⚜️ Nefsin yedi mertebesi vardır ve en alt mertebesi Nefs-i Emmare ile başlar. İkinci mertebesi, kendini kınayan nefis olarak adlandırılan Nefs-i Levvame ile devam eder. 'Nefis' kavramı islam dini üzerinden anlatılır fakat; herhangi başka bir dine mensup veyahut hiçbir dine…devamı⚜️ Nefsin yedi mertebesi vardır ve en alt mertebesi Nefs-i Emmare ile başlar. İkinci mertebesi, kendini kınayan nefis olarak adlandırılan Nefs-i Levvame ile devam eder. 'Nefis' kavramı islam dini üzerinden anlatılır fakat; herhangi başka bir dine mensup veyahut hiçbir dine mensup olmayan bireyler de kötü işler yapmak, bağımlılıklardan kurtulamamak veya bir türlü düzen kuramamak; disipline girememek üzerine problemler yaşarlar. Yani iradeyi kontrol edememek hususunda kavramların isimleri değişir; bu konuyu işleyen dinlerin, inançların, psikolojinin vs. başlıkları değişir fakat mesele değişmez.
Dininde sabit olmak isteyen bir insanın iradesini buna yönelik kullanma isteğiyle, uyku problemleri olan bir kişinin bunu düzeltmeye yönelik uğraşması aynı şeydir. Aslen mesele, irade terbiyesinin, herkesin ihtiyacı olan şey olduğudur.
Hayallerimiz uğruna çabalamak için, işlerimizi tamamlamak için; zorluklarla başa çıkabilmek ve korkularla yüzleşebilmek için, yani hayatın her alanında irade terbiyesine ihtiyaç duyarız. Devam edebilmeyi, bozuk olanı düzeltmeyi, değişmeyi sağlayabilmek çoğu zaman irademizi nasıl kullandığımızla ilgilidir. Ama bunu bize bir ders olarak, en ince ayrıntılarıyla kimse öğretmez. Yaşadığımız bütün zorluklarla ve hayatın bizi sürüklediği noktada, kendi acemiliğimizle irademizi nereye kadar doğru kullanabildiysek o şekilde yaşarız. O şekilde yaşarız ve o şekilde de ölürüz.
⚜️İmam Gazali, nefsin, iradenin terbiye edilmemesinin sonucu olan günahların yolunun ilk önce mideden geçtiğini söyler. Ama burada anlaşılması gereken çok fazla nokta vardır.
Mesela beslenme alışkanlıklarıyla ilgili, çok fazla et tüketmenin, birden fazla soruna ve günaha sebep olduğundan bahseder. Ama biz Gazali'nin anlattığından ayrı olarak, çok fazla et tüketmenin Gut hastalığına yol açtığını biliriz.
Ya da, ilk Türk devletlerinden olan Uygur Devleti’nin, vejetaryenlik ve barış içinde yaşamı destekleyen Mani dinine geçmeleriyle savaşçılık özelliklerini kaybettiklerini ve yıkıldıklarını biliriz.
Örneğin kitapta, Hz. Ömer, Ebu Süfyan'ın oğlu Yezid’in evine misafirliğe gittiğinde, yemek olarak etli pilav ikram edilir. Ve ikisi de o yemekten yerler. Daha sonra ikinci olarak, et kızartması getirildiğinde, özellikle israf ve doymuş olmalarına rağmen tekrar yiyecek olmaları sebebinden Hz. Ömer Yezid’e “Allah'tan kork!” der.
Yani et yemek yasaklanmamıştır. Mesele bu değildir. Hem bu örnekle, hem de kitapta açık olarak anlatılır zaten. Fakat mesele sürekli tüketmekle ilgilidir.
Her neyse, özete geçecek olursak, beslenme alışkanlıkları, onların bedeni ve dini yüzü, şehvete götüren tarafları; şehvetle ilgili neredeyse bütün meseleler, konuşulmayanlar dahil, örneklerle ve derin olarak kitapta anlatılır ve çözümleri, Peygamber efendimiz’in tavsiyeleriyle, ayetlerle de sunulur.
