Ne kadar fazla şey anlatıyor öyle. Tekrar bakınca ne çok şey gördük. Oysa Yavuz Turgul dedi mi yüzde tebessüm, gözlerde yaş, yeterdi bize. Maddi, manevi çıkarcılık. İki insanın birbirinden, özellikle manevi çıkarı. Aşık ettiğinin farkında değil mi şimdi? İşine geldiği…devamıNe kadar fazla şey anlatıyor öyle. Tekrar bakınca ne çok şey gördük. Oysa Yavuz Turgul dedi mi yüzde tebessüm, gözlerde yaş, yeterdi bize.
Maddi, manevi çıkarcılık. İki insanın birbirinden, özellikle manevi çıkarı.
Aşık ettiğinin farkında değil mi şimdi? İşine geldiği için farkında değilmiş gibi davranıyor sanki. "Bana sahip çıkan bir abi." gözüyle bakıyor, kendi çocuğuna bile sahip çıkamayan abiye. Abi de gönlü hoş eylemenin de derdinde.
Halbuki o kadar güzel kaşınır, sen de kaşırsın tatlı tatlı ama yaraya dönüşür o gönüldeki kaşıntı. Fark edemezsin.
Abinin çocuğu da ev işini halletmenin derdinde.
Maddiyatçılık günümüzdeki hali... Diğer çocuğa döndüğünde kamera, maddiyattan masumiyete dönüş gibi.
Yabancılaşma, yozlaşma, şehirde, ailede herryerde anlatılmış. Babasını eve samimiyetsiz çağırışı, torunun, ayda yılda bir gördüğü dedesi yanında telefonla oynaması, insanların başkalarına karşı kayıtsız kalması, pavyoncunun tavrı, bu tavrın bilerek farklı algılanışı.
Tutku var mesela. Hastalık derecesinde işlenmiş Halil'de. Hani özünde iyi adam dersin. Bu özünde değil gerçekte de öyle. Ama tutku ne öz bırakmış ne başka bir şey.
İdealizm var filmde, kendisini ya da ailesini feda etmek hiç problem değil. İdealizm herşeydir. O kadar ki, "bi daha gelsem dünyaya yine aynı yolları yürürüm" dedirtecek kadar herşey.
Şefkat, saf sevgi, menfaatlli sevgi, hastalıklı sevgi, açlık var filmde açlık.
Sen gençliğinde Tosun Paşanın senaryosunu yaz, orta yaşta Çiçek Abbas, Muhsin Bey, Eşkiya, biraz yaşlanınca Gönül Yarası. Sadece Messi değil bu adam da uzaylı kesin. Kesin uzaylı.
"BİR ADIN KALMALI…
bir adın kalmalı geriye
bütün kırılmış şeylerin nihayetinde
aynaların ardında sır
yalnızlığın peşinde kuvvet
evet nihayet
bir adın kalmalı geriye
bir de o kahreden gurbet
sen say ki
ben hiç ağlamadım
hiç ateşe tutmadım yüreğimi
geceleri, koynuma almadım ihaneti
ve say ki
bütün şiirler gözlerini
bütün şarkılar saçlarını söylemedi
hele nihavent
hele buselik hiç geçmedi fikrimden
ve hiç gitmedi
bir topak kan gibi adın
içimin nehirlerinden
evet yangın
evet salaş yalvarmanın korkusunda talan
evet kaybetmenