Atatürk’ ün okullarda okutulmalı dediği kitap. `grigory petrov``'un ``beyaz zambaklar ülkesi` “milyonlarca halk bedenen, ruhen, fikren ve ahlâken çürüyor da hiç kimse bu kokuşmuşluğu görmüyor. herkesin karakteri bozulmuş veya herkes bu yozlaşmışlığa alışmış da, bunu doğal bir durum sanıyor sanki.”…devamıAtatürk’ ün okullarda okutulmalı dediği kitap.
`grigory petrov``'un ``beyaz zambaklar ülkesi`
“milyonlarca halk bedenen, ruhen, fikren ve ahlâken çürüyor da hiç kimse bu kokuşmuşluğu görmüyor. herkesin karakteri bozulmuş veya herkes bu yozlaşmışlığa alışmış da, bunu doğal bir durum sanıyor sanki.”
bu cümle, `grigory petrov`'un `beyaz zambaklar ülkesi`'nde isimli eserindeki toplumsal çürüme eleştirisinin bir parçasıdır. petrov, özellikle `finlandiya`'nın geri kalmışlık dönemindeki ahlâkî, sosyal ve kültürel durumunu anlatırken halkın içine düştüğü dağınıklığı, moralsizliği ve “`alışılmış çürüme hâlini`” tasvir eder.
`petrov`, bu tespitten sonra şuna dikkat çeker:
toplumun çürümesi aslında bir anda ortaya çıkan bir felaket değil; yavaş yavaş, kimsenin fark etmediği, herkesin normal saydığı bir süreçtir. insanlar tembelliği alışkanlık, haksızlığı kader, yozlaşmayı hayatın olağan akışı olarak görür hâle gelmiştir.
kimse yükselmeyi düşünmez; herkes bulunduğu çukurda kalmayı doğal bulur.
eğitim çökmüştür, çalışma disiplini kaybolmuştur, ahlâk bir süs gibi görülür. halk, kendi içindeki potansiyeli fark edecek iradeyi bile kaybetmiştir.
`petrov` bu bölümde, toplumun karanlıktan çıkması için önce kendini görmesi, sonra da “`uyanması`” gerektiğini vurgular. asıl değişimin devletlerden değil, toplumun içinden, halkın bilincinden başlaması gerektiğini söyler.
sizinde aynı fikirde olduğunuzu düşünüyorum.
1. `Toplumun Kendi Kaderine Terk Edilmişliği`
`Petrov`, halkın büyük kısmının karanlık içinde yaşadığını, bilgisizliğin ve umutsuzluğun bir yaşam biçimine dönüştüğünü anlatır.
• İnsanlar kendi fakirliklerini kader sayar.
• Düzeni bozuk bir toplumda herkes suçu birbirine atar.
• Halk “`nasıl olsa hiçbir şey değişmez`” düşüncesine saplanmıştır.
Bu, çürümüşlüğün en tehlikelisi: `alışmak`.
2. `Ahlâkî Çöküşün Fark Edilmemesi`
Yazar, toplumun ahlâk seviyesinin düşmesini, fakat kimsenin bunu fark etmeyişini vurgular.
• Ahlâk sadece sözde kalmış, davranışlara yansımamıştır.
• Kültürsüzlük ve kabalık günlük hayatın parçası hâline gelmiştir.
• İnsanlar kötüye kötü demekten bile çekinir hâle gelmiştir.
`Petrov`’a göre:
“Ahlâksızlığın en kötüsü, insanların artık onu ahlâksızlık olarak görmemesidir.”
3. `Tembellik ve Çalışma Disiplininin Kaybolması`
Fin halkı uzun süre “`nasıl olsa gelişemeyiz`” düşüncesiyle tembelliğe sürüklenmiştir.
• Halk çalışmaya gönülsüz, eğitime isteksizdir.
• Toplum üretmek yerine yalnızca tüketir.
• Sürekli bahaneler bulunur: “`Hava soğuk, şartlar kötü, imkan yok…`”
Burada yazar, irade çöküşünün, ekonomik çöküşten daha tehlikeli olduğunu anlatır.
4. `Kötülüğe Karşı Sessizlik`
Kitapta, kötülüğün ve yozlaşmanın karşısında duran çok az kişi olduğu vurgulanır.
• Herkes kötülüğün farkında ama kimse ses çıkarmıyor.
• “`Bana ne? Ben karışmam.`” zihniyeti yaygın.
• Sessizlik, bozukluğun güçlenmesine yol açıyor.
`Petrov`, bu durumu “`çürüyen bir ormanı kimsenin fark etmemesine`” benzetir.
