Herkese günaydın. Bugün anlatacağım konu, ‘toplumsal histeri vakaları’ olarak adlandırılıyor. Eğer merak ediyorsanız okumaya devam edebilirsiniz. Bir önceki yazımda Türk inanç ve kültürü hakkında notlarımı paylaşmıştım.(Tekrar belirtmek isterim ki bunlar, benim tuttuğum defterdeki notların yapay zekâ aracılığıyla düzenlenmiş hâlleridir.) -Bir…devamıHerkese günaydın. Bugün anlatacağım konu, ‘toplumsal histeri vakaları’ olarak adlandırılıyor. Eğer merak ediyorsanız okumaya devam edebilirsiniz. Bir önceki yazımda Türk inanç ve kültürü hakkında notlarımı paylaşmıştım.(Tekrar belirtmek isterim ki bunlar, benim tuttuğum defterdeki notların yapay zekâ aracılığıyla düzenlenmiş hâlleridir.)
-Bir insan tek başınayken mantıklı olabilir ama kalabalığın içinde bazen aklını askıya alır. Ve o askıya alınmış akıl, tarihin en karanlık anlarını üretir.
Toplumsal histeri, bir grubun ortak bir korku, panik ya da inanç etrafında kontrolsüz şekilde sürüklenmesi demek. Genelde ortada görünmez bir tehdit vardır. Ama insanlar o tehdidi gerçekmiş gibi yaşamaya başlar.
Bunun en bilinen örneklerinden biri Avrupa’daki cadı avlarıdır. Özellikle 15. ve 17. yüzyıllar arasında binlerce insan “cadı” oldukları iddiasıyla yargılandı ve idam edildi. Bu süreçte yayımlanan Malleus Maleficarum adlı kitap, cadıların nasıl tespit edileceğini anlattığını iddia ediyordu. Kitap, korkuyu sistemleştirdi. Bir söylenti, bir komşu ihbarı, bir çocuğun hastalanması bile yeterliydi.
Sonuç çoğu zaman yakılarak idamdı.
Bu histerinin Amerika’daki en bilinen örneği ise Salem Cadı Mahkemeleri oldu. 1692’de Massachusetts’te birkaç genç kızın “şeytani etkiler altında olduklarını” söylemesiyle başlayan süreç, onlarca insanın yargılanmasına ve 20 kişinin idamına yol açtı. Sonradan bunun bir korku dalgası olduğu kabul edildi. Ama o sırada kimse durup “Bir dakika” demedi. Çünkü korku mantıktan hızlı yayılır.
Toplumsal histeri sadece Orta Çağ’a ait değil. 20. yüzyılda bile benzer örnekler var. Amerika’da 1950’lerde yaşanan McCarthy Dönemi buna örnek. Komünist olmakla suçlanan insanlar sorgulandı, işlerinden edildi, toplumdan dışlandı. Delil çoğu zaman zayıftı.
Ben bu olaylara baktığımda şunu görüyorum: Toplumsal histeri genelde belirsizlik dönemlerinde ortaya çıkıyor. Savaş, salgın, ekonomik kriz, dini gerilim… İnsan bilinmezliğe tahammül edemiyor. Bir suçlu bulmak istiyor. O suçlu bazen “cadı”, bazen “hain”, bazen “öteki” oluyor.
En ürkütücü tarafı şu: O dönemde yaşayan insanlar kendilerini kötü görmüyordu. Aksine doğru olanı yaptıklarını düşünüyorlardı. İşte histerinin tehlikesi burada. İnsanlar kötülüğü, iyilik yaptıklarına inanarak gerçekleştirebiliyor.
Toplumsal histeri bana şunu hatırlatıyor: Akıl bireysel bir şeydir ama korku bulaşıcıdır. Ve kalabalık büyüdükçe, bireysel sorgulama küçülebilir.
Tarih bu yüzden önemli. Çünkü aynı hataların farklı isimlerle tekrar edilmemesi için hafıza gerekir. Yoksa insanlık, zaman değişse bile aynı panik butonuna tekrar tekrar basabilir.