Spoiler içeriyor
Orta Doğu, tarihin her kesiminde leşlerle gübrelenme konusunda dünyanın en verimli bölgesi olmuştur. Bu sebeptendir ki kavgası asla bitmez. Her ölen insan kavgasını meyvelerine bırakır, her doğan insan savaş tohumunu etrafa bırakıp göç eder. Ve eğer bu coğrafyada dünyaya geldiyseniz,…devamıOrta Doğu, tarihin her kesiminde leşlerle gübrelenme konusunda dünyanın en verimli bölgesi olmuştur. Bu sebeptendir ki kavgası asla bitmez. Her ölen insan kavgasını meyvelerine bırakır, her doğan insan savaş tohumunu etrafa bırakıp göç eder. Ve eğer bu coğrafyada dünyaya geldiyseniz, dininiz, ırkınız, teninizin rengi fark etmeksizin maalesef işkenceniz doğumunuzda başlamıştır.
Nawal'ın hikayesi Lübnan'daki Hıristiyan bir köyde başlıyor. Çocukluğunu ve gençliğini bilmiyoruz hatta onun hakkında ilk gördüğümüz şey, aşkı. Güney Lübnan'da, bir zeytin ağacı altında Müslüman-Hıristiyan savaşının tam ortasında buluşan Müslüman ve Hıristiyan aşıklarımız, kaçmaya çalışırken yakalanır ve Nawal aşık olduğu kişiyi orada kaybeder. Kendisi de ölecektir aslında, hatta bundan hiç korkusu yoktur ama ninesinin seslenmesi sayesinde kurtulur. Ninesi ona eve aldıktan sonra, konuşma sırasında öğreniriz ki Nawal savaşın ortasında bir aşk meyvesine gebedir ve bu durum kabul edilemez. Dediğimiz gibi eğer Orta Doğu'daysanız, gebe- kökü sadece leşler için kullanılır, kadın gebeliği hep utançtır.
Çocuk doğar ve Nawal yavrusunu sadece orada görebilecektir ama bir gün belki buluşurlar diye nine onu tanıması için çocuğun ayak bileğine 3 nokta dövmesi yapar. Bu dövmenin anlamı, bazı kesimlerce "Mi Vida Loca" yani "Benim Çılgın Hayatım" anlamına gelmektedir, zor şartlarda, kenar mahallelerde yetişmiş anlamıyla ilişkilendirilebilir. Bazı kesimlerce kötülüğe bulaşmamak, bazıları için zorlukları aşmak, bazıları için geçmiş-şimdi-gelecek ve Hıristiyan bir köyde doğduğuysanız baba-oğul-kutsal ruh olabilir. Bu dövmenin anlamını söylemezler ama anlamlarına bakınca anladığımız kadarıyla nine, çocuğun kaderini çoktan orada yazmıştır. Zor şartlarda yetişecek, kötülükten kaçmaya çalışacak, geçmişi,şimdisi ve geleceği muamma olan Hıristiyan bir bebek. Bu doğum, bir bebekten çok daha fazlasını getirmiştir dünyaya.
Nawal, bebeğini bırakıp köyden ayrılır. Okumak için başka bir şehre gider. Sonra, üniversiteyi kapatırlar. İcat olunduğundan beri tanklar sanırım en fazla bu coğrafyada yürümüştür ve yine onlar kullanılır. Nawal, o şehirden de gidecektir ama Hıristiyan köylerine saldırılacağını duyunca, oğlunu bulmak ister. Yolda Hıristiyanlar otobüsü kurşunlar, şans eseri hayatta kalan Nawal ve bir anne-kız harici herkes ölmüştür. Otobüsü o şekilde yakacaklardır ve Nawal ben Hıristiyanım diyerek boynundaki haçını gösterir. Kız çocuğunu da, kızım diyerek otobüsten kurtarır ama otobüs yanarken kız gerçek annesine doğru koşunca ölmekten kaçamaz. Sonra Nawal oğlunu bulamaz ve kamplardaki katliamların öcünü almak için katliamların emrini veren Hıristiyan milliyetçi milislerin liderini, evinde çocuğuna özel ders verme bahanesiyle bir gün öldürür ve hapise atılır.
