Şahsiyet hakkında en dürüst okuma şu olur: bu iş “çok iyi bir fikir” ile “her zaman aynı seviyede yazılmamış bir senaryo”nun yan yana geldiği bir yapım. Başlangıçta güçlü bir izlenim kuruyor. Hafıza kaybı yaşayan bir adamın adalet arayışı, doğal olarak…devamıŞahsiyet hakkında en dürüst okuma şu olur: bu iş “çok iyi bir fikir” ile “her zaman aynı seviyede yazılmamış bir senaryo”nun yan yana geldiği bir yapım.
Başlangıçta güçlü bir izlenim kuruyor. Hafıza kaybı yaşayan bir adamın adalet arayışı, doğal olarak ağır bir tema. Burada potansiyel yüksek. Fakat iş ilerledikçe şu sorun belirginleşiyor: hikâye her zaman karakterlerin iç zorunluluğundan doğmuyor. Bazen olaylar, anlatıyı ileri itmek için “olması gerektiği için oluyor” hissi veriyor. Bu da gerçekçilikten çok kurgu müdahalesini hissettiriyor.
Oyunculuk tarafı bu yapımın en sağlam ayağı. Özellikle ana karakterin psikolojik çözülmesi inandırıcı taşınıyor. Ama burada klasik bir durum var: iyi oyunculuk, zayıf yazımı tamamen düzeltemiyor; sadece üstünü kaplıyor. Bu yüzden bazı sahneler çok güçlüyken bazı sahneler aynı ağırlığı taşıyamıyor.
Görsel dil ve müzik ise bilinçli seçilmiş. Atmosfer kuruluyor, hatta çoğu sahnede “ciddi bir iş izliyorum” hissi çok net veriliyor. Fakat burada ince bir problem var: atmosfer zaman zaman anlatının önüne geçiyor. Yani sahne ne anlattığından çok nasıl hissettirdiğiyle hatırlanıyor. Bu da teknik olarak başarılı ama düşünsel olarak her zaman eşit derinlik üretmeyen bir yapı oluşturuyor.
burada bir tür “biçim ağırlığı, içerik dengesizliği” var. Üslup güçlü, fakat yapı aynı sertlikte değil.
Finale doğru tartışılan bazı sembolik ve politik okumalar da var. Özellikle bazı etnik göndermeler meselesi çok tartışıldı. Ancak bunu net ayırmak gerekir: eserin kendisi çoğunlukla suç, iktidar, kimlik ve şiddet ilişkisini sembolik bir dille anlatmaya çalışır. Yani doğrudan bir etnik hedef gösterme netliğinden ziyade, daha genel bir güç ve bastırma mekanizması eleştirisi kurulur. Fakat izleyici tarafında bu semboller bazen çok daha keskin ve doğrudan anlamlara çekilmiştir; bu da “yorumun büyümesi” ile “metnin niyeti” arasındaki farktan kaynaklanır.
Hukuki ve tarihsel bağlamı da şuraya oturtmak gerekir:
O dönemde devletin bu tür faaliyetlere yaklaşımı çoğunlukla dil meselesinden çok güvenlik ekseninde şekilleniyordu. Kürtçe materyal basmak, dil çalışması yapmak veya bu alanda örgütlü faaliyet yürütmek, sıkça “ayrılıkçı propaganda” ya da “terör örgütüne destek” iddiası kapsamında değerlendirilirdi. Devletin bakış açısında bu tür girişimler, doğrudan “kültürel faaliyet” olarak değil, milli bütünlüğü tehdit edebilecek siyasi bir hareketin parçası olarak görülüyordu. Bu yüzden yargılamalar veya müdahaleler, çoğu zaman dilin kendisinden ziyade, bu faaliyetlerin arkasında olduğu düşünülen siyasi niyet ve bağlantılar üzerinden gerekçelendiriliyordu.
Şahsiyet güçlü bir fikirden doğmuş, teknik olarak iyi cilalanmış, oyunculuk ve atmosfer açısından üst seviye hissi veren ama senaryo tutarlılığı açısından her zaman aynı çizgide kalamayan bir yapım. Etkileyici sahneleri var, hatta bazı anları çok güçlü; fakat bütün olarak bakıldığında “çok iyi parçalar + eşit olmayan bütünlük” hissi baskın kalıyor.