Kırlardan Geliyorlar – Turgut Uyar kırlardan geliyorlar ellerinde sümbülteber elbette kırlardan kırlardan gelecekler başka türlü nasıl güzelleşir bu akşamüstleri söyleyin nasıl dayanılır dükkanlara depolara bu katran kokusu başka türlü nasıl geçer sonsuza varmadan bir önceyiz sanki -o sayının da bir…devamıKırlardan Geliyorlar – Turgut Uyar
kırlardan geliyorlar ellerinde sümbülteber
elbette kırlardan kırlardan gelecekler
başka türlü nasıl güzelleşir bu akşamüstleri
söyleyin nasıl dayanılır dükkanlara depolara
bu katran kokusu başka türlü nasıl geçer
sonsuza varmadan bir önceyiz sanki
-o sayının da bir adı vardı unuttum –
her şey öyle saydam öyle madensel
kapıların kilitleri açık ve herkes uykusuz
hepsinin elinde bir saat bir sümbülteber
eskiden şaşardık bazı şeylerin yokluğuna
artık bu yokları var etmeyi usladık
ağaçları budadık omandan balıkları tuttuk denizden
hani bazı açılmaz sanılan kapıları omuzladık
çünkü herkesin elinde bir saat bir sümbülteber
hey koca dünya nasıl avucumuzdasın
nasıl da parlıyorsun ey gözleri maden
çözdüğüm bütün bulmacalardan zorludur yüreğin
elbette kırlardan gelecekler kırlardan
kırlardan gelecekler ellerinde sümbülteber
ey güzelim sümbül ve teber ey canım
gördüğüm sanki o değildi
sanki kuşlar albümünden bir maden
Bir Emir Sultan Romanı ÂSÂ - Fatih DUMAN Bir gözüm olsa o an hiç durmadan ağlardım. Rengi karaydı doğru ama bütün dünyaya ışık yayıyor gibiydi. Her ölüm erken ölümdü ve her ölen ölüme gençti. Vesiletün Necat (Mevlid) -Süleyman Çelebi
Onun için insanın kıymeti sahip olduklarıyla değil de terk edebildikleri ile ölçülür. Allah için neyi feda edebilirsen o kadar fazla yaklaşırsın O'na. "Dünyada insana düşen sabırdır ve sabır dahi bir sırdır. Derdi çok, hüznü çok, çilesi çoktur âdemoğlunun. Zira o…devamıOnun için insanın kıymeti sahip olduklarıyla değil de terk edebildikleri ile ölçülür. Allah için neyi feda edebilirsen o kadar fazla yaklaşırsın O'na.
"Dünyada insana düşen sabırdır ve sabır dahi bir sırdır. Derdi çok, hüznü çok, çilesi çoktur âdemoğlunun. Zira o daha en başından kendi vatanından bir gurbet ele işte bu dünyaya düşmüştür. Geldiği gün ağlamaya başlamış, ömür denen bir sürgüne düşmüştür. Maksat geldiğinde ağlamak değil esas olan öldüğünde ağlamamaktır. Dünyada gözünden yaş döken ahirette tebessümle döner vatanına. Bilin ki kardeşlerim derdimiz çok vaktimiz mahduttur. İnsanız, eksiğiz ve hatalıyız bizler. Nemiz varsa yoktur ve yok olacak. Yok olacak, bitecek, yitecek olan için bunca derde düşmeye, bunca çile çekmeye değer mi? Lakin bitmeyen, tükenmeyen, eskimeyen ve eksilmeyen bir şey var ki o dahi O'nun muhabbetidir. İşte o sebeple bizi O'ndan uzaklaştıran ne varsa bize düşman bizi O'na yaklaştıran her şey bize dosttur. Lakin zordur bilirim. Zira dünya başımızda, nefs başımızdadır. İşte tam da bu anda sabır gerekir. Ve hatta sabra dahi sabır gerekir..."
"Belki de" dedi "nasip olmaması nasibimizdir."
"Gün gecelidir evlatlar, gün gecelidir. Her can uykudayken gönül ayık, her var yok gibiyken sırlar açıktır. Gece günü örter, günahı değil."
"Çölde olan zaten kurudur kâtip, hüner o ki deryaya dalıp da ıslanmamaktır."
"Bir kez Allah demeyen dil bin kelam etse de dilsizdir."