"Şarkı Söyleyen Kadın" orada bu ismi alacaktır. 15 sene o hapiste, işkenceler içinde kalır. Ve sürekli olarak şarkı söyler. Şarkı söylemek, en güzel devrimci eylemlerden biridir çünkü. Konuşturmaya çalışırlar işkencelerle ama konuşmaz. Sonra geçer hücresine ve onların tüm nefretlerini şarkı ile bastırır. Orta Doğu'da bu bir gelenektir. Kadınlar, bastırılmışlıklarını sesleriyle kırar. Her şeyimi alabilirsiniz ama sesimize engel olamazsın diye bağırırlar. Var olduğunu, sesinin ona ait olduğunu gösterir Nawal. Ta ki ünlü işkenceci Abou Tarek gelene kadar. Nawal'a işkence odasında tecavüz ederek, hamile bırakır. Hamileliğini dört duvar arasında geçirir Nawal ve doğumu da orda yapar. İkiz çocukları doğar, hapishanede ve bir tecavüzcüden.
Çocuklarını oradan çıktıktan sonra Kanada'da büyütür ve bu olayların hepsinden onları uzak tutar. Ölümüyle beraber onlara iki mektup bırakır. Biri babalarına, biri abilerine. Çocuklar abilerinin olmadığını ve babalarının da başına gelenleri söylerler ama vasiyet budur. Aksi halde mezar taşı olmadan ve dünyaya sırtını dönmüş bir şekilde gömülmek istemektedir Nawal.
İkizlerden kız olanı annesinin isteğini yerine getirmek üzere yola çıkar. Bütün hikayeyi yavaş yavaş okumaya başlar, doğduğu topraklarda. Sonra erkek kardeşi de ona yardım için gelir. Annelerinin köyden kovuluşunu, hapishaneye girişini, işkence görüşünü, farklı farklı insanlardan dinlerler. En son abilerini tanıyan kişinin yanına giderler.
Onun yakalandığını, küçük yaştan itibaren eğitim aldığını ve bölgenin en iyi keskin nişancılarından biri olduğunu anlatır adam. Ardından, işkenceci olarak görev aldığını ve bu süre boyunca Nihad olan adını Abou Tarek olarak değiştirdiğini de söyler. Hikaye ölümden sonra noktalanmıştır. Babaları ve abileri ortaya çıkmıştır. 1+1=1 etmiştir. Matematik düzgün işlememiştir, sayılar tutmamıştır, hesaplamalarda hata olmuştur ve en önemlisi bir ölüm olmuştur ama hikayenin sonu olmamıştır, izi kalmıştır.
Abi ve babalarını Kanada'da bulurlar ve mektupları ona verirler.
İlk mektup işkenceciyedir ve yazan kişi 72 numaralı tutsak olan orospudur.
İkinci mektup evladınadır ve yazan kişi Nawal Narman'dır
Orta Doğu'da yüzlerce yıldır, kayıp hikayeler ve kayıp insanlar hayatlarını devam ettiriyorlar ve aydınlanmayı bekliyorlar. Nawal'ın hikayesi ölümünden sonra kapanmış olabilir ama o coğrafyanın hikayedeki lekesi hala o topraklarda zehirli bir şekilde bekliyor. Acaba kaç kadın daha bunları yaşadı, acaba kaç çocuk annesini tanımadan büyüdü, acaba kaç aşk bu kavga yüzünden son buldu. Günün birinde o leke temizlenecek ve bu kavga bitecek, ışık tekrar bu topraklardan yükselecek ve o öfkeyi herkes unutacak Nawal.
Canlarım hikayeniz nerde başlıyor?
Doğduğunuzda mı? Öyle olsaydı aşk dolu olurdu.
Bence hikayeniz öfkeyi unutmak üzere verilmiş bir sözle başlıyor.
Sayenizde bugün o sözü tuttum öfkemi unuttum.
Sizi seviyorum.
Anneniz Nawal...