Adı Olan Ama Kendisi Olmayan Gün 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü “Cinsiyetçilikle, ayrımcılıkla mücadele günümüz kutlu olsun.” diyerek başlıyorum ilk cümleye, son cümlemin nereye gideceğini bilmeden. Kadınlar Günü her yıl kutlanır ama çok azımız tarihçesini bilir. Detayları ile değil…devamıAdı Olan Ama Kendisi Olmayan Gün
8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü
“Cinsiyetçilikle, ayrımcılıkla mücadele günümüz kutlu olsun.” diyerek başlıyorum ilk cümleye, son cümlemin nereye gideceğini bilmeden.
Kadınlar Günü her yıl kutlanır ama çok azımız tarihçesini bilir. Detayları ile değil ama, çok kısa bahsetmek istiyorum.
1910 tarihinde Danimarka'da toplanan Uluslararası Sosyalist Kadınlar Konferansı’nda Clara Zetkin, Kate Duncker ve arkadaşlarının geliştirdiği öneri, oy birliğiyle kabul edilmiş ve her yıl Kadınlar Günü düzenlenmiş. O dönemlerde sabit bir tarih belirlenmemiş ama şubat sonu veya mart başlarında bir hafta sonu tercih edilirmiş. Sabit tarih ise 1921’deki bir konferansta kararlaştırılmış. Rusya temsilcisi Nikolaeva, Petrogradlı kadınların monarşinin devrilmesine yol açan 8 Mart 1917 gösterileri anısına 8 Mart’ın uygun bir tarih olduğuna dair bir öneri de bulunmuş ve oy birliğiyle bu öneri kabul görmüş. Bu öneri ile birlikte ismi de “8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü” olarak kabul edilmiş.
Şöyle bir detay daha var: 25 Mart 1911’de New York’ta Triangle Gömlek Fabrikası’nda meydana gelen yangın. Aslında Birleşmiş Milletler’in resmî sitesinde 8 Mart gününün seçilmesinde bu olayın anısına seçilmiş olacağına ilişkin veya o olayla bağlantılı olduğunu düşündürecek bir belge yok ama eylemlerinin başlangıç tarihinin 8 Mart olduğuna dair işaretler varmış. O yangında 123 kadın feci şekilde can verdi. Uzun saatler çalıştırılan kadınların mücadelesi, bir yangın sonucu can vermeleriyle sonuçlandı. Yangının çıkış sebebi hâlâ bilinmiyor. Ne acı...
Niyeyse bu tarihin vicdanları rahatlatmak için tercih edilmiş olabileceğini düşünüyorum. Yok olup giden hayatların anısına bir şey yapmış olmak için mi, yoksa o dönem kadınlara verilen bir sus payı mıydı, bilemiyorum…
Günümüzde durum farklı mı? Tabii ki de değil. Hâlâ can veriyoruz. Tacizler, tecavüzler, istismarlar, şiddet, psikolojik şiddet… Sebep o kadar çok ki ama sonuç hep aynı. Birilerimiz bir yerlerde can veriyor ve biz bilmiyoruz. Kimimizin bedeni ölüyor, kimimizin ise ruhu ölüyor. Şu sözleri yazarken bile kim bilir kaçımız baharında hayattan koparılıyor.
8 Mart bazen bana sadece adı olan bir günmüş gibi geliyor. Adı var ama kendisi yok.
Birleşmiş Milletler'in kadın cinayetleri raporuna göre dünyada her 10 dakikada bir kadın veya kız çocuğu öldürülüyor. 2025 verilerine ulaşamadım ama ulaşmam da bir şey değiştirmezdi sanırım. Zaten rakamlar yeterince kötü. 2024’te yapılan açıklamaya göre elli bin kadın veya kız çocuğu aile içi şiddet nedeniyle katledilmiş. Savaşlardan bahsetmiyorum bile; orada her şey daha kötü, daha karanlık. Hâl böyleyken 8 Mart kutlamalarının ne gibi bir anlamı var ya da bir anlamı var mı? Emin değilim...
Daha fazla nefes almak için ne yapmamız gerekiyor? Ya da insan gibi yaşamak için… Sadece yaşamak için ne yapabiliriz? Ölmeden, öldürülmeden, taciz edilmeden, tecavüze uğramadan, sokakta korkmadan yürüyebilmek için ne yapmamız gerekiyor? Bilemiyorum…
Emine’ler, Ayşe’ler, Özgecan’lar, Mine’ler, Fatma’lar, Nur’lar… Bu liste böyle uzar gider. İsimlerden ibaret görünen bir listenin arka yüzündeki dramdan bahsetmeme gerek yok diye düşünüyorum.
Biz dünyaya geldik.
Önce evlat olduk, abla olduk, kardeş olduk.
Sonra eş olduk, anne olduk.
Gelin olduk, görümce olduk, yenge olduk…
Olduk da olduk.
Üzerimize bir sürü sıfat yüklendi.
Her şey olduk ama bir tek kadın olamadık.
Kadın olmak bu kadar zor olmamalıydı.
Eylulmisaliii 🦋