Ulusal Kurtuluş Savaşımızın muzaffer komutanı Mustafa Kemal Paşa, Türk ordularının İzmir'e girmesinden 7 hafta sonra ilk büyük devrimini yaparak 1 Kasım 1922 günü 600 yıllık Osmanlı saltanatına son verdi. İlk Devrim, Saltanatın Kaldırılması! Ulusal Kurtuluş Savaşımızın zaferle sonuçlandırılmasından hemen sonra…devamıUlusal Kurtuluş Savaşımızın muzaffer komutanı Mustafa Kemal Paşa, Türk ordularının İzmir'e girmesinden 7 hafta sonra ilk büyük devrimini yaparak 1 Kasım 1922 günü 600 yıllık Osmanlı saltanatına son verdi.
İlk Devrim, Saltanatın Kaldırılması!
Ulusal Kurtuluş Savaşımızın zaferle sonuçlandırılmasından hemen sonra başlatılan devrimler döneminin ilk adımı, kuşkusuz 1 Kasım 1922’de saltanatın kaldırılmasıdır. Bu kutlu devrimin üzerinden bir asra yakın zaman geçmesine karşın, saltanatı diriltme hayali kimi çevrelerce hâlâ sürdürülebilmektedir. Son yıllarda “Yeni Osmanlıcılık” adıyla ortaya çıkan laik Cumhuriyet karşıtlarının Atatürk düşmanlıklarının temelinde yatan nedenlerden biri de budur.
Atatürk düşmanları, Ulusal Kurtuluş Savaşını zoraki kabulleniyor; ancak sonrasını, yani devrimler dönemini reddediyorlar. Bu nedenle “Mustafa Kemal” diyor, ama zorda kaldıkları dönemler dışında bir türlü “Atatürk” diyemiyorlar. Yazık ki, sözde Cumhuriyetçi bazı aymazlar da 1 Kasım 1922 tarihli bu büyük devrimin önem ve anlamını yeterince kavrayamıyor, gerektiği gibi savunamıyorlar.
Tarihsel Zorunluluk ve İhanete Karşı Duruş
Atatürk ve Gazi Meclis, 1 Kasım 1922 tarihli bu devrim yasası ile ne Ulusal Kurtuluş Savaşı boyunca yaşanan Sultan Vahdettin ve çevresinin affedilmez ihanetleri nedeniyle bir intikam arayışına girmiş ne de ulusun geçmişiyle bağını koparma amacı gütmüştür. Saltanatın kaldırılması; Mudanya Mütarekesi sonrasında emperyalistlerin, Saray'ın ve İstanbul Hükümetinin somut ve tehlikeli hamleleri sonucu alınan zorunlu bir karardır.
Mudanya Mütarekesi ile masa başında da yenilgiye uğrayan I. Dünya Savaşı’nın galip ülkeleri, Lozan’da yapılacak barış konferansına İstanbul Hükümetinden de delege istemiş; Sadrazam Tevfik Paşa da Padişah’ın onayı ile bu konuda Ankara ile yazışmalara başlamıştır. Emperyalist ülkelerin bu çağrı ile yaratmak istedikleri iki başlılık, galip Ankara’nın gücünü kırma çabaları ve Kurtuluş Savaşı sırasında İstanbul’un takındığı teslimiyetçi tutum göz önüne alınarak, 30 Ekim 1922 günü TBMM konuyu görüşmeye açmıştır.
Keçiören’deki Kritik Gece ve Meclis Tartışmaları
O günlerde Keçiören’deki Refet Paşa’nın bağ evinde Mustafa Kemal Paşa, Rauf Orbay, Ali Fuat Paşa ve Refet Paşa arasında yapılan, Kazım Karabekir’in de telgraf başında katıldığı ve sabaha kadar süren toplantı; en yakın arkadaşların saltanat yanlısı tutumları ve Atatürk’e karşı sergilenen tavırlar nedeniyle tarihimizin az bilinen sayfalarından biridir.
Olayın devamını ve Atatürk’ün devrimci tutumunu Büyük Nutuk’tan (günümüz Türkçesiyle) öğrenip belleklerimize kazıyalım:
"31 Ekim 1922 günü Meclis toplanmadı. O gün Müdafaa-i Hukuk grubu toplantısı yapıldı. Bu toplantıda Osmanlı egemenliğinin kaldırılmasının zorunluluğu üzerine konuştum. 1 Kasım 1922 günü Meclis toplantısında yine bu konu üzerinde uzun görüşmeler oldu. Üç komisyon bir odada toplandı. Biz çok kalabalık olan bu odanın bir köşesinde tartışmaları izliyorduk. Bu biçim görüşmelerin gereken sonuca ulaşmasını beklemek boşunaydı. Bunu anladık. En sonunda Karma Komisyon Başkanlığından söz aldım. Önümdeki sıranın üzerine çıktım.
Yüksek sesle şunları söyledim:
'Efendiler! Egemenlik, hiç kimsece, hiç kimseye bilim gereğidir diye görüşmeyle, tartışmayla verilmez. Egemenlik, güçle ve zorla alınır. Osmanoğulları, zorla Türk ulusunun egemenliğine el koymuşlardı. Bu haksızlıklarını altı yüzyıl boyunca sürdürmüşlerdi. Şimdi de Türk ulusu artık "yeter" diyerek, bunlara karşı ayaklanıp egemenliğini eylemli olarak kendi eline almış bulunuyor. Bu bir oldubittidir. Söz konusu olan; ulusa egemenliğini bırakacak mıyız, bırakmayacak mıyız sorunu değildir. Sorun, zaten gerçekleşmiş olan bir gerçeği açıklamaktan ibarettir. Bu, ne olursa olsun yapılacaktır. Meclis ve herkes sorunu doğal bulursa sanırım ki uygun olur. Yoksa gerçek yine yöntemine göre saptanacaktır; ama ihtimal, bazı kafalar kesilecektir!'"
Devrimci Kararlılık
Mustafa Kemal Atatürk’ün, sıranın üzerine çıkarak yaptığı bu tarihi konuşma, bir devrimcinin milletinin zaferini korumak için gösterdiği kararlılığın ifadesidir. Bu konuşmadan sonra saltanatı savunanlar, "Bağışlayınız Paşa Hazretleri, biz sorunu böyle düşünememiş, başka bakımdan ele almıştık" diyerek itirazlarından vazgeçmiş ve yasa oybirliği ile kabul edilmiştir.
Ne üzücüdür ki şimdilerde Atatürk’ün bu kararlı tutumu, laik Cumhuriyeti teokratik bir devlete dönüştürmek isteyen "Yeni Osmanlıcılara" karşı hakkıyla savunulmamakta, aksine unutturulmaya çalışılmaktadır. Şehitlerimizin emaneti olan Türkiye Cumhuriyeti’ni; laik, demokratik, sosyal bir hukuk devleti olarak sonsuza dek yaşatmanın tek yolu, Atatürk’ün antiemperyalist ve devrimci ideolojisinden (Kemalizm) ayrılmamak ve Aydınlanma Devrimlerini korumaktır. Emperyalizm ve faşizmle uzlaşılmaz; onlarla ancak mücadele edilir.