ÖNEMLİ | Tucker Carlson, İsrail'in Türkiye ve Erdoğan'ı Neden Sürekli Karaladığını Net Bir Şekilde Açıklıyor: "Onu Kontrol Edemiyorlar" Dikkatli jeopolitik izleyicilerini aylardır büyüleyen bir örüntü var: İsrail hükümetinin Türkiye’ye yönelik sürdürdüğü saldırgan karalama kampanyası. Eski ve yeni İsrailli üst düzey…devamıÖNEMLİ | Tucker Carlson, İsrail'in Türkiye ve Erdoğan'ı Neden Sürekli Karaladığını Net Bir Şekilde Açıklıyor:
"Onu Kontrol Edemiyorlar"
Dikkatli jeopolitik izleyicilerini aylardır büyüleyen bir örüntü var: İsrail hükümetinin Türkiye’ye yönelik sürdürdüğü saldırgan karalama kampanyası.
Eski ve yeni İsrailli üst düzey isimler, buldukları her mikrofonu Türk Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı kötülemek ve onu "tehlikeli bir adam" gibi göstermek için kullanıyor. Peki ama bunu neden yapıyorlar?
Bağımsız gazeteci Tucker Carlson, bu ikiyüzlülüğü geçtiğimiz günlerde çok keskin bir şekilde analiz etti. Vardığı sonuç, sarsıcı olduğu kadar yalın bir gerçeği yansıtıyor.
Bu durumun gerçek bir askeri tehditle hiçbir ilgisi yok; her şey, Türkiye’nin Tel Aviv ve Washington’ın bir vasal devleti (uydu devleti) gibi davranmayı reddeden egemen bir ülke olmasıyla ilgili.
📍En Büyük Günah: Egemenlik
Batı diplomasisinde ve Orta Doğu jeopolitiğinde, ABD ve İsrail’in müttefikleri için yazılmamış tek bir kural vardır: Başını sallar, "evet" der ve emirleri yerine getirirsin.
Bunu yapmadığın an, anında "tehlikeli" veya "radikal" olarak damgalanırsın.
Tucker Carlson, eski İsrail Başbakanı Naftali Bennett’in ifadeleri üzerinden bu dinamiği acımasızca ifşa ediyor. Carlson durumu şu şekilde özetliyor:
Bennett onun (Erdoğan’ın) tehlikeli olduğunu söylediğinde, aslında demek istediği şey şu:
— O egemen bir liderdir.
Bu durum, Erdoğan’a bir destek beyanı bile değildir; sadece gerçeğin tespitidir.
Carlson burada turnayı gözünden vuruyor. Bennett gibi figürler için, kendi ülkesinin çıkarlarını ön planda tutan bağımsız bir lider, tanımı gereği bir düşmandır.
📍Tel Aviv’den Komut Almıyor
Carlson, bu çarpıcı savunmasında bir adım daha ileri giderek İsrail’in hayal kırıklığını en basit haliyle tercüme ediyor. Ankara söz konusu olduğunda Tel Aviv’dekiler neden öfkeden kuduruyor?
Carlson’a göre cevap çok basit:
"Ona ne yapması gerektiğini söyleyemiyoruz. Onu kontrolümüz altında tutamıyoruz."
İşte tüm bu karalama kampanyasının özü budur. İsrail müesses nizamı; Lahey’den Washington’a kadar Batılı liderlerin, kendileri parmak şıklattığı anda hazır ola geçmesine alışmış durumda.
Ancak Türk Cumhurbaşkanı’nda bu mekanizma işlemiyor. Türkiye, ne kadar yüksek sesle bağırılırsa bağırılsın, başka bir ülkenin dış politikası tarafından dizginlenmeyi reddediyor ve kendi bağımsız rotasını çiziyor.
Geçici Koalisyonlar ve Suriye Gerçeği
Bu durum kuşkusuz, çıkarlar tesadüfen örtüştüğünde iki ülkenin asla iş birliği yapmadığı anlamına gelmiyor. Jeopolitik sonuçta dostluklara değil, sert çıkarlara dayanır. Carlson bu karmaşık gerçekliği açıkça kabul ediyor ve Suriye’deki duruma dikkat çekiyor:
"Onu etkileyebiliriz; nitekim İsrail ve Türkiye'nin geçen yıl Suriye'de Beşar Esad'ın devrilmesi konusunda bir tür ilişkisi olduğu açıktı."
Yani o spesifik anlarda birbirleriyle ortak paydada buluşabiliyorlardı. Ancak bu ortak hedefe ulaşıldığı anda, temel ve köklü uçurum yeniden su yüzüne çıktı. Carlson, analizini şu can alıcı tespitle noktalıyor:
"...Ancak Türkiye ile ilgili asıl sorun, kontrol edilememesidir; işte bu yüzden İsrail için bir 'tehdit' olarak adlandırılmaktadır."
Dolayısıyla "tehdit" kelimesi, aslında bir zayıflık göstergesinden ve istediğini yaptıramayan bir gücün duyduğu derin hayal kırıklığının kod adından başka bir şey değildir.
Kaynak | İçerik : Michael DDC