Bazı filmler eksik de olsa bir iz bırakır, öyle bir filmle geldim size. 1993 yapımı bir film ve bolca müzikali mevcut. Gotik bir havası var. Yönetmeni Henry Selick. Güzel bir konusu var ama sanki oldu bittiye getirilmiş gibi. Bittikten sonra…devamıBazı filmler eksik de olsa bir iz bırakır, öyle bir filmle geldim size.
1993 yapımı bir film ve bolca müzikali mevcut. Gotik bir havası var. Yönetmeni Henry Selick.
Güzel bir konusu var ama sanki oldu bittiye getirilmiş gibi. Bittikten sonra insanda bir eksiklik hissiyatı uyandırıyor. Sanki bir şeyler eksik işlenmiş. Mesela Sally karakterine daha çok yer verilebilirdi. Balkabağı Kral Jack’in değişimi bence çok hızlı oldu. Duygusal bir eksiklik vardı. Detaya girdikçe eksiklik hissiyatı artıyor sanki.
Karakterler bence çok orijinaldi. Özellikle belediye başkanına bayıldım. İki yüzlü olması bence harika bir detaydı. Sally’nin bir bez bebek olması ve her dağılmada kendini toplaması bence güzel bir detay ve harika bir mesaj olmuş.
Filmin konusuna gelirsek: Balkabağı Kralı Jack Skellington, Halloweentown’ı (Cadılar Bayramı Kasabası) yönetiyordur. Yıllarca insanlara korku salan Balkabağı Kral Jack, aynı şeyleri yapmaktan o kadar sıkılır ve kendini eksik hisseder ki ne yapacağını bilemez hâle gelir. Ormanda bir yürüyüşe çıkar ve bu yolculukta bir şey keşfeder. Artık Noel kutlamaları yapmaya karar verir. Film zaten bunun üzerinden ilerliyor.
Neyse, ana temaya gelirsek: Kendimizden kaçmak ve olmadığımız biri gibi davranmak maalesef bizi bir süre sonra bir hezimete uğratır. Kendimizden kaçmak yerine, var olan benliğimizi anlamaya çalışıp onu olduğu gibi kabul etmeli; onun üzerinde yoğunlaşıp onu geliştirip sevmeliyiz. İşte o zaman hayat daha çok anlamlı ve güzel gelmeye başlayacaktır…
Kendinden kaçmak asla bir çözüm değildir. Çünkü gerçek değişim; içimizdeki sese kulak verip onu duymakla başlar…