“Dünya üzerindeki her kuvvet, sağlam ahlâk ile başlar. Her mağlubiyet, ahlâki çöküşle başlar. Her ne yapılmak isteniyorsa, bu önce insanların ruhlarında gerçekleştirilmelidir.” Aliya İzzetbegoviç.. Gençliğinden yaşamının son zamanlarına dek, doğduğu Bosna-Hersek’de başlayan İslami, siyasi, sosyokültürel yozlaşmalara, itibarsızlıklara ve haksızlıklara karşı…devamı“Dünya üzerindeki her kuvvet, sağlam ahlâk ile başlar. Her mağlubiyet, ahlâki çöküşle başlar. Her ne yapılmak isteniyorsa, bu önce insanların ruhlarında gerçekleştirilmelidir.”
Aliya İzzetbegoviç..
Gençliğinden yaşamının son zamanlarına dek, doğduğu Bosna-Hersek’de başlayan İslami, siyasi, sosyokültürel yozlaşmalara, itibarsızlıklara ve haksızlıklara karşı büyük başkaldırının, çözümsel yaklaşımların lideri haline gelmiş; daha sonra yazdığı kitaplar ve yaptığı sıradışı çıkışlar ile ünü ülkesini aşmış devlet adamı aynı anda fevkalade bir düşünür ve yazardır. Bir çok kez hapse mahkum edilmesine rağmen gerçeği haykırmaktan ve doğru olanı savunmaktan vazgeçmemiş olmasının nihayi kanıtı, fikir dünyasının temel taşı olacak bu eseri zorlu şartlar altında yayınlatması olmuştur bence. Bosna-Hersek’in eski Cumhurbaşkanı Aliya İzzetbegoviç, arkasında bir çok eser bırakarak 2003 tarihinde vefat etmiştir.
Bu kitabı şahsen kıymetli kılan, tüm İslam dünyasına hitap etmesi ve tüm Müslüman halklara yönelik görülen veya hissedilen problemlere -özellikle siyasi, dini ve ahlaki- dair izlenesi yol haritası çıkarmış olmasıdır. Özellikle biz gençlerin altını çizip, notlar tutarak titizlikle okuması gereken bir kitap diyebilirim.
Ve kitabımızdan kesitler:
• Genel olarak bir Müslüman, bir fert olarak var olamaz. Yaşamak ve hayatını bir Müslüman olarak idame ettirmek istiyorsa bir çevre, cemiyet ve düzen oluşturması gerekmektedir. Dünyayı değiştirmek zorundadır. Aksi halde kendisi değişime tabi olacaktır.
• ‘Mistisizm içermeyen bir din ve ateizmi reddeden bir bilimi’ temsil eden İslam, fark gözetmeksizin tüm insanların alakasını cezbedecektir.
• Güç kullanma ve kanun, yalnızca adaletin vasıtalarıdır. Adaletin kendisi ise insanın kalbinde bulunur. Aksi halde mevcut olamaz.
• Her türlü izzet ve şükran, ancak Allah’a aittir ve insanların gerçek kıymet ve liyakatine ancak Allah değer biçebilir.
• Peki İslami nizama giden yol, dinin yenilenmesinden mi yoksa siyasi devrimden mi geçer?
Bu sorunun cevabı, İslami yeniden doğuşun dinî yenilenme olmaksızın başlayamayacağı, lakin siyasi devrim olmadan da başarılı bir şekilde işleyip, tamamlanamayacağıdır.
• Bizim durumumuzda dinî yenilenmenin manası, kendine “Müslüman” diyen ya da başkalarımın bu şekilde tanımladığı insanların İslamlaştırılmasıdır. Bu ‘İslamlaştırma’nın başlangıç noktası, Allah’a sağlam bir şekilde iman ve İslami dinî ve ahlaki normların Müslümanlar tarafından harfiyen ve samimi bir şekilde tatbikidir.
• Tarih sadece daimi değişimin değil, aynı zamanda imkansız ve beklenmeyenin aralıksız gerçekleştirilmesinin de hikayesidir.
• Modern bilim adına ilan edilen Amerika’daki Prohibition Law (Alkolün nehyine ilişkin kanun) dünyadaki en organize toplumlardan birinin tüm güç ve imkanlarıyla tatbik edilmiş lakin bu asrın 40’lı yıllarında, 13 yıl süren şiddet ve suçla dolu beyhude uğraşların ardından nihayet geri çekilmek zorunda kalınmıştı. İskandinav ülkelerindeki yasak girişimleri de benzer başarısızlıklarla sonuçlandı.
Bu ve birçok benzer örnek, toplumun tekamülünün (değiştirilmesi, olgunlaştırılması) sadece Allah adına ve insan yetiştirme yoluyla mümkün olduğunu açık bir şekilde ifade ediyor.
• Eğer İslam, insan-dünya ilişkisine insandan başlamasaydı, bir din olamazdı.
• Aslında sistemin bir ülkenin durumunu etkilemesi, sadece çalışmayı ne dercede teşvik ve organize ettiğine bağlıdır. Çünkü zenginliğin gerçek kaynağı çalışmadır.