Yol da Senin Yolcu da Senin Menzil de Senin
"Susuz kalmış, dikeni bitmiş güller seni bekler oğul. Gönül dergahını nerede kuracağın, hikmet azığını nerede açacağın bellidir gayri. Gidişin mübarek ola ey Şemseddin Sivasî."
"Bir de Sor ki" dedi " Sivas'ta gül biter miymiş?"
Sual etmek cevaplara hudut koymaktır.
"Her şehrin en güzel yanı, tekrar bu şehre dönmektir."
Yine bir dert için dermân ararım
La-mekân şehrine cevlân ararım
Ciğer pâre pâredir hicr elinden
Başım top etmeye çevgân ararım
Bir kuru zühd ile arttı hicabım
Gönül mülküne Süleymân ararım
Dimâğım fenâdır zükâm elinden
Muteber kılmaya attâr ararım
Teşnedir yüreğim aşkın elinden
Beni kandırmaya ummân ararım
Yakup gibi Yusuf'umu yitirdim
Onu bulam diye Kenan ararım
Doğru vermediler Allah haberin
Bin sözün başı bir güftâr ararım
Şemsi'nin özrü çok takva yolunda
Aybımı örtmeye settâr ararım
Şemsettin Sivasî
İSLAM'DA ÖNEMLİ KAVRAMLAR Size haber vereyim mi? Mü'min, insanların canları ve malları konusunda emin oldukları kişidir. Müslüman, insanların elinden ve dilin-den rahatsız olmadıkları kimsedir. Mücahid, Allah'a itaatte nefsiyle müca-dele edendir. Muhacir ise, hata ve günahlardan uzaklaşandır.
MEVLANA HAZRETLERİNE GÖRE AKIL VE RUH "Aklın beş mertebesi vardır. Birinci mertebe rûh-i hasâsîdir. Beş duyunun zâ-hire gönderdiği telâkkileri kabul eder. Bu rûh-ı hayvânînin aslıdır. Bu ruh süt emen çocukta dahi vardır. İkinci mertebe rûh-i hayâlidir. Beş duyunun vücûde ge-tirdiği…devamıMEVLANA HAZRETLERİNE GÖRE AKIL VE RUH
"Aklın beş mertebesi vardır. Birinci mertebe rûh-i hasâsîdir. Beş duyunun zâ-hire gönderdiği telâkkileri kabul eder. Bu rûh-ı hayvânînin aslıdır. Bu ruh süt emen çocukta dahi vardır.
İkinci mertebe rûh-i hayâlidir. Beş duyunun vücûde ge-tirdiği şeyleri saklar. Zamanı gelince rûh onu akla arz eyler ki mertebesi sabînin bidâyeti, neşv ü nemâsı (çocuğun geliş-mesi)nde bu rûh yoktur.
Üçüncü mertebe rûh-ı aklidir. His ve hayâl dışındaki mânâları ve külli olan zarûrî mârifetleri idrak eder. Bu hâl hay-van ve çocukta yoktur.
Dördüncü mertebe rûh-i fikrîdir. Çeşitli sentez ve analizleri yapar ve akli ilimleri alır, bilgileriyle birleştirir. Bu akıl ulemâ-nın aklıdır. Bu dört akıl derecesine ukûl-1 beşeriyye (insana ait akıl) denir.
Beşinci mertebe rûh-i kudsidir; pey-gamberlere ait akıldır; büyük evliyâya da bu akıl verilmiştir. Bu rûh-i kudsîden en-vâr-ı gaybî (nübüvvet ve velâyet nurlan) ve esrâr-ı lâ raybî (aklın alamadığı ve in-kâr edilemeyen sırlar) bu zatlarda tecellî eder. Bu akıl, âlem-i mânâda ve ilâhî mertebede uçtuğu cihetle kuşa benzer ki, kanatlan ilim ve amel kuvvetidir. Ayrıca muhabbet şevka, velâyet ve kerâmet bunlara benzer sıfatlar sıfât-ı ilâhiye ile mânâ burcunda uçar. (Mes. C1. S.330-Kis-men sadeleştirilmiştir)
Nefis, kibir, gaflet, hırs, haset, nankörlük, israf, gurur, kin, riya, isyan, inkar Görmek sınır koymakmış, anladım. İnsan sadece gördüğü kadar sanırmış dünyayı, yeni öğrendiklerini bile gördüklerine benzeterek anlarmış. Oysa benim gözüme inen o perde sınırları kaldırıvermişti. "Allah bazen vermek için…devamıNefis, kibir, gaflet, hırs, haset, nankörlük, israf, gurur, kin, riya, isyan, inkar
Görmek sınır koymakmış, anladım. İnsan sadece gördüğü kadar sanırmış dünyayı, yeni öğrendiklerini bile gördüklerine benzeterek anlarmış. Oysa benim gözüme inen o perde sınırları kaldırıvermişti.
