaneyle
büyümüş uzun saçlarla. Yetinmiyordu bu şarkıyla:
Seni seviyoruz ben ve kış
Gitme kal bizimle!
Ve kalbimi ısıtıyor bir ahunun iki sıcak yavrusu. Severdim
kışı ve dinlerdim onu damla damla.
Yağmur, yağmur âşığın gerdeğine giren bir nida gibi:
Sağanak yağ bedenime!.. Kışın içinde yoktu
hayatın sonunu gösteren bir ağlayış.
Başlangıçtı. Umuttu. Ne yapacağım
saç gibi dökülürken ömür
ne yapacağım bu kış?"
(Sayfa 42)
.
.
.
"Gizli bir şeyin sevinciyle kucaklıyordum sabahı
şarkı söylemenin enerjisiyle, yürüyordum
adımlarımdan emin, yürüyordum önsezilerimden emin.
Bir esin sesleniyordu bana: Gel! Sihirli bir işaretti sanki.
Bir düştü geceleyin yıldızımın efendisi olmam için
sırlarını öğretmeye gelmişti... Kendi dilime yaslanarak.
Ben kendi düşümüm. Ben annemin annesiyim
önsezide, babamın babasıyım ve kendi oğlum.
Gizli bir şeyin sevinciyle taşıyordu beni şarkı
telli çalgılar üzerinde. Parlattıkça parlatıyordu
Doğulu bir prensesin elması gibi
Şimdi söylenmezse şarkılar
Bu sabah
Bir daha söylenmeyecekler
Ey aşk, bize feyzini bahşet ki girelim tutkulu yüreklerin
asil savaşına. İklim müsait zira.
Ve güneş sabahleyin biliyor silahlarımızı
Ey aşk! Tek hedefimiz yenilmektir
savaşlarında... Zafer senin olsun, senin olsun
ve methini dinle kurbanlarından: Zafer senin olsun!
Emeklerine sağlık! Dön bize sağ salim biz kaybederken...
Gizli bir şeyin sevinciyle, yürüyordum
Düşleyerek iki dizelik mavi bir şiiri. İki dizelik...
Hem aleni hem gizli olan hafif bir sevinçle ilgili.
Şimdi âşık olmazsa insan
Bu sabah
Bir daha asla âşık olamaz!"
(Sayfa 44-45)
.
.
.
"Rüya görmek için uyumuyorum - dedi kadın adama
Seni unutmak için uyuyorum. Tek başıma uyumak ne güzel
ipek içinde gürültüsüz. Uzaklaş ki tek başına göreyim
seni orada, beni düşünüyorsun seni unuttuğum sırada /
Herhangi bir acı hissetmiyorum yokluğunda
Ne gece ne de dudakların tırmalıyor göğsümü...
Bedenimin üzerine uyuyorum büsbütün büsbütün
kimseyi ona ortak etmeden
Ne ellerin parçalıyor elbisemi ne de ayakların
tıklıyorlar kalbimi, sen kapıyı kapatırken bir tüfek gibi /
Hiçbir eksiğim yok yokluğunda:
Memelerim benimdir. Göbeğim. Çilim. Benim.
Benimdir ellerim, bacaklarım. Benim olan her şey benim.
Senin olsun şehvetli pozlar. Yanına al onları, yarenlik
etsinler sana sürgününde. Kaldır fantezini son bir kadeh
kaldırırcasına. Ve istersen şöyle de: Katilimdir bu aşk.
Ben ise kulak vereceğim bedenime
bir doktor sakinliğinde: Hiçbir şey, hiçbir şey acı vermiyor
bana yoklukta, varlığın uzletinden başka!"
(Sayfa 56)