Bir festival şekeri, muhafazakar ekmeği, gerçeklerden esinlenmiş ilk bakışta iç ısıtan sonrasında burkan bir yapım. Festival filmi olduğunu biraz dekordan, biraz oyuncu seçimlerinden belli ediyor. Film 1914 ateşkesini anlatıyor. İlber Ortaylı edasıyla "biliyosunuz 1914 noel ateşkesi" deyip geçiyorum. Ancak klişe…devamıBir festival şekeri, muhafazakar ekmeği, gerçeklerden esinlenmiş ilk bakışta iç ısıtan sonrasında burkan bir yapım.
Festival filmi olduğunu biraz dekordan, biraz oyuncu seçimlerinden belli ediyor.
Film 1914 ateşkesini anlatıyor.
İlber Ortaylı edasıyla "biliyosunuz 1914 noel ateşkesi" deyip geçiyorum.
Ancak klişe ama doğru olan "insanı insana kırdırmasalar" temelli söylemler güzel elden geçirilmiş.
Genç alman devletinin subayı, nispeten daha kuralcı fakat kimseden aşağı kalmayan centilmenliği, hayatı karmakarışık fransız subayı ve kırgın iskoçlar gibi tonlamaları gayet iyi geçirmişlerdi. Bolca sosyal mesaj, iyi oyunculuklar...
Hani vardır ya kadınlar için çekilmiş yılbaşında veya yaz tatilinde köyüne dönen aşırı başarılı kapitalist femboss abla, bir anda birine vurulur- tarzı romantik, filmler. İşte bu erkek versiyonudur.
Papa'nın araya girerek " Meleklerin şarkılar söylediği gecelerde silahlar susmalı" raconundan sonra bir alman operetin türkü söylemesine binaen (bkz.Walter Kirchoff- fizikçi kirchoffun kayıp amcaoğlu) ateşkes ilan edilir. Zaten bütün semavi dinler o kadar da kendine özgü olamadığı için herkes bir anda ilahileri tanır ve eşlik eder. Ondan sonra maç mı dersin cıgara dönme mi dersin, kısıtlı imkanlarla karı kız kesme (1914 usülü renksiz foto) mi dersin, bir erkeği gerizekalı yapan hemen herşeyi paylaşırlar. Asıl ibretlik olan ise bunu dil, mezhep, coğrafya ve savaşın durduramamasıdır. Yanisi hanımlar, ne zamanki kendinizi bir dil grubundan, bir peygamberden, bir savaş alanından, kudretli kumandanlardan daha güçlü hissederseniz, adamları o zaman değiştirmeyi deneyin. Yoksa bulaşmayın.
Gelelim işin iç yüzüne, Birinci cihan harbi her ne kadar tatsızlıkların patlamasıysada hala insanların arasına "Verdun, modern savaş teknoloji ve doktrinleri" gibi beynelmilel insan imalatı dehşetler girmemişti. Dolayısıyla aslında biraz daha kendinizi verip bakarsanız filmde "avrupa birliğinin" temellerini de görürsünüz.
Dünyanın en anlamsız, statik, ezici, boğucu savaş stili olan siper muharebelerinde dahi insanlar, (özellikle basic male human) çokta akıllı mantıklı değildir ve bunun özgüveni de mevcuttur. Filmdeki gibi bir anda dillerini bilmedikleri ve aylardır birbirlerini boğazladıkları adamlarla futbol oynayabilir, kol düğmesi değişebilir, sigara dönebilir, bunu anasına bacısına yazabilir ve hatta "yav ben bunu vurmak istemiyim ha" diyebilir. İşte orada "düz adam" sınırların kalktığını görür, karşısında gözü dönmüş bir hayvan değil hannoverli bir ayakkabıcı, gariban bir berber, kahvede tavla oynadığı mahalle gencini görür. Onları öldürmüşmüdür ki bunları öldürsündür. Yadırgamaz...
Onları oraya getiren hangi patronun nereye çökeceğidir. Kimin kime borç verdiğidir, kimin nereyi sömürdüğüdür. Hatta o kadar bihaberdirler ki bir Alman bir İngilize sorar ateşkeste "sizin işiniz gücünüz yok mu kardeş, burada bizimle savaşıyorsunuz" diye, bunu bir süre düşünürler...
Bazı cephelerde, siperden çıkmak veya ateşkes lafı vatana ihanetle suçlanmaktaydı. Bu tarz durumlarda kurmaylar derin bir varoluşsal sancıya sürüklenirler. Bu savaş savaşılacaktır. Ancak aynen aktarıyorum "artık onları tanıdık, nasıl soğukkanlılıkla vurabiliriz ki" diye not düşen ne yapacağını bilemez bir ingiliz subayıdır. O zamanlar orada olan efsane fransız Charles DeGaulle "fransız piyadesinde düşmanı kendi haline bırakmak için acılı bir istek görüyorum" diyecek, kumandan Victor d'Urbal ise "adamlar komşularıyla tanıştı" diye yazacaktı.
Askerler siper mesafeleri düştükçe iletişim kurabilmekte, birbirleriyle maşşak geçmekte, kendilerince hedefler yapıp nişancılık yarışmaları yapmakta, hediyeleşmekte, "hele sizin oralarda nolmuş diyerek gazete takas etmekte, şarkı söylemekte, çoğu Alman, İngiltere'de çalışmış veya bulunmuştu, futbol liginde neler olduğunu, tuttukları takımların ahvalini sormaktaydı. İşler bir noktada siperden sipere tribün gibi slogan atmalara ve resmi olmayan ateşkes ilan etmelere varmıştı.
Siper savaşları, korkunç ve iğrenç olmasına rağmen beraberinde iletişimi de yanlışlıkla getirmişti.
Şimdi her zaman olduğu gibi bu batı cephesidir. Bir gözle bakılır. Kayıtlarda olup burada olmayan avrupanın üvey evladı biz ve ruslar... Doğu cephelerinde fazla kayıt yoktur.
Ancak benzerleri Çanakkale'de de olur.(ki biz dindaş falanda değiliz)
Velhasıl kelam Lieutenant Colonel Dave Grossman'ın On Killing'i, benimde şahsi gözlemlerim ve filminde anlatmak istediği gibi, kimse kimseyi sistematik olarak öldürmek istememekte, hatta doğru düzgün öldürmek istememektedir ve hatta buna direnmektedir. Ben kağıt üzerinde ve dilde sevilmeyen bir adamımdır. Ama çok memleket görmüşüm çok sevilmişim. Bakmayın siz efendilerin ne dediğine, başbaşa kalınca kız kesiyoruz en sonunda...