yıl bitene kadar 33 kitap okuyorum #32 gece gece okuduğum şeftali ağacının beni ağlatmasının sebebi hormonlar mı yoksa kitap sahiden duygusal mı ikilemi arasında gidip geliyorum. yıllardır okumak istediğim ve muazzam bir yazar olduğundan emin olduğum yazarın 2 kitabını aynı…devamıyıl bitene kadar 33 kitap okuyorum #32
gece gece okuduğum şeftali ağacının beni ağlatmasının sebebi hormonlar mı yoksa kitap sahiden duygusal mı ikilemi arasında gidip geliyorum.
yıllardır okumak istediğim ve muazzam bir yazar olduğundan emin olduğum yazarın 2 kitabını aynı gün okumak bünyeme biraz ağır gelmiş olabilir. (her ne kadar çocuk kitabı olsalar da)
süslü yalanlarla donatmaya gerek yok yazıyı. çoğu insanın aksine ben doğayı sevmem doğada huzur da bulmam (aynı şey yağmur için de geçerli) hatta tam tersi beni aşırı rahatsız eder doğada olmak. ama bu kitapta şeftalinin ağzından (evet doğru yazdım siz de doğru okudunuz) onun büyümesine tanıklık etmek garip bi şekilde huzurlu hissettirdi. gerçi sonrasında aniden koskocaman bir hayal kırıklığı yaşattı ama...
zaten başlangıçta güzel olan her şeyin sonunda üzmek gibi bir olayı vardır... kıssadan alakasız hisse.
sayfalarını hevesle çevirdiğim, kısa ama bana göre fazlasıyla etkileyici bir eser oldu. günün tüm yorgunluğunu aldı üstüne biraz daha yorgunluk kattı geri verdi ama sağlık olsun. saçmalamadan bitiremezdim çünkü o zaman bana özel olmazdı bu yazı. gözlerim ve beyin fonksiyonlarım kapanıyor motor becerilerim yavaş yavaş yitiriliyor o yüzden iyi geceler dileyip kaçıyorum. her şeftali gördüğümde artık aklıma ali ve mehmet gelecek...
motor becerileri demişken bugün alakasız bir anda beyefendinin birisi "ne kadar hızlı yazıyorsun klavyede motor becerilerin gelişmiş baya" dedi bu alay mıydı ciddi miydi tam çözebilmiş sayılmam hâlâ ama ben bunu iltifat olarak alacağım mesela.
yersiz anımızı da anlattığımıza göre bazıları hariç herkese iyi geceler, bazılarının gecesi kursağında kalsın.
.
.
.
.
demek ki aynı anda ölüyor, yok oluyor, ama kendi kendimden yeni bir yaşamı doğuruyor ve yine var oluyordum.
hep baygın yatsam keşke
dinlenmiş ve dinçtim. kendi içimde gelişmiş, kendimi yemiş bitirmiştim; ama yok olmak demek değildi bu, başkalaşmak, biçim değiştirmek demekti
aslında her şey her an değişmekteydi. değişmeler üst üste yığılıp, beklenen birikime ulaşınca madde kendiliğinden başkalaşıyor, bir önceki şeyden daha yeni, daha başka bir şey oluyordu.
o gün bu gün, kaç yıl geçti ömrümden bilmiyorum. bahçıvan bir tek olsun şeftalimi tadamadı, tadamayacak da... ona baş eğmiyorum, ister korkutsun beni, ister kessin, ya da aksine sevsin baş tacı yapsın, boyun eğmiyorum işte!..