My Favourite Cake, 70 yaşındaki Mahin’in Tahran’daki yalnızlığıyla açılıyor. Kocasını kaybetmiş, kızı Avrupa’ya göç etmiş; hayat sessiz, ev geniş, günler birbirinin aynısı. Öğleden sonra çayı için arkadaşlarıyla buluştuğunda, ondan beklenmeyecek bir şey fısıldanıyor kulağına: aşk. Yeniden. Bu fikir Mahin’i hem…devamıMy Favourite Cake, 70 yaşındaki Mahin’in Tahran’daki yalnızlığıyla açılıyor. Kocasını kaybetmiş, kızı Avrupa’ya göç etmiş; hayat sessiz, ev geniş, günler birbirinin aynısı. Öğleden sonra çayı için arkadaşlarıyla buluştuğunda, ondan beklenmeyecek bir şey fısıldanıyor kulağına: aşk. Yeniden. Bu fikir Mahin’i hem ürkütüyor hem de içini tuhaf bir umutla dolduruyor. Uzun süredir kapalı tuttuğu bir kapı aralanıyor sanki. Birine yeniden yer açma ihtimali, korkuyla karışık bir heyecan yaratıyor.
Derken, şans eseri bir karşılaşma… Ve o karşılaşmanın, Mahin’in hayatında belki de unutamayacağı tek bir akşama dönüşmesi. Film, çok sade ama çok güçlü bir yerden söylüyor sözünü: Kadın her yaşta kadındır. Yakınlık ihtiyacı, sevilme arzusu, dokunulma isteği yetmiş yaşında da aynıdır. Ne eksik ne fazla.
Yönetmen, izleyiciyi sona doğru adım adım hazırlıyor aslında. Adam eczanede “ilaç almam gerek” dediğinde, zihnin bir köşesinde o ihtimal beliriyor. Aldığı ilacın üzerinde sildenafil 50 mg yazıyor. Yanılmıyorsam Viagra türevi. Ardından gelen cümleler… “Ben yalnız ölmekten korkuyorum.” Bahçedeki nane sohbetinde söylenen o cümle: “Hiçbir şey sonsuza dek sürmez.” Daha ne desin? Film bağırmıyor ama fısıltıyla her şeyi söylüyor.
Adamın tarafından bakınca, belki de hayatının en mutlu gecesi bu. Seviyor, seviliyor. Uzun zamandır özlediği ev yemeklerini yiyor, şarap içiyor, dans ediyor. Yıllar sonra bir evin içinde misafir değil, ev sahibi gibi hissediyor. Peki ya geride kalan? Mahin’in elinde ne var? Bulanık birkaç fotoğraf. Bahçesinde gömülü bir aşk. Bir gecelik bir Sindirella masalı gibi… Hayat ne kadar acımasız. Üstelik bu sadece bir film. Hem de bir İran filmi.
Bazı filmler vardır; kendinizi onlara o kadar yakın hissedersiniz ki izlediğinizi unutursunuz. Sanki bir kurmacayı değil, birilerinin ev hayatını gizlice izliyormuş gibi olursunuz. My Favourite Cake benim için tam olarak öyleydi. İçten, gerçekçi, sade. Umut veriyor, sonra o umudu sessizce geri alıyor. “Hayatta hiçbir şey için geç değil” dedirtiyor; bir anda da “her şey için geç olabilir” duygusunu bırakıyor insanın içine. İran “devrimi” gibi: Mücadele etmek için geç değil belki ama sanki artık mücadele de yetmeyecekmiş gibi… Yine de sevgi varsa, umut hep var. Bu filmde sevgi çok. Sessiz, gösterişsiz ama derin.
En çok da neye kahroldum biliyor musunuz? Mahin’in elinde o geceden doğru düzgün bir fotoğraf bile yok. Eli titremiş teyzenin çekerken. Üç dört tane çekmiş, hepsi bulanık. Hayatta bazı anlar vardır; yaşanır, kalbinizin en derinine kazınır ama geriye kanıt olarak hiçbir şey kalmaz. Sadece siz bilirsiniz. İşte bu film, tam da o anlar gibi. Uzun süre akıldan çıkmayan, bazı sahneleri gözünüzün önünden gitmeyen, ruhunuza sessizce bir şeyler ekleyen türden.