Mevt-i Ahmer/Kırmızı Ölüm Nefsin istek ve arzularına, hevâ ve hevese muhalefet etmektir. Nefsini öldürmeyen, diriyse de ölüdür. Mevt-i Beyaz/Beyaz Ölüm Açlık ve oruç... Midesi tok olan değil gönlü tok olan evladır. Oruç mideyi aç bıraksa da gönlü doyurur... Mevt-i Ahdar/Yeşil…devamıMevt-i Ahmer/Kırmızı Ölüm
Nefsin istek ve arzularına, hevâ ve hevese muhalefet etmektir. Nefsini öldürmeyen, diriyse de ölüdür.
Mevt-i Beyaz/Beyaz Ölüm
Açlık ve oruç... Midesi tok olan değil gönlü tok olan evladır. Oruç mideyi aç bıraksa da gönlü doyurur...
Mevt-i Ahdar/Yeşil Ölüm
Kıymetsiz ve yamalı elbise giymek... Kibrinden, gururundan soyunmayan insan, gözleri sağlam olup da bakmayan, kulağı sağlam olup da duymayan gibidir...
Mevt-i Esved/Siyah Ölüm
Her olanın ve her olacağın ardındaki asıl faili bilmek... Derdi Allah'tan bilmeyene deva da Allah'tan gelmez...
Tabut dediğin de bir beşiktir. Ölüm sonsuzluğa açılan eşiktir.
Bu diyarın insanı da toprağına benziyordu. Değil mi ki insanın özü de topraktı. Dünya insanı da kendine benzetiyordu. Kendi gibi ediyordu. Belki de sırf bu yüzden insanlar da doğdukları şehirlere benziyordu. Ve bu diyarda yani ki Trabzon'da doğan da biraz Karadeniz'e benziyor, biraz yağmurlara, biraz ağaçlara...
Sevinçten gözlerine yıldızları döküyorlardı.
Ürpertiyor beni evet, hatta bazen korkutuyor lakin zannımca geleceği öğrenebilmek sevdasında olan âdemoğlunun geleceğini görebildiği tek yer de mezarlıklar.
Ölülerin yerine koymaya çalıştım kendimi. Yapamadım. Yaşamak denen tılsım insanı kör ediyor. Görmek istediğinden ve göstermek istediğinden fazlasını göremiyor insan. Yaşamaya bu kadar çok alışınca ölmek diye bir şey yok sanıyor ya da unutuyor, unutturuluyor.
"Hatırlamak için evvela unutmak gerekir. İnsan ancak unuttuğunu hatırlar evlat."
"Ve bil ki herkesin ölümü kendi rengindedir."
"Ölümden neden korkarsın?
Korkma! Ebedi varsın..."
Beden ruhun zindanıdır.
Ölüm ansızın gelmez, insan beklemeyi unutur.
"Yaşamak," dedi " yaşamak, insanı kör eder. Göremezsin. Sağır eder yaşamak, işitemezsin. Ve yaşamak lal eder dilini, istesen de söyleyemezsin.
Yaşamak, kara bir kuyuda olmak gibi. Allah bir mum verir insanın eline bu kara kuyuya önünü görsün diye. O mum gönüldür ve ateşle değil de aşkla yanar. Bilmeyen insan karanlıkla tüketir ömrünü. O mumu yakamayana dünya zindan olur. Lakin fark edemez o. O denli alışmıştır ki karanlığa görmese de gördüm sanır. Ölmese de öldüm sanır. Lakin ölüm o kuyudan çıkmaktır işte. Karanlıkta kalan kuyudan çıkmayı ölüm zanneder de çıkmak istemez, ölmek istemez, bilmek istemez. İnsan kara bir kuyudan aydınlığa çıkacağım diye neden korksun ki?
Allah bu âleme bir inci gibi gönderir insanı. Ak bir inci, toz yok, iz yok ve hatta üzerine değmiş göz yok. Lakin 'geri geldiğinde de aynı böyle gel' der. Kirlenmeden, pislenmeden, tozlanmadan... İnsan öyle gidebileceğinden emin olmadığı için korkar ölümden. Hem korkmak hata edenlerin vasfı değil mi? Günah ile kirlenenler, kir ile gitmekten korkarlar.
Korkun yaşamayı bırakmak mı? Dünyayı ardına almak mı? Unutulmak mı? Nedir ki yaşamak? Hem bu dünyada olan şey yaşamak değil, yaşlanmaktır" dedi ve sustu.
Sanki sormamı bekliyordu. Aklımdakileri tek tek sormamı bekliyordu da ondan öylece duruyordu. Peki, bana bunları neden anlatıyordu? Ölümü anlamam için mi? Yoksa hayatı anlamam için mi?
"Peki, insan neden ölüyor ki?" dedim masum bir çocuğun sorduğu vakit yüzüne düşen şaşkınlıkla.
"Neden doğuyorsa onun için. İnsan doğarken ölüyor evlat" dedi. "İnsan bu âleme bilmek için geliyor, bilirse zaten dünya kıymetsiz kalıyor gözünde. Lakin bilemezse ölünce biliyor ama bilmek acı veriyor."
Bu dünya insan içindir lakin insan bu dünya için değildir.
Toprağı vatan yapan üstünde adım atanlar değil, altında yatanlardır...