Bu kitaba duyduğum saygıdan ötürü ne yazacağımı bilemiyorum :D Beş gündür son 40 sayfayı bitmesin diye yavaş yavaş okuyorum ve bitirmeye çok yakın olduğumu sürekli ifade ettiğim için oda arkadaşımın sitemine uğradım. Bugün sonunda bitti. Karakterimizin ismi Nicholai. Yarı Rus…devamıBu kitaba duyduğum saygıdan ötürü ne yazacağımı bilemiyorum :D Beş gündür son 40 sayfayı bitmesin diye yavaş yavaş okuyorum ve bitirmeye çok yakın olduğumu sürekli ifade ettiğim için oda arkadaşımın sitemine uğradım. Bugün sonunda bitti.
Karakterimizin ismi Nicholai. Yarı Rus yarı Alman olan bu sıradışı adamın hayatını, geriye dönük bir şekilde çocukluğundan okumaya başlayıp orta yaşlarında yaşadığı bir macera kesitine dönüş yapıyoruz. Ama sıkı durun, zira bu normal bir hayat hikayesi değil. Beyefendimizin hayatında istediği temel amaç, kendisini büyüten üvey babası sayesinde kazandığı Japon kültürünün bir parçası olan Şibumi'ye ulaşmak. Şibumi'nin anlamı konusunda bir paragraf açıklama yapmışlardı ama ben en çok şu cümleleri beğendim :
"Kendini kanıtlama gereği duymayan bir alçakgönüllülük demek."
"Daha çok bilgilerden geçip basitliğe varmak gerek."
Sevgili Nikkomuz da üvey babasının söylediği bu sözleri kalbine işliyor ve devam ediyor. Daha sonra üstünden koca bir hayat geçiyor elbette, buralar kitabı okurken alınacak tatlar olduğu için gerekli bilgileri vermeyeceğim.
Kitabı okul telaşı yüzünden yaklaşık bir ayda anca okuduğum halde hiç sıkılıp "Bir bitirsem!" diye düşünmedim. Aksine bazı yerlerde o kadar gömülmek istedim ki sürekli "Biraz daha okuyayım." moduna girdim.
Sayfanın tamamını çizdiğim anlatıları var. Sürekli değişik bakış açılarıyla karşılaşıyorsunuz bence. Olay da zaten ayrı tarafların birbirini destekleyen zamanlarıyla anlatılmaya başlayınca basit bir zemine yatıyor. Karakter oluşumlarıyla da destekleniyor tabii ki bu. Yan karakterlerden Beñat'ı örnek vermek isterim mesela. Geçmişi çok az anlatılmış olsa bile kendi hareketleriyle birleşince okuyucuda sempatik duygular oluşturduğunu düşünmekteyim.
Böyle kompleks karakterler okumayı çok sevdiğim gibi o karakterler güzel betimlenince inanılmaz keyifleniyorum.
İş böyle olunca çıplak elle adam öldürme ustası olan, yedi dil bilen, kendini eğiterek algılarını son raddesine kadar kullanmayı başaran ve kitabın arkasında da yazdığı gibi "fotoğrafı bile çekilemeyen" Nicholai Hel'den etkilenmemem mümkün müydü? Tabii ki hayır.
Bu kitabı okumak istiyorsanız hayatınızın sakin bir döneminde sindire sindire okumanızı öneririm. Size kattıklarını daha iyi fark edersiniz böylece.
Bu kitabı bana sürpriz olarak kargolayıp hediye eden ablama teşekkür ederim. Sen bu hesabımdan habersizsin doğal olarak ama seni çok seviyorum. 🫡🫵
...
"Orta düzeydeki insan sıkıcı, renksiz, aptal gibi görünür. Fakat ölümsüz tekdüzeliğine devam eder... hiç bıkmaz. Amipler her zaman kaplanlardan daha çok yaşar. Çünkü durmadan bölünür, yenilenirler. O ölümsüz tekdüzelikleriyle. Kalabalıklar zorbaların en sonuncusu olacaktır."
"Gerçekten bir Ortaçağ Japonusun sen. Daha önce söylediğim gibi. Hem de anti-kahramansın. Dikkati çekmek isteyen eleştirmenlerin ve bilimcilerin kullandığı anlamda değil. Onların anti-kahraman dedikleri, kendilerinden beklenmedik kahramanlıklar yapanlar, bir de çekici, cazip kötü adamlardır. Üçüncü Richard gibileri. Oysa asıl anti-kahraman, kahramanın bir türüdür. Belli bir rolü olan bir soytarı değildir. Aklına geleni oynaması için kendisine izin verilen bir seyirci de değildir. Tıpkı klasik kahraman gibi o da toplumu huzura, selâmete götürür. İnsanlığın gelişimi dediğimiz komedinin bir aşamasında, huzur ve selâmetin düzen ve teşkilât tarafından bulunduğu varsayılmış, öyle sanılmıştı. Tabii bütün Batılı kahramanlar da çevrelerine adamlarını toplayıp düşmana, yani boşluğa, düzensizliğe saldırdılar. Şimdi yeni öğreniyoruz ki asıl düşman boşluk değil, düzen ve teşkilatmış. Ayrılık değil benzerlikmiş. Durmak değil ilerlemekmiş."