Tractatus Alıntı Devamı: KONU 13 Wittgenstein, hakİkatİ dıllendıremeyeceğımız bır noktada aramak gerektığını düşünmektedir. Zira dünya olgular dünyası olduğu gibi, dil de olguların dilidir. Görünüşlerın ya da olguların dili olan sözcükler ile olgusal olmayanı söylemek mümkün değıldir. Söylenemeyeni söylemeye kalkışmak, hakikate…devamıTractatus Alıntı Devamı:
KONU 13
Wittgenstein, hakİkatİ dıllendıremeyeceğımız bır noktada aramak gerektığını düşünmektedir. Zira dünya olgular dünyası olduğu gibi, dil de olguların dilidir. Görünüşlerın ya da olguların dili olan sözcükler ile olgusal olmayanı söylemek mümkün değıldir. Söylenemeyeni söylemeye kalkışmak, hakikate fayda değıl zarar verecek bir harekettir.
KONU 14
Batı düşünce tarihinde bilgi ve özgürlük Tanrı'ya rağmen elde edilirken, Doğu'da ise özgürlüğün yegâne ve bilginin en muhkem kaynağı bizatihi Tanrı kabul edilmektedir. Insana biçilen kıymetin de temel ölçütü bilgisi ile doğru orantılıdır. Bilgiden uzaklaşma şeytani bir şeydir. Her türlü kötülüğün kaynağı bilgi eksikliğinden kaynaklanan cehalettir. O halde, bırbirıne taban tabana zıt olan Batı'nın din-bılim algısıyla Doğu'nunkıni aynı sepete koymak ne derece mümkündür? Batılı filozofları okuyup değerlendırırken telafisi mümkün olmayan bu büyük uçurumun sürekli göz önünde bulundurulması gereği kesinlikle akıldan çıkarılmamalıdır. "Dolayısıyla bireyselliğin ve özgürlüğün dine karşıt söylemler gibi sunulması, Kur'an mesajının özüne terstir. Özgür bireyin olmadığı yerde ne kulluğun ne de ibadetin bir anlamı vardır." (Düzgün, 2020, s. 111)
KONU 15
Wittgenstein'a göre, koşullar ne olursa olsun mutluluk ancak ve ancak "bilgi yaşamıyla" mümkündür, "Iyi vicdan bilgi yaşamını bahşeden mutluluktur. Dünya dertlerinin inadına, bilgı yaşamı mutlu yaşamdır. Dünyanın dertlerine dudak bükebilen (Zence bir tavır)®° yaşam ancak mutludur. Onun ıçın dünyanın rahatlıkları sadece kaderın çok fazla lütfudur." (Soykan, 2016, s. 40) Bu sözlerde sûfiyâne ve mistik bir yaşamın övülüp yüceltildiği açıktır. Ancak Wittgenstein dünya dertlerine katlanmanın bizzat kendisini mutluluk olarak değerlendiren asketik/çileci bir tavırdan ziyade, bilgiye adanmışlığı savlamaktadır. "Bilge yaşamı" değildir önerilen, tek kelimeyle, "bilginin yaşamı"; tam manasıyla bilgıye adanmış bır yaşamdır. Baştan sona soruşturma, çözümleme ve anlama etkinliğine adanmış bir bilgi mistiği yaşamıdır. "Bilgi yaşamı" ve "bilgi mistiği"nin en güzel örneklerden birisi ise bızatıhı kendı yaşamıdır. (Soykan, 2016, s. 41) Wittgenstein 'hayatın anlamı arayışı'nı Tanrı'ya ıman ile özdeş, tüketılemez bır bilgı yaşamı olarak değerlendirmektedir. Tanrı'ya inanmak demek aslında 'yaşamın anlamına dair sorunun cevabını bulmak' demektir. Yaşamın anlamına yönelik arayış, Wittgenstein'a göre, gerçek manada dua demektir. Wittgenstein'ın dua yorumu, dil oyunlarının her zaman arka planındaki 'yaşam biçimleri' içinde değerlendirme yaklaşımının uygulamalı bir örneği niteliğindedir. Wittgenstein' ın hayatın anlamı arayışına adanmış bir felsefi yaşamı sürekli bir dua hali olarak değerlendirmesi, onun mistik yönünün de en az filozofluğu kadar derinlikli olduğunu göstermektedir.
KONU 16
Carl Gustav Jung, "Keşfedilmemiş Benlik" kitabında bu bağlamda şöyle bir tespit yapmaktadır; "Tanrıya bağlanmayan bir birey dünyanın fiziksel ve ahlaki kışkırtıcılığına kendi kaynakları ile direnemez." (Jung, 2018) Hegel, "insanın en temel ihtiyacı hakikati bilme ihtiyacıdır" demektedir. Ancak bilme, bilinemez aşkın bir Tanrı söz konusu olduğunda nasıl mümkün olabilir? Aslında, "benim Tanrı'yı "bilmem" Tanrı'yı düşünmemden başka bir anlama gelmez." (Hegel G. W., 2016, s. 65) Wittgenstein'a göre ise Tanrı'yı bilmek arayıştan ibarettir. Bulmak arzusu aslında insanın aceleci ve hükümran olmak isteyen eril tarafından kaynaklanan bir zaattır. Çünkü insan ıçın eğer bulmak değerli bir mücevherse ve kişi bunu istiyorsa, arayış içinde sonsuzca bulmalar söz konusu değıl mıdır? O halde, sonsuzca bulma ımkânı arayışta saklı ıken bır tanesını kutsamak, insanı insan kılan aklı öldürücü dogmatızmden başka bir şey değıldır. Nihayetinde kendini süreklı değıştırip yenileyemedikten sonra, bir dogmatızme saplanıp kaldıktan sonra dünyayı değıştırsen de anlamı kalmayacaktır. Çünkü Wittgenstein'ın dediği gibi, "ancak kendinde devrim yapabilen devrimci olabilir." (YD, 58) (Wittgenstein, 1999, s. 41) O halde, arayan insana düşen sürekli bir bahçıvanlıktır; tohumu ekip sulamalı, ona gerekli olan ısı, nem, ışığı sağlamalı ve bakımda kusur etmemelidir. (YD, 48) Tohumu zorlamakla, vaktinden önce herhangi bir sonuç elde edilmesi mümkün değildir. Bahçıvan için tohuma en nazik şekilde yaklaşmaktan, onu incitmemekten başka önünde bir yol yoktur! (Wittgenstein, 1999, s. 37)