Spoiler içeriyor
"Yusuf'tum kör kuyularda..." tüm gün kafamda bu şarkı çaldı. Yusuf, Yusuf, Yusuf... Yüz kere Yusuf, bin kere Yusuf. Çünkü bu kitabı okurken insanın aklında en çok kalan şey gerçekten de o oluyor. Her olayın içinde, her duygunun ortasında hep Yusuf…devamı"Yusuf'tum kör kuyularda..." tüm gün kafamda bu şarkı çaldı.
Yusuf, Yusuf, Yusuf...
Yüz kere Yusuf, bin kere Yusuf.
Çünkü bu kitabı okurken insanın aklında en çok kalan şey gerçekten de o oluyor. Her olayın içinde, her duygunun ortasında hep Yusuf var. Sessizliğiyle, gururuyla, içe dönük haliyle ama bir o kadar da güçlü karakteriyle.
Yusuf daha çocukken ailesini kaybediyor ve hayatı bir anda değişiyor. Kaymakam Salahattin Bey onu yanına alıp büyütüyor. Salahattin Bey iyi kalpli bir adam ama hayatın içinde biraz savrulmuş gibi. Yusuf’a sahip çıkması çok güzel ama evde olan bitene çoğu zaman engel olamıyor. Özellikle karısı Şahinde söz konusu olunca…
Şahinde gerçekten kitabın en sinir bozucu karakterlerinden biriydi. Sürekli gösteriş peşinde, insanların ne düşündüğünü fazlasıyla önemseyen ve çıkarcı biri. Yusuf’u hiçbir zaman sevdiğini hissetmiyorsun zaten. Bu kadının olduğu kısımları okurken aşırı sinirim bozuldu. İçimden sürekli keşke Yusuf şunu bi kaşık suda boğsa diye geçirdim. 🥴
Muazzez ise tam tersi çok daha saf ve temiz bir karakter. Yusuf’la aynı evde büyüdükleri için aralarında çok doğal bir bağ oluşuyor. Yusuf zaten duygularını açıkça gösteren biri değil ama Muazzez’e karşı olan sevgisi çok net hissediliyor. Bu sevgi öyle büyük sözlerle anlatılan bir şey değil daha çok sessiz ama çok güçlü bir bağ gibi.
Yusuf büyüdükçe kasabaya da yabancı biri olarak kalıyor. Çünkü o kasabanın insanları gibi değil. Daha çok kendi halinde, gururlu ve dürüst bir karakter. Belki de bu yüzden o ortamın içinde hep biraz yalnız.
Bir de kasabanın zengin ve kötü karakterleri var. Özellikle Şakir ve onun çevresi tam böyle güçlerini kullanıp insanlara üstten bakan tipler. Şakir zaten kitabın en itici karakterlerinden biri. 1 Şahinde 2 bu 🤦🏻♀️
Sürekli sorun çıkaran, insanları kışkırtan ve Muazzez’e de göz koyan biri. Yusuf’un onunla karşı karşıya gelmesi bu yüzden kaçınılmaz oluyor.
Salahattin Bey’in ölümü beni etkileyen anlardan biriydi. Sanırım artık dizi, film ve kitaplarda beni en çok etkileyen kısım birinin ölümü ve ondan sonraki sessizlik oluyor. Bir insan gidince evin havasının bile değişmesi… O boşluk gerçekten çok iyi anlatılmıştı. Sanki evin içindeki her şey susmuş gibi. O andan sonra zaten hikayenin ağırlığı daha da artıyor.
Salahattin Beyden sonra evin sorumluluğu Yusufa kalıyor ve omuzlarındaki yük daha da artıyor. Katiplik yaparken Salahattin Bey yerine gelen yeni kaymakam tarafından süvari tahsildarı yapılıyor. At üzerinde görev yaparak, Muazzezden ayrı, köy köy dolaşıp evini geçindirmeye çalışırken bu sırada evde olan şeyleri okuyunca insanın içi daralıyor. Şahinde’nin evde topladığı o saçma insanlar, gereksiz eğlenceler, Muazzez’in o ortamların içinde kalması… Bu bölümleri okurken kafayı yedim resmen. Yusuf görse ne hissederdi diye düşünmeden edemedim. Yusuf’un o an ki hissetmesi gereken kırgınlığı, üzüntüyü okurken ben hissettim.
Benim bile Muazzez'e bakışım değişmişken bütün bu karmaşanın içinde yine de Yusuf’un Muazzez’e olan güveni beni gerçekten şaşırttı. Çünkü Yusuf bazı şeyleri duyuyor, bazı şeyler kulağına geliyor ama yine de Muazzez’i suçlayan biri olmuyor. En zor anlarında bile ona olan inancını kaybetmiyor. Bu bence kitabın en güçlü taraflarından biri. Çünkü çoğu ilişkide insanlar en ufak bir olayda bile birbirinden şüphe etmeye başlıyor ama Yusuf’un Muazzez’e olan sevgisi güvenle birleşmiş bir sevgi. Ne olursa olsun onu suçlamıyor, onu kötü görmüyor. Bence bir ilişkide en önemli şeylerden biri de bu zaten. Sevgi kadar güvenin de olması. Yusuf’un Muazzez’e duyduğu güven o kadar gerçek hissettiriliyor ki okurken insanı etkiliyor.
Bazen çok iyi insanlar yanlış ortamlarda yaşıyor ve o ortam onları yavaş yavaş tüketiyor. Yusuf'un hikayesi de böyleydi...
Sabahattin Ali bu kitabı 3 cilt şeklinde yazmayı düşünmüş ama buna vakti olmamış. Cevdet Kudret bir söyleşisinde eğer Sabahattin Ali yaşasaydı ikinci cildin adının Çineli Kübra olacağını üçüncü cildin de dağdan şehre inen Yusuf'un hikayesini konu alacağını söylemiş. Bunlar da yazılsaydı acaba nasıl olurdu diye düşünmeden edemiyorum şu an. Keşke devam etseydi. 🥲
Kitabı yeni bitirdiğim için hala etkisindeyim o yüzden kitap hakkında konuşmak istediğim her şeyi yazdım sanırım biraz fazla uzun olmuş olabilir. Son olarak da beğendiğim alıntıları bırakıyorum. 🫣
✨"-O gelmez artık.
-Nereden biliyorsun?
-Gidişinden belliydi."
✨"Fakat her şey geçer. Her şey unutulur. Kendini bir felaketin içinde kaybetmenin manası yoktur."
✨"Hiç geçmeyen, hiç unutulmayan şeyler de var, beyefendi! Ölünceye kadar insanın sırtından atamayacağı şeyler de var..."
✨"Kendini halinden şikayete alıştırma! Ömrünün sonuna kadar dövünsen bu hayatın cefası tükenmez; kendine etmiş olursun."
✨"Hayat, birbirinden ayırdıklarını, kısa bir müddet için tekrar yaklaştırır gibi olsa bile, uzun zaman yan yana bırakmıyordu. Geçen günleri bir daha geri getirmek mümkün değildi ve sadece hatıralar, iki insanı birbirine bağlayacak kadar kuvvetli değildi."
✨"Muazzez'in varlığı Yusuf için büyük, boşlukları dolduracak mahiyette bir şey değildi, fakat onun yokluğu müthişti."
✨" Yaramın nerede olduğunu bilmiyorum. Yalnız bir yerlerim acıyor. Çok acıyor..."