5. `Uyanışın İlk Kıvılcımları`
Her şey karanlık görünse de, kitabın başka bölümlerinde yazar şu temayı işler:
Toplumun içinden çıkan birkaç idealist insan, kocaman bir ülkeyi değiştirebilir.
• Bir öğretmen, bir subay, bir din adamı bile büyük dönüşüm başlatabilir.
• Önce gençler, sonra köylüler, sonra tüm millet uyanmaya başlar.
• Değişim yukarıdan değil, aşağıdan–halktan gelir.
Bu da kitabın temel mesajlarından biridir:
Çürüme bulaşıcı olduğu gibi, iyileşme de bulaşıcıdır.
6. `Liderlerin Sorumluluğu ve Halkın Bilinçsizliği`
Devlet adamlarının kayıtsızlığı da işlenen temalardandır.
• Yöneticiler halkı ihmal eder, sadece kendi makamlarının derdindedir.
• Halk da bilinçsiz olduğu için sorgulamaz, takip etmez.
• Toplum böylece kendi kendini aşağı çeken bir döngüye girer.
`Petrov`’un vurgusu:
Toplum yükselmek istiyorsa hem halk hem liderler aynı anda uyanmalıdır.
`modern türkiye !!`
Bugünün Türkiye’sinde de tıpkı Petrov’un anlattığı gibi, toplumun büyük kesimi bir yorgunluk, bir yılgınlık, bir “`alışmışlık`” hâlinin içinde yaşıyor sanki. Gündelik dertler, ekonomik baskılar, adaletsizlik hissi, değerlerin hızla tüketilmesi… Hepsi bir araya gelince toplumun ruhunda ince bir çatlak oluşuyor.
İnsanlar çoğu zaman yanlışın yanlış olduğunu bile söylemeye çekinir hâle geliyor.
Çünkü yorulmuşlar.
Çünkü “`zaten bir şey değişmiyor`” duygusu kemikleşmiş.
Tıpkı Petrov’un Finlandiya’sında olduğu gibi, çürümenin en tehlikelisi — alışıldığında ortaya çıkıyor.
`Ahlâkî karmaşa`
Bugün pek çok kişi, değerlerin hızla tüketilmesini sıradan bir şeymiş gibi karşılıyor.
Toplumsal nezaket azalıyor, kaba kuvvet ve kabalık normalleşiyor.
Herkes kendi derdine gömüldükçe, ortak iyilik duygusu zayıflıyor.
`Toplumsal soğuma`
İnsanlar birbirlerine karşı daha şüpheci, daha gergin, daha kopuk.
Sosyolojik olarak buna “toplumsal soğuma” denir.
Petrov’un betimlediği o “ruhun donması” burada da hissediliyor.
`İrade yorgunluğu`
Türkiye’de milyonlarca insanın ortak duygusu:
“Ne kadar çalışırsam çalışayım, bir şeyler yine tıkanıyor.”
Bu duygu uzun vadede toplumun enerjisini tüketir; tıpkı Petrov’un halkının kendi kabuğuna çekilmesi gibi.
`Eğitimde derin yaralar`
Petrov’un en sert eleştirisi halka değil, eğitimin çökmüş hâlineydi.
Modern Türkiye’de de insanlar sık sık şöyle söylüyor:
“Eğitim var ama nitelik yok.”
Bu da toplumu ileri taşıyacak insan kaynağını zayıflatıyor.
`Sessizlik kültürü`
Kötüye kötü demek cesaret ister hâle geliyor.
Kimse kendi huzurundan olmamak için sesini çıkarmıyor.
Petrov’a göre işte asıl çürüme burada başlar:
Kötülüğü yapanlar değil, onları sessizlikle izleyenler toplumu geriletir.
`Ama tıpkı Finlandiya gibi, umut da var`
Petrov’un en güçlü mesajı şuydu:
Bir ülkeyi kurtaran da batıran da halkın içindeki bilinçtir.
Bugün Türkiye’de de:
• Gençlerin enerjisi,
• Bilgiye açlık,
• Bireysel çabalar,
• Üreten, öğrenen, sorgulayan insanlar
hala büyük bir potansiyel taşıyor.
İster sanatla, ister bilimle, ister bireysel duruşla…
Küçük bir kıvılcım, büyük bir değişimi başlatabilir.
Petrov’un Finlandiya’sı nasıl karanlıktan çıkıp bir eğitim ve kültür mucizesine dönüştüyse,
bugün de Türkiye’de uyanışın tohumları çoktan ekilmiş durumda.
Mesele şu:
Bu tohumların büyümesini engelleyen alışkanlıklardan, yılgınlıktan, korkudan kurtulmak.