"Allah bazen vermek için alır."
"Evlat yol kaybedilmez. İnsan kaybolur. Yoksa yol, olduğu yerde durur, bilesin..."
Doğduğun günden beri bir cenk meydanındasın. Peki ya, düşmanının farkında mısın?
"Hem 'bir fincan kahvenin kırk yıl hatırı vardır' derler lakin bir bardak çayın kaç yıllık hatırı olduğu henüz hesap edilememiştir."
"İmkânsız denen şey insan içindir, Allah'a imkânsız yoktur."diyordu.
"Ben derdimi bilir miyim ki derman sorayım?"
Bir meczup gibi eğleşti durdu orada, âlimdi lakin arif olmak istiyordu. Zira ilim ile irfan aynı şey değildi. İlim bilmek içindir irfan hissetmek için. O bildiğini hissetmek istiyordu.
Zira insan sadece günah işleyince tövbe edilir sanır oysa günah işlememek için de tövbe edilir.
-Kendi sır oldu, sırrı ayan-
Şu ana kadar okuduklarım içinde sonunda boşluk hissettiğim ilk kitap oldu. Somuncu Baba'nın Malatya'da geçirdiği vakitlerden de okumayı bekliyordum. Eksik hissettim.
Âmâ Ömer ve genç Ömer.
Ve son.
Olmadı. Nasıl bir sondu anlamadım. Sanki eksik yazılmış bir sondu. Ya da yazılamamış bir sondu. Belki de bende sorun vardı ve anlayamadım ama bir yerlerde bir şeyler eksik hissettirdi.
Mevt-i Ahmer/Kırmızı Ölüm Nefsin istek ve arzularına, hevâ ve hevese muhalefet etmektir. Nefsini öldürmeyen, diriyse de ölüdür. Mevt-i Beyaz/Beyaz Ölüm Açlık ve oruç... Midesi tok olan değil gönlü tok olan evladır. Oruç mideyi aç bıraksa da gönlü doyurur... Mevt-i Ahdar/Yeşil…devamıMevt-i Ahmer/Kırmızı Ölüm
Nefsin istek ve arzularına, hevâ ve hevese muhalefet etmektir. Nefsini öldürmeyen, diriyse de ölüdür.
Mevt-i Beyaz/Beyaz Ölüm
Açlık ve oruç... Midesi tok olan değil gönlü tok olan evladır. Oruç mideyi aç bıraksa da gönlü doyurur...
Mevt-i Ahdar/Yeşil Ölüm
Kıymetsiz ve yamalı elbise giymek... Kibrinden, gururundan soyunmayan insan, gözleri sağlam olup da bakmayan, kulağı sağlam olup da duymayan gibidir...
Mevt-i Esved/Siyah Ölüm
Her olanın ve her olacağın ardındaki asıl faili bilmek... Derdi Allah'tan bilmeyene deva da Allah'tan gelmez...
Tabut dediğin de bir beşiktir. Ölüm sonsuzluğa açılan eşiktir.
Bu diyarın insanı da toprağına benziyordu. Değil mi ki insanın özü de topraktı. Dünya insanı da kendine benzetiyordu. Kendi gibi ediyordu. Belki de sırf bu yüzden insanlar da doğdukları şehirlere benziyordu. Ve bu diyarda yani ki Trabzon'da doğan da biraz Karadeniz'e benziyor, biraz yağmurlara, biraz ağaçlara...
Sevinçten gözlerine yıldızları döküyorlardı.
Ürpertiyor beni evet, hatta bazen korkutuyor lakin zannımca geleceği öğrenebilmek sevdasında olan âdemoğlunun geleceğini görebildiği tek yer de mezarlıklar.
Ölülerin yerine koymaya çalıştım kendimi. Yapamadım. Yaşamak denen tılsım insanı kör ediyor. Görmek istediğinden ve göstermek istediğinden fazlasını göremiyor insan. Yaşamaya bu kadar çok alışınca ölmek diye bir şey yok sanıyor ya da unutuyor, unutturuluyor.
"Hatırlamak için evvela unutmak gerekir. İnsan ancak unuttuğunu hatırlar evlat."
"Ve bil ki herkesin ölümü kendi rengindedir."
"Ölümden neden korkarsın?
Korkma! Ebedi varsın..."
Beden ruhun zindanıdır.
Ölüm ansızın gelmez, insan beklemeyi unutur.
"Yaşamak," dedi " yaşamak, insanı kör eder. Göremezsin. Sağır eder yaşamak, işitemezsin. Ve yaşamak lal eder dilini, istesen de söyleyemezsin.
Yaşamak, kara bir kuyuda olmak gibi. Allah bir mum verir insanın eline bu kara kuyuya önünü görsün diye. O mum gönüldür ve ateşle değil de aşkla yanar. Bilmeyen insan karanlıkla tüketir ömrünü. O mumu yakamayana dünya zindan olur. Lakin fark edemez o. O denli alışmıştır ki karanlığa görmese de gördüm sanır. Ölmese de öldüm sanır. Lakin ölüm o kuyudan çıkmaktır işte. Karanlıkta kalan kuyudan çıkmayı ölüm zanneder de çıkmak istemez, ölmek istemez, bilmek istemez. İnsan kara bir kuyudan aydınlığa çıkacağım diye neden korksun ki?
Allah bu âleme bir inci gibi gönderir insanı. Ak bir inci, toz yok, iz yok ve hatta üzerine değmiş göz yok. Lakin 'geri geldiğinde de aynı böyle gel' der. Kirlenmeden, pislenmeden, tozlanmadan... İnsan öyle gidebileceğinden emin olmadığı için korkar ölümden. Hem korkmak hata edenlerin vasfı değil mi? Günah ile kirlenenler, kir ile gitmekten korkarlar.
Korkun yaşamayı bırakmak mı? Dünyayı ardına almak mı? Unutulmak mı? Nedir ki yaşamak? Hem bu dünyada olan şey yaşamak değil, yaşlanmaktır" dedi ve sustu.
Sanki sormamı bekliyordu. Aklımdakileri tek tek sormamı bekliyordu da ondan öylece duruyordu. Peki, bana bunları neden anlatıyordu? Ölümü anlamam için mi? Yoksa hayatı anlamam için mi?
"Peki, insan neden ölüyor ki?" dedim masum bir çocuğun sorduğu vakit yüzüne düşen şaşkınlıkla.
"Neden doğuyorsa onun için. İnsan doğarken ölüyor evlat" dedi. "İnsan bu âleme bilmek için geliyor, bilirse zaten dünya kıymetsiz kalıyor gözünde. Lakin bilemezse ölünce biliyor ama bilmek acı veriyor."
Bu dünya insan içindir lakin insan bu dünya için değildir.
Toprağı vatan yapan üstünde adım atanlar değil, altında yatanlardır...
"Dünyadan sahibime kaçıyorum." "Senin sahibin Allahmış." "Eskiler 'es-sohbetü bila çay kes'semai bila ay' demişler."dedi tebessüm ederek. "Çaysız sohbet aysız gökyüzüne benzer. İşte şimdi muhabbete başlayabiliriz." "Kapını, elini ve sofranı açık tutacaksın. Dilini, gözünü, belini bağlı tutacaksın." "Her şeyden önce inanmanın…devamı"Dünyadan sahibime kaçıyorum."
"Senin sahibin Allahmış."
"Eskiler 'es-sohbetü bila çay kes'semai bila ay' demişler."dedi tebessüm ederek. "Çaysız sohbet aysız gökyüzüne benzer. İşte şimdi muhabbete başlayabiliriz."
"Kapını, elini ve sofranı açık tutacaksın.
Dilini, gözünü, belini bağlı tutacaksın."
"Her şeyden önce inanmanın önemi var. İnanmadan ne bu yol yürünür ne bu söz söylenir ne de söylenen dinlenir."
"Kurdu çakala değil ama ite boğdurmuşlardı."
"Aslanlar kendi hikâyelerini yazana dek, hikâyeler hep avcıları övevektir..."