Yirmili yaşlarının sonlarındaydı artık Katerina. Yaşam arzusu kalmamış, hayatı umrunda olmayan, aklıysa toprak altında kalmış; çaresiz bir kadın... Oysa bundan yedi yıl önce böyle miydi? Hayatının daha ilk yıllarında kusursuzluk üzerine kurulmuş bir düzenin içindeydi. Ailesinin onun adına planladığı mükemmel…devamıYirmili yaşlarının sonlarındaydı artık Katerina. Yaşam arzusu kalmamış, hayatı umrunda olmayan, aklıysa toprak altında kalmış; çaresiz bir kadın... Oysa bundan yedi yıl önce böyle miydi?
Hayatının daha ilk yıllarında kusursuzluk üzerine kurulmuş bir düzenin içindeydi. Ailesinin onun adına planladığı mükemmel düzen... Daha doğmadan geleceğinde izleyeceği yollar çizilmişti sanki. Ama bundan bir şikayeti yoktu. Ailesinin mutluluğu onun da mutluluğu demekti. Ailesinin hayalleri onun da hayalleriydi.
Halbuki Katerina yanlış düşünüyordu. Bunlar sadece ailesinin beklentileri, onların istediği hayat, onların istediği hayat arkadaşları ve yine onların bitmek bilmeyen kararları...
Katerina hayatında hiçbir hataya, düşünülmeden yapılan işe yer vermiyordu. Duygularsa asla kabul edilemezdi. Çünkü duygular beraberinde hatayı getirir diye öğretmişti ona annesi.
Dışarıdan bakıldığında mükemmel gözüken hayatının aslında içini kemirdiğini fark etmeye başladığı o zaman, onunla tanıştığı gün...
O gün doğum günüydü. Malikanede devasa bir balo düzenlemişti annesi. Kızını herkese tanıtmak istiyordu. Günlerce bunun için hazırlıklar yapmıştı. Katerina mutluluk duymaktansa anlamlandıramadığı bir huzursuzlukla mücadele içindeydi. Neden bu haldeydi bilmiyordu ama daha fazla bu ortamda kalmayı istemiyordu. Annesi bunu onaylamazdı asla ama biraz temiz havaya ihtiyacı vardı.
Sanki bulutlar Katerina'nın duygularından haberdardı. Yoksa neden bu kadar yağmur damlası gökyüzünden ayrılmak için bu kadar ısrarcı olsun? Islanmasına aldırış etmeden yürüdü. Biraz ileride birini görür gibi oldu. Bu adam aile dostlarının oğluydu. Onu tanımakta zorlanmıştı çünkü onun tanıdığı adam üstü başı çamur içinde, darmadağın kıyafetlerle asla insan içine çıkmazdı. Yanına ilerledi. Sohbet ettiler. Ve Katerina aslında bu adamı tanımadığını fark etti. Baskısız, kuralsız, saf halini görmüştü onun. Aynı yaşam tarzına, aynı düşüncede ailelere sahiptiler. Ama ikisinin şu an durduğu noktalar birbirlerinden bir hayli uzaktı. Adam benliğini bulmuştu, kadınsa ona dayatılan benlikte yok olmuştu. Bunu adamın sözlerinden de anlamıştı, gözlerinden de...
Katerina artık onunla daha fazla vakit geçiriyordu. Ailesinin baskılarına boyun eğmemeye başlamıştı. Kendini bulmaya çalışıyordu. İçindeki uçsuz bucaksız huzursuzluk gidiyordu. O Katerina'nın yaşam kaynağıydı. Biricik aşkıydı. Gözlerinde kayboluyordu. Yanındayken dünyayı boşveriyordu.
Ama hayat sevgilisinin güzel gözleri gibi uzun süre gülmedi ona. Kader, bu iki ruhun beraber nefes almasına izin vermedi ve bir nefesi kesti, attı. Kusursuz düzenin içindeki tek hakikat ellerinden uçup gitti.
Katerina'nın psikolojisi bu kayıpla iyice bozuldu. Artık ne ailesi umurundaydı ne o kaotik düzen ne de başka bir şey. Ailesi onun bu haline anlam veremiyordu. Ona çok kızıyorlar hatta onu cezalandırıyorlardı. Ama bilmiyorlardı, yaratmaya çalıştıkları "ideal" kadın toprak altındaki sevgilisi kadar cansızdı.
Tam beş yıl... Beş yıl boyunca hiç ağlamamıştı. Ona duyguları öğreten sevgilisiyleyken ağlayabilirdi yalnızca. Gün geçtikçe yarası geçmiyordu. Git gide kendini bırakıyordu.
Bir gün tek başına deniz kenarına gitti. Bir an dalgaların arasında sevgilisinin sesini duyduğunu zannetti. Beş yıldır göz pınarlarını çevreleyen o duvar yıkıldı, bir damla yaş kendini özgürlüğe bıraktı. Katerina sevgilisini gördü. Artık ağlıyordu. Evet, oydu. Eve gitmesini söylüyordu. Hayır, hayır gidemezdi eve falan. Bir kez daha onu bırakıp gitmesine izin veremezdi. Hıçkırıklarla ayağa kalktı. Adımlarını hızlandırdı ve sevgilisine sarıldı.
Ama bilmediği bir şey vardı, sevgilisi orada değildi. Sarıldığı şey kendi çırpınışıydı. Bitmeyen yasının, geçmeyen kalp ağrısının en güzel yanılsamasıydı. Maalesef gördüğü sevgilisinin güzel gözleri değildi. Artık dalgaların buz gibi serinliğiyleydi.
Olsun, bu bir yanılsama değildi. Yaşadığı asıl yanılsama bugüne kadar sığdırıldığı kalıplardı, çektiği cezalardı, emirleri altında kaldığı ailesiydi.
Onun gerçekliği, karşısında duran bu adamdı. Düzene karşı gelmiş, zorluklara yenilmemiş, benliğinin farkına varabilmiş ve kaderin vergisiyle kendisiyle tanıştırılmış o adamdı gerçeklik.
Son adımlarındaysa söylediği sözler dalgaların arasında yok oldu.
"Sevgilim benim! Mutluluğum benim! Allah ısmarladık!"
~zh