Spoiler içeriyor
Tahtı barış içinde bırakabilirsin. Skandala lüzum yok! ;) "Ölüm ayırmaz, ölüm birleştirir. Bizi ayıran hayattır.." "Beni endişelendiren bu değil. Eğer savunduğunuz bir şey yoksa ne uğruna öleceksiniz?" "Ömrüm boyunca zayıf adamların yanında durdum. Sen de onlardan birisin." *Diziye başlayınca insan…devamıTahtı barış içinde bırakabilirsin. Skandala lüzum yok! ;)
"Ölüm ayırmaz, ölüm birleştirir. Bizi ayıran hayattır.."
"Beni endişelendiren bu değil. Eğer savunduğunuz bir şey yoksa ne uğruna öleceksiniz?"
"Ömrüm boyunca zayıf adamların yanında durdum. Sen de onlardan birisin."
*Diziye başlayınca insan ister istemez bir "saray ihtişamı, entrika, güç savaşları" beklentisine giriyor. Görsel olarak da bunu bir süre veriyor. Ormanlar, tren yolculukları, sarayın içi, kostümler… Her şey gerçekten göz doyuruyor. Ama iş hikâyeye gelince aynı etkiyi sürdüremiyor. Bana kalırsa dizinin en büyük sorunu da bu: dışı çok parlak, içi biraz yavan kalıyor.. Daha çok entrika varmış gibi yapılmış ama derinliği olmayan bir düzen var. Halk tarafı ise tamamen ayrı bir dünya. Halk açlıkla, sefaletle, baskıyla uğraşırken saray bundan ya habersiz ya da çok uzakta. Sadece işlerine gelince hatırlanan bir "kalabalık" gibi duruyorlar. Bu da zaten dizinin en net mesajlarından biri: sistem yukarıda, gerçek hayat aşağıda.. Franz karakteri de bu kopukluğun içinde ilginç bir yerde duruyor. Yıllarca üniforma giyip aslında savaşı neredeyse hiç gerçekten yaşamamış bir imparator.. Tabii bunda annesinin kendisini yetiştirme tarzı da etkili, çünkü bu durumdan bizzat kendisi de rahatsız.. İmparator Franz bu bağlamda kendi kendine şu soruyu sorar " madem cephelerde savaşmaya gitmeyeceğim o halde neden yirmi yıldır bu üniforma benim üzerimde duruyor, neden bu üniformayı giyiyorum?" diye sık sık kendi kendini sorgular. Bu sorgulama aslında güzel ama geç kalmış bir farkındalık. Sürekli uzaktan yönetilen, kararları başkalarının etkisiyle şekillenen bir lider portresi var. En sonunda savaşa gitmesi ise biraz "nihayet" dedirten ama hikâyeyi toparlamaya yetmeyen bir hamle gibi kalıyor.
Elisabeth yani İmparatoriçe tarafına gelince… burada da benzer bir durum var. Başta özgür ruhlu, kurallara uymayan, kendi hayatını seçmek isteyen biri olarak tanıtılıyor. Ama sonra bir anda imparatoriçe olma sürecine giriyor ve bu geçiş bana pek oturmamış gibi geldi. Sanki karakter ile rol arasında bir uyumsuzluk var. İmparatoriçe olmak istemesi de biraz “kendini kanıtlama” ya da inat duygusuyla birleşmiş gibi duruyor. Ama sonuçta ortaya çıkan şey, güçlü bir liderden çok sistemin içinde sıkışmış bir karakter hissi.. filmin ismi imparatoriçe olduğu için bu karakterden çok şey bekliyorsun ama bana çok pasif geldi bir imparatoriçeye göre çok büyük şeyler yapmadı ve bence imparatoriçe olmak ona göre değildi sırf hırsından imparatoriçe olmayı kabul etti. sjsjs ve anlamadığım bir şey de neden sürekli abla ve kız kardeşler arasından abla pasif olup ablanın kısmetini küçük kız kardeşi çalıyor sjsjs bence bu haksızlık. Masallarda bile böyle, ablalar kötü, çirkin en küçük kız kardeş ise her zaman en güzeli ve iyisi oluyor sjsjsj çok saçma ve ezberlenmiş kalıplar maalesef sjsjsjs Neysee
Dizinin en dikkat çeken taraflarından biri de kadınların konumu. Kadınlar sürekli bir “hazırlık” sürecinde gibi gösteriliyor. Ne yedikleri, ne içtikleri, nasıl göründükleri tamamen kontrol altında. Sabah aç karnına tuhaf karışımlar, çiğ yumurta gibi uygulamalar, özel içecekler… Hatta fiziksel görünüm için korselerle bedenin sıkıştırılması gibi aşırı rahatsız edici detaylar var. O yıllarda yaşamadığım için mutlu oldum açıkçası sjsjsj
Kadınların varoluş amacı da çoğu zaman sadece "soy devamı "üzerinden tanımlanıyor. Düşünmek, konuşmak ya da kendi fikrini ortaya koymak çoğu zaman ikinci planda. Hatta normların dışına çıkan kadınlar "deli" ya da "uyumsuz" olarak görülüyor. Düşünüyorum da eğer o yıllarda yaşamış olsaydım bu vicdansızlar muhtemelen beni de deli ya da cadı zannedip yakarlardı sjsjsjs Allah korusun sjsjs
Genel olarak bakınca The Empress, güçlü bir hikâye anlatmaktan çok güçlü bir atmosfer kuran bir dizi. Görsel olarak etkileyici, dönem hissini veriyor ama karakter derinliği ve hikâye gücü aynı seviyede değil. İzlerken hem büyülenip hem de “bir şey eksik” hissi bırakıyor. 1. sezonu 2 sezona göre daha heyecanlıydı. 3. sezon gelecek mi bilmiyorum ama 2. sezonda sanki bitmemişlik hissi vardı. Yarım kalmışlık hissi, beni pek tatmin etmedi açıkçası, sıkıcıydı. Benim için bu dizi de ihtişam var, ama ağırlık yok. Taç var, ama taşıyan el titriyor sjsjsj Keşke İmparator Franz biraz bizim Osmanlı padişahlarından ders alabilseydi sjsjs adam üniformasını giymiş savaşa gitmediği halde 20 yıldır üstünden çıkarmıyor sjsjsj ülkeyi saraydan yönetiyor hjhj böyle İmparatorluğu ben de yaparım kusura bakma imparator Franz sjsjsj Yani sen de şimdi bir Fatih Sultan bir Kanuni değilsin hani kusura bakma görünen köy kılavuz istemez sjssj