Neredeyse hiç yemek yememek ya da günlerce haftalarca oruç tutmak, kuru ekmekle ömrü geçirmek üzerine iradesini yöneltmiş zâtların, Allah'ın dostu olmuş insanların yolu, sözleri ve yaşam biçimleri anlatılır fakat bunların mertebelerle ilgili olduğu, hiç kimsenin vücudunun aynı olmadığı vs. vs. açık bir dille anlatılır.
Mevzu onların irade terbiyelerinden ders çıkarmak, ilham almak ve öğrenmekle ilgilidir. Zaten onların mertebesine ulaşmak, Allah istemeden mümkün değildir.
O yüzden, biz normal insanların yeme alışkanlıklarında normal yolu tutmamız istenir. Peygamber direkt bunu orta yolu tutmak olarak açıklar ve her zaman orta yolu tutmayı teşvik eder. Abartıya gitmeyi hiçbir konuda önermez ve kendisi mübarek olduğundan, onun ibadeti, orucu, normal bir insanınkinden fazla olmasına rağmen bunu söyler. Çünkü o zaten Peygamberdir.
Yemekte ölçü, ilk olarak tok karnına yememektir. Bu hem israfa girer hem de nefis azgınlığına sebep olur. Zaten sağlık için de bilindiği üzere hiç iyi değildir. İkinci ölçü, midenin üçte birini yemeğe, üçte birini suya, üçte birini boş bırakarak nefes almaya ayırmaktır. Üçüncü ölçü, her canımız bir şey istediğinde onu almamamızdır. Hiç almamak değil sadece her zaman almamak. Nefsimiz, arzularımız üzerinde irademizi kaybetmemek üzerine olan bir şeydir bu. Ve çok doyan, fazla yiyen, hiç açlığı tatmayan insanların, aç olanların halinden anlayamayacaklarından bahseder.
⚜️Velhasıl kelâm, mide ile ilgili ölçüler, şehvetle ilgili meseleler daha fazladır ve kitapta anlatılır. Bunlar sadece örneklerdir. İyi çevrilmiş, anlatımı zor olmayan bu kitabı okumak kolaydır. İradesini terbiye etmek, nefsini eğitmek ve tekrara düştüğü günahlarından kurtulmak isteyen insanlar için rehber ve ders niteliğinde olan bu kitap, okunması gereken bir kitaptır. Çıkarımlarıma göre, bana özellikle öğrettiği şey: irade terbiyesinin mümkün olduğu, buna yönelik yöntemler olduğu ve çok önemli olduğudur.
Son olarak, aşırı zenginlerin, dünyayı yönetenlerin falan, aştıkları sapkınlık sınırları, eğer düşünürsek; özelikle her şeye ulaşabiliyor olmaları sebebiyle, diri vücutlarının günaha meyletmesi ve sonra tek tek bütün günahları işledikçe sınırları daha da aşmaları ve daha da akla gelmeyecek şekilde sapkınlaşmaları nedeniyle oluyor olabilir. Belki vücutları hastalanıyor fakat, İslam dininde söylendiği üzere ‘nefis yalnızca açlıkla imtihan edilebilir’. İradesini terbiye etmedikten sonra her şeye de kavuşan cahil, nefsi azgınlaşmış bir insan her şekilde sapabilir. O yüzden bu kitap bunu anlamak, kendini eğitmek, doğru dürüst bir yaşam sürmek hususunda faydalı bir kitaptır.
“Tövbe eden kimse Allah katında öyle bir mertebede olur ki diğer insanlardan hiç kimse bu mertebeye ulaşamaz.”
“Kırk gün boyunca et yemeyenin sureti bozulur. Kırk gün boyunca da sürekli yiyen kişinin de kalbi katılaşır!”
Hz.Ali
“Şeytanın ordusunun yarısı şehvet, diğer yarısı da öfkedir.”
⚜️Bir zât, çok sevdiği bir yemeği, dünya hayatında Allah rızası için terk eder ve hiç yemez.
Ahirette Allah, o zâtı ilk önce o yemekle karşılar.