Reenkarnasyon hakkında ne düşünüyorsunuz? Sizce reenkarnasyon gerçekten var mıdır, yoksa ölümden sonra dünyaya dönmek imkânsız mıdır? Gerek ilahi dinler gerekse beşerî dinler, ölümden sonra dirilmenin hak olduğunu savunurlar. Ancak bu dirilme, dünyada değil; ruhani bir âlemde gerçekleşir. İslam dinini ele…devamıReenkarnasyon hakkında ne düşünüyorsunuz?
Sizce reenkarnasyon gerçekten var mıdır, yoksa ölümden sonra dünyaya dönmek imkânsız mıdır?
Gerek ilahi dinler gerekse beşerî dinler, ölümden sonra dirilmenin hak olduğunu savunurlar. Ancak bu dirilme, dünyada değil; ruhani bir âlemde gerçekleşir. İslam dinini ele alırsak —diğer dinlerde kavramlar aynı mıdır emin değilim— bu diriliş berzah âleminde (kıyamete kadar beklenilen yer) ve ardından ebedî âlemde gerçekleşir.
Fakat bazı inanışlara, bazı kişilere göre bu diriliş dünya üzerinde olur. Ruh, bedenin ölümünden sonra farklı bir bedende yeniden dünyaya gelir. “Gerçek midir, değil midir?” sorusunun cevabı ise bilimsel olarak hiçbir zaman kanıtlanamaz gibi görünmektedir ve bu gizemini daima korur.
Şimdi sizleri reenkarnasyonla ilgili, dilden dile dolaşan bir hikâyeye götüreceğim. Bu hikâye gerçek midir yoksa yalnızca bir şehir efsanesi midir, bilinmez. Ben sadece aktaracağım; yorumlaması size kalmış.
1960’lı yıllarda, Adana’da yaşandığı söylenen gizemli ve akıllara sığmayacak bir hadisedir bu.
O dönemde Adana’da gazino işletmeciliği yapan Ahmet Delibalta, solistinin işi bırakması üzerine kendisine yeni bir solist bulmak için İstanbul’a doğru yola çıkar. İstanbul’dan Adana’ya dönüş yolunda bindiği uçak, Toros Dağları’nın eteklerinde yoğun kar ve tipi nedeniyle irtifa kaybeder ve düşer. Yolculardan hiç kimse sağ kurtulamaz.
Bu uçak kazasını şimdilik bir kenara bırakıp hikâyemizin merkezindeki çocuğa gelelim.
Ahmet Delibalta’nın ölümünden birkaç gün sonra, Yusuf ve Latife Kılıç çiftinin oğulları Erkan dünyaya gelir. Erkan, uçak sesinden aşırı derecede korkan bir bebektir. Ailesi bunu ilk başta yüksek sese karşı duyulan doğal bir korku olarak yorumlar ve pek üzerinde durmaz.
Erkan 4–5 yaşlarına gelip düzgün konuşmaya başladığında ise ailesinin anlam veremediği cümleler kurmaya, akıl almaz iddialarda bulunmaya başlar.
“Sen benim annem değilsin,” der annesine.
Adının Erkan olmadığını söyler:
“Ben aslında Ahmet Delibalta’yım. Bir uçak kazasında öldüm.”
Erkan bu sözleri sürekli tekrar edince ailesi durumdan şüphelenir ve onu bir uzmana götürür. Erkan orada da aynı şeyleri anlatır: Gazino işlettiğini söyler, kazanın ne zaman, nasıl ve nerede gerçekleştiğini detaylarıyla anlatır. Üstelik 5 yaşındaki bir çocuktan beklenmeyecek bir olgunlukla…
Aile araştırma yaptığında, Erkan’ın anlattığı gibi bir uçak kazasının gerçekten yaşandığını ve o kazada Ahmet Delibalta adında bir gazino sahibinin hayatını kaybettiğini öğrenir. Bu noktadan sonra Kılıç ailesi için olaylar daha da gizemli bir hâl alır.
Erkan, kazada hemen ölmediğini; kazadan sonra donarak hayatını kaybettiğini söyler. Bu bilgi, yalnızca uzmanların bildiği bir ayrıntıdır ve Erkan’ın bunu nereden bildiği büyük bir soru işareti oluşturur.
Kılıç ailesi, görüştükleri uzmanın da önerisiyle Ahmet Delibalta’nın ailesiyle iletişime geçmeye karar verir. Delibalta ailesi Adana’da tanınmış bir aile olduğu için onlara ulaşmak zor olmaz.
Yola çıktıklarında Erkan önce, işletmecisi olduğunu söylediği gazinoya gitmek ister. Yolu hiç şaşırmadan tarif eder. Gazinoya vardıklarında, Ahmet Delibalta hayattayken orada çalışan kişileri tek tek tanır ve isimleriyle hitap eder. Bu durum hem ailesini hem de gazino çalışanlarını hayrete düşürür.
Daha sonra Delibalta ailesinin evine giderler. Erkan bu evi de kolaylıkla tarif eder. Eve girdiklerinde, evdeki herkesin adını tek tek sayar. Elbette bunlar, tanınmış bir aile olduğu için ezberletilmiş olabilir diye düşünülür.
Ancak asıl sarsıcı olan şudur:
Erkan, yalnızca aile içinde yaşanmış, kimsenin bilmemesi gereken olayları anlatmaya başlar. Anlattıkça anlatır… Ahmet Delibalta’nın eşiyle konuşurken, ikisi arasında geçen son derece özel anlardan bahseder. Kadın büyük bir şok yaşar.
Bu arada Ahmet Delibalta’nın iki eşi vardır. Erkan, diğer eşi Fehime ile de görüşmek istediğini söyler. Birlikte Fehime’nin evine giderler. Fehime, Erkan’a kendisini tanıyıp tanımadığını sorar. Erkan tanıdığını söyler:
“Sen benim karımsın,” der.
Ardından Fehime kızını gösterir:
“Peki bu kızı tanıyor musun?” diye sorar.
Erkan tanımadığını söyler ve ekler:
“Ben ölmeden önce sen hamileydin. Bu benim kızım olabilir.”
Kılıç ailesi tüm bu yaşananların ağırlığıyla eve döner. Erkan sürekli karısının yanına gitmek istediğini söyler, defalarca kaçmaya çalışır. Aynı zamanda Ahmet Delibalta’nın hayatına dair detayları anlatmayı sürdürür.
Aile, artık son bir kanıt ister. Erkan bir arkadaşından bahseder:
“Onunla saatlerimizi değiştirmiştik. Ona verdiğim saatin kordonunda diş izi var.”
Bahsedilen kişi bulunur, saat incelenir. Gerçekten de kordonun üzerinde bir diş izi vardır.
Erkan iddiasından asla vazgeçmez:
O, Ahmet Delibalta’dır.
Bu olayın gizemi hiçbir zaman çözülemez. Gün gelir, Erkan ve ailesi bir anda ortadan kaybolur. Nerede yaşadıkları, ne yaptıkları asla öğrenilemez.