Absürt + Kan + Tempo B-movie, grindhouse az bilen kült filmler Kill List (2011 – İngiltere, Ben Wheatley) başta sıradan bir kiralık katil işi gibi başlar. hedefler var, para var, evli barklı adamlar var. sonra film yavaş yavaş bir kâbusa…devamıAbsürt + Kan + Tempo
B-movie, grindhouse az bilen kült filmler
Kill List (2011 – İngiltere, Ben Wheatley)
başta sıradan bir kiralık katil işi gibi başlar. hedefler var, para var, evli barklı adamlar var. sonra film yavaş yavaş bir kâbusa dönüşür. mizah silinir, ritim bozulur, gerçeklik erir. izlerken “az önce ne izliyordum?” dersin. cesur, rahatsız edici, unutulmaz.
Turbo Kid (2015 – Kanada / Yeni Zelanda, François Simard & ekibi)
80’ler VHS estetiği, BMX bisikletli bir çocuk ve aşırı kan. kiralık katil yok ama herkes potansiyel cellat. film, gore’u masumiyetle çarpıştırır. neon renkler, bağırsaklar, chiptune müzik. absürt mutluluk.
Dad & Mom (2017 – ABD)
sakin bir banliyö, sıradan ebeveynler ve sebepsiz katliam. neden yok, açıklama yok, sadece bozulmuş normallik. film, “ev içi şiddet” metaforunu literal hâle getirir. kısa, sert ve rahatsız edici.
Bloody Hell (2020 – Avustralya, Alister Grierson)
adam bankayı soymaz; kurtarır. yine de hapise girer. sonra daha da saçma şeyler olur. ana karakterin iç sesiyle yaptığı diyaloglar filmi taşıyor. tempo yüksek, kan abartılı, mizah sarkastik. gizli eğlence bombası.
Beyond the Infinite Two Minutes (2020 – Japonya)
kiralık katil yok ama deli tempo var. iki dakika ileri-geri zamanla oynayan tek planlık bir kaos. zekice yazılmış, çocuksu ama heyecanlı. absürtlük burada kanla değil beyinle vurur.
Dead Snow 2: Red vs Dead (2014 – Norveç)
naziler, zombiler, kiralık katil gibi çalışan dirilmiş askerler. mantık yok, sadece daha fazla kan var. ilk filmden daha gürültülü, daha bilinçsiz. izlerken utanmazca eğlenirsin.
Brotherhood of the Wolf (2001 – Fransa)
tür karması sevenler için: dönem filmi + dövüş + gizli suikastçılar. ciddi başlar, sonra delirir. kan var, tempo var, stil var. fransız sinemasından çıkan nadir “ne izledim ben” işlerinden.
The Trip (2021 – Norveç, Tommy Wirkola)
bir çift, birbirini öldürmek için hafta sonu tatiline çıkar. her ikisi de diğerinin kiralık katil olduğunu sanır. işler planlandığı gibi gitmez. evlilik, şiddet ve mizah birbirine girer. kanlı ama şaşırtıcı derecede eğlenceli.
The Belko Experiment (2016 – ABD)
bir ofis düşün: içinden bazılarını öldürmezlerse herkes ölecek. herkes bir anda tetikçi olur. sistem eleştirisi kaba, şiddet bol. ince değil ama dürüst.
// Asya Filmleri – Absürt + Kan + Tempo
Why Don’t You Play in Hell? (2013 – Japonya, Sion Sono)
bir yakuza savaşı düşün: ama kamerayı eline alanlar sinema manyağı amatörler. film, şiddeti adeta bir sanat performansına çeviriyor. kan fışkırır, kameralar düşmez, tempo delirir. sion sono burada “şiddet = sinema” tezini sınırına kadar zorluyor.
Dead or Alive (1999 – Japonya, Takashi Miike)
başlangıcı ve finaliyle sinema tarihinin en “ben ne izledim az önce?” anlarından birine sahip. kiralık katiller, polisler ve göçmen suç dünyası birbirine girer. orta bölümü neredeyse klasik, sonu ise açık açık akıl sağlığıyla dalga geçer.
Full Metal Yakuza (1997 – Japonya, Takashi Miike)
mafya + robocop fikri nasıl olurdu? miike için basit bir gün. düşük bütçe, uç fikir, aşırı samimiyet. tempo düzensiz ama absürtlük saf. kötü ama bilinçli kötü.
The Fable (2019 – Japonya, Kan Eguchi)
efsanevi bir kiralık katil, bir yıl boyunca kimseyi öldürmemek zorunda bırakılır. problem şu: herkes onu öldürmek ister. film, aksiyonla slapstick arasında yürür. koreografi parlak, mizah kuru. japon sinemasında nadir görülen saf eğlence.
Tokyo Gore Police (2008 – Japonya, Yoshihiro Nishimura)
polisler, mutantlar, zincir testere uzuvlar. mantık arama. film sana saldırır. gore estetiği burada bir manifesto. izleyen ya kapatır ya tapar.
The Quiet Family (1998 – Güney Kore, Kim Jee-woon)
bir dağ otelini işletmeye çalışan bir aile, kazara öldürdükleri müşterileri saklamaya başlar. her ölüm daha saçma. mizah kara, tempo sürekli yükselir. kim jee-woon’un kariyerine attığı en eğlenceli çarpık imza.
Extreme Job (2019 – Güney Kore)
polisler gizli görev için tavuk dükkânı açar… ve işleri tavuktan yürür. suç ikinci plandadır, kaos merkezde. tempolu, absürt ve beklenmedik biçimde popüler olmuş bir gizli cevher.
Versus (2000 – Japonya, Ryûhei Kitamura)
mahkûmlar, yakuza, zombiler, paralel evrenler. evet hepsi bir arada. film, video game mantığıyla çekilmiş gibidir. kan, hız ve kaos. hikâye önemsizdir, enerji kutsaldır.
Big Bang Love, Juvenile A (2006 – Japonya, Takashi Miike)
miike’nin daha deneysel ucu. kiralık katil vibe’ı var ama asıl mesele erkeklik, suç ve içsel patlama. herkes sevmez, seven takıntı yapar.
The Fable: The Killer Who Doesn’t Kill (2019 – Japonya, Kan Eguchi)
efsanevi bir suikastçıya bir yıl “kimseyi öldürmeyeceksin” cezası verilir. sorun şu: refleksleri yüzünden istemeden harikalar yaratır. aksiyon koreografisi slapstick’e çok yakın, mizah kuru ama zekice. japon sinemasında kiralık katili bu kadar gündelikleştiren az film var.
My Girlfriend Is an Agent (2009 – Güney Kore, Shin Tae-ra)
romantik komedi gibi başlar, aniden patlamalar ve suikastlar devreye girer. baş karakterler “ajan” ama ton düpedüz kiralık katil enerjisinde. kore sinemasının hafif, enerjik ve kendini ciddiye almayan yüzü.
Luck-Key (2016 – Güney Kore, Lee Gae-byeok)
bir kiralık katil banyoda kayıp düşer, hafızasını kaybeder. kimlikler karışır, roller değişir. absürtlük buradan doğar. film şiddeti stilize eder, mizahı karakterden çıkar