Bu Adamın Ülkesinde Bir çocuk düşünmenizi istiyorum, Selanikli yetim bir çocuk. Cebinde çok da parası olmayan ama olan tüm parasını kitaplara harcayan bir çocuk. En büyük hayali asker olup, ülkesini ve milletini yüzyıllardır süregelen zor zamanlardan kurtarmak isteyen bir çocuk.…devamıBu Adamın Ülkesinde
Bir çocuk düşünmenizi istiyorum, Selanikli yetim bir çocuk. Cebinde çok da parası olmayan ama olan tüm parasını kitaplara harcayan bir çocuk. En büyük hayali asker olup, ülkesini ve milletini yüzyıllardır süregelen zor zamanlardan kurtarmak isteyen bir çocuk. Bu hayaliyle yanıp tutuşurken sayısız kitap okuyan, matematik ve edebiyata büyük bir ilgi duyan, başka başka diller öğrenerek yabancı literatürü takip edebilen bir çocuk. Öğrencilik yıllarında Türkçe’nin başka bir alfabeye geçmesini, Arapça ve Farsça matematik kitaplarını okurken bu terimlerin Türkçeleşmesini isteyen bir çocuk düşünmenizi istiyorum.
Şimdi o çocuğu büyütüp genç bir delikanlı yapalım. Öyle bir genç olsun ki, gözlerinden ateş çıksın bu gencin. Görev geldiğinde Şam’a, Trablusgarp’a, Sofya’ya, Çanakkale’ye gitsin. Şam’da Cumhuriyetçi yönetim anlayışının temellerini atsın, Vatan ve Hürriyet Cemiyeti’nde temel felsefenin, adaletin ve hürriyetin olmadığı yerde devletin çökeceğine dair konuşmalar yapsın. Trablus’ta halkı örgütlendirirken bir yandan da onları bilinçlendirmenin askeri zaferden daha kalıcı olduğunu anlatsın ve "Biz cahil dediğimiz vakit mutlaka mektepte okumamış olanları kastetmiyoruz. Kastettiğimiz ilim, hakikati bilmektir." diyerek eğitimin sadece okuldan ibaret olmadığını söyleyen bir genç olsun. Sofya'da izlediği bir opera sonrası arkadaşlarına: "Bizim ülkemizde de sanatın ve eğitimin bu düzeye gelmesi şarttır. Balkan Savaşı’nı neden kaybettiğimizi şimdi anlıyorum; onlar eğitimle, bizden daha modern bir toplum inşa etmişler," diyerek eğitim devriminin temellerini ülke savaş üstüne savaş kaybederken atabilsin. Öyle bir genç olsun ki Çanakkale’de 7 düvele karşı savaşıp, muvaffak olurken bir yandan da "Toplumu gerçek mutluluğuna ulaştırmak için iki orduya gerek vardır: Biri vatanı kurtaran asker ordusu, diğeri ulusun geleceğini yoğuran bilim ordusu. Bilim ordusu, birinci orduya niçin ölüp niçin öldürdüğünü öğreten ordudur." Diyebilsin.
Bu genç adamı 1. dünya harbinden çıkmış, ordusu dağılmış, galip devletlerin kuklası olmuş ve başkenti işgal edilmiş bir ülkenin tek kurtuluş umudu olduğunu hayal etmenizi istiyorum şimdi. Böyle bir düşe yatmış bir gencin aklında savaştan başka bir şey olmamalı normal şartlarda, ilk ve biricik amacı vatan topraklarından düşmanı atmak olmalı ama biz öyle bir adam hayal ediyoruz ki o adam halkın yönetime geçmesini birinci öncelik olarak alıp İstanbul hükümetine karşı bir örgütlenme gerçekleştirsin, hakkında idam emri çıkartılsın, kongreler düzenleyip halkı bilinçlendirsin, Ankara’da yepyeni bir meclis kursun, cephanesi olmayan, cahil ve düzensiz bir milletten bir ordu çıkarsın. Düşman Kütahya-Eskişehir’de orduyu darmaduman ettikten, ordu 40 bin şehit verdikten ve büyük bir askerden kaçma olduktan, top sesleri Ankara semalarında duyulmaya başladıktan sonra Maarif kongresini ertelemek yerine "Hayır, ertelemeyin. Cahillikle savaş, düşmanla savaştan daha az önemli değildir" diyerek öğretmenleri toplasın. Kongrede "Silahıyla olduğu gibi beyniyle de mücadele etmek zorunda olan milletimizin, birincisinde gösterdiği kudreti ikincisinde de göstereceğine asla şüphem yoktur." Diyebilsin. Düşünsenize, öyle bir adam hayal etmeye çalışıyoruz ki, savaşı hobi olarak görüp, birinci önceliği milletini eğitmek olan bir adam.
Hayalimizin absürtlüğünün farkındayım ama biraz daha ileri gideceğiz şimdi. Bu adam o vahim durumdan ülkeyi çekip çıkartsın, hayali olan Cumhuriyeti ülkeye armağan etsin. Meclis’in açılış gününü çocuklara bayram olarak hediye etsin ve cahil, köylü, elinde avucunda ne varsa savaşa vermiş olan bu ülkeden modern bir devlet kurmak için temeller atsın. Saltanatı yasaklayıp yerini cumhuriyete bıraksın, halifeliği kaldırıp yerine Diyanet İşleri Başkanlığı’nı kursun. Kendi cebinden Elmalılı Hamdi Yazır’a Kur’an meali yazdırıp cahil ve dinini bilmeyen bir topluma dinini öğrenme şansı tanısın. Bunların yanında zor olan Osmanlıcayı kaldırıp yerine savaş yıllarında üzerinde çalıştığı Latin Alfabesini getirip, ülkenin dört bir yanına eğitim seferberliği getirsin. Tek bir ağaca zarar verecek diye köşkünü yerinden oynatsın, tek bir askerine zarar geldi diye köyü yok etsin, ülkenin kadınları yönetimde ve toplumda söz sahibi olsun diye medeni kanunu ve seçme ve seçilme hakkını sağlasın.
Öyle bir adam düşünün ki son nefesine kadar, milleti ve ülkesi yükselsin diye insanüstü bir çalışma ve disiplin göstersin. Kadınlara, çocuklara, hayvanlara, bitkilere tüm benliğiyle sahip çıksın, hepsini koruyup kollasın ve öyle bir adam düşünün ki tüm devletlere karşı galip geldikten ve tüm dünya ona büyük bir hayranlık ve korku duyarken “Yurtta sulh, cihanda sulh.” diyerek barışı savunsun. Ve bu kadar büyük bir komutan ve devlet adamı olduktan sonra bile "Cumhurbaşkanı olmasaydım, Milli Eğitim Bakanı olmak isterdim." diyecek kadar da eğitim aşığı olsun.
Bu adam bizim hayalimizde bile garip duran bu işlerin hepsini yapıp bize çok sağlam temeller üstüne dayalı bir ülke bıraktı arkadaşlar. Bugün, bu adamın ülkesinde öğrenciler ve öğretmenler okullarında silahlı çatışmalara maruz kalıp, ölebiliyor. Bugün, bu adamın ülkesinde ormanlar, birkaç şirket fazla para kazanacak diye yok edilebiliyor. Bugün, bu adamın ülkesinde eğitimde evrim teorisi çıkartılabiliyor. Bugün, bu adamın ülkesinde öğrenciler eylem haklarını kullanıp hapse düşebiliyor, Türk bayrağı salladı diye gözaltına alınabiliyor. Bugün, bu adamın ülkesinde hiçbir kuruma güven duyulmuyor.
Biz biliyoruz ki, bu ülke bu adam sayesinde öyle sağlam temeller üzerine kuruldu ki bunu bozmaya çalışan herkesin karşısına 90 yıl önce ölmüş bile olsa bu adam çıkacak.
“Cebren ve hile ile aziz vatanın bütün kaleleri zapt edilmiş, bütün tersanelerine girilmiş, bütün orduları dağıtılmış ve memleketin her köşesi bilfiil işgal edilmiş olabilir. Bütün bu şeraitten daha elim ve daha vahim olmak üzere, memleketin dâhilinde iktidara sahip olanlar, gaflet ve dalalet ve hatta hıyanet içinde bulunabilirler. Hatta bu iktidar sahipleri, şahsi menfaatlerini müstevlilerin siyasi emelleriyle tevhit edebilirler. Millet, fakruzaruret içinde harap ve bitap düşmüş olabilir.
Ey Türk istikbalinin evladı! İşte, bu ahval ve şerait içinde dahi vazifen, Türk istiklal ve cumhuriyetini kurtarmaktır. Muhtaç olduğun kudret, damarlarındaki asil kanda mevcuttur.”
Atam, emanet ettiğin bu cumhuriyete kastedecek, düzenini ve gayesini bozacak her türlü duruma karşı biz seninle ayakta duracağız. Bugün, bu ülke senin yokluğunda yaşamış olduğu tüm sorunlara karşı hala dimdik ayakta durabiliyorsa, biz biliyoruz ki senin sayende. Bu ülkeyi, senin yolundan, aydınlanmanın izinden almaya çalışsalar da biz biliyoruz ki sen burada olmasan bile o savaşı kazanacaksın. Bu ülkede, çocuklar okullarına güvenle gidip, yüksek kalite eğitim alacaklar. Bu ülkede, bir ağaca göz dikenin, gözü yerinde tutulmayacak. Bu ülkede, kadınlara, çocuklara değer vermeyenin sokaklarda gezinmesine izin verilmeyecek. Bu ülke, ilelebet payidar kalacak ve hayal ettiğin muasır medeniyetler seviyesine senin yolunu takip edip ulaşacak. Bunu biliyorum çünkü bunu yapmamız için yine sen güç verdin bize.
"Umutsuz durumlar yoktur, umutsuz insanlar vardır. Ben hiçbir zaman umudumu yitirmedim."