Doktor ve hasta arasında geçen diyaloglar, Maslow'un ihtiyaçlar piramidini hatırlatıyor. Bu piramitte en temel ihtiyaçlar karşılanmadığı zaman piramidin diğer bölümlerindeki durumların bir önemi kalmıyor. Doktor, doğduğundan beri belli bir çevrede yaşadığı için sadece var oluşsal acılar içerisinde ve kendi gibi…devamıDoktor ve hasta arasında geçen diyaloglar, Maslow'un ihtiyaçlar piramidini hatırlatıyor. Bu piramitte en temel ihtiyaçlar karşılanmadığı zaman piramidin diğer bölümlerindeki durumların bir önemi kalmıyor. Doktor, doğduğundan beri belli bir çevrede yaşadığı için sadece var oluşsal acılar içerisinde ve kendi gibi düşünen kişilerin çevresinde olmayışından yakınıp can sıkıntısı çekiyor bu öyküde. Hastasının bahsettiği temel ihtiyaçların karşılanmaması nedeniyle yaşadığı acıyı hem küçümsüyor, hem de kendisi hiç bu tür acılar çekmediği için onu anlayamıyor. Hastaneye yatırılmadan önce doktorla aynı türde bir hayat yaşadığı için hasta, doktoru anlıyor. Bu da teori ve pratiğin birbirinden farklı olduğunu bizlere gösteriyor. Bu açıdan aydın kesim olarak geçinen bazı toplulukların, uzaktan toplumsal sorunlar üzerinde yaptıkları tespitler, o toplumla aynı şartlarda yaşamadıkları için bilgi bazında yaptıkları tespitlerle gerçek durumlar arasında farkların olduğunu ve o toplumda yaşayan kişiler kadar bilgi sahibi olmadıklarını yansıtıyor.
Bir diğer unsur, toplumdaki o ezilen, hakları gasp edilen insanların aslında kendileri gibi olan, sadece daha zor şartlarda yaşayan kişilere karşı birleşip ne kadar acımasız davranabildiklerini, toplumdaki iki yüzlülüğü net bir şekilde gösteriyor. Ayrıca doktorun bahsettiği, "ben bir şey yapsam ne olacak, böyle gelmiş böyle gider" diyerek her haksızlığın farkında olduğu halde bunu görmezden gelmesi de, eski dönemlerden bu yana toplumda aynı düşünce yapısının olduğunu gösteriyor. Çünkü haksızlıklara ses çıkaran azınlık olursan, romanda olduğu gibi ya hastaneye, ya da hapishaneye kapatılırsın mesajı veriliyor (ki bu durum günümüzde bile halen geçerliliğini koruyor). Toplum içindeki bu kötü düzen aynı şekilde kısır döngüyle devam ediyor.
Doktorun bahsettiği "ben 200 yıl sonra Dünya'ya gelmeliydim" sözününde aslında geçersiz olduğunu gösteriyor bir yandan. Kitap 1800'lerde yazılmış olsa bile, o zamandan bu yana toplum içinde yaşananlarda çok da değişiklik yok. Demek ki, toplumda her ne kadar bazı şeyler hızlı değişiyor gibi görünse bile, aslında çok yavaş değişiyor, bazen de asla değişmiyor.
Benim için en vurucu noktası; Mihail Averyanıç karakterinin bir kaç gün önce her sözünü hayranlıkla dinlediği, kendisine adeta bir alim edasıyla baktığı ve karşılıklı tartışmaya, bir çift söylemeye bile beyninin yetmediği andrey Yefimıç’ı, bir deli ile sohbet ettiğini öğrendikten sonra direkt hasta ilan edip, sözlerine kıymet vermemeye başlaması olan kitaptır. Evet, işte iki yüzlülüğün dik alası budur! Utanmazlık budur! Riyakarlıkdır bu! Arkadaşlık değildir...
Nasıl da harcadılar adamı sadece bir deli ile konuşuyor diye, nasıl da mahvettiler adamın hayatını kısa bir süre içerisinde? O kadar ince bir çizgi ki, fikirleriniz değer görebilir, dahice görülebilir... Lakin bir sabah uyanmışsınız, çizginin diğer tarafındasınız! peki neden?
İnsanoğlu dışlamaya, başkalaştırmaya çok müsait. Bu kısacık hikaye bu gerçeği suratıma bir kez daha çarptı. Her bir insan kendini o kadar üstün görüyor ki, karşısındakini de o kadar alçaltmak, kendi seviyesinin altına çekmek istiyor. Fırsat kolluyor. Bu, muhteşem bir ego! Karşınızdaki kişiyi yerin dibine batırmak için biricik, ufacık bir hatası yeter.... Evet, tebrikler. Kendinize artık büyük bir keyifle, "aslında en üstün benim! Bak işte, bunun aşağılık, salak veya ne mal olduğu ortaya çıktı" diyebilirsiniz!
Yıllardır zihnimde bulunan 'Sanırım, "deli" dediklerimiz aslında gerçekten üstün zekalılar ve biz de gerçek manada deliyiz. Ama bizler güçlü tarafta olup, onları tecrit edenlerin içinde bulunan bir topluluk grubuyuz' düşüncesini zihnimde tekrar canlandıran bir öykü. Belki de akıl hastaneleri sadece uydurduğumuz birkaç belirti yüzünden hapsedilmiş nice değerlerle dolu. Bunu kim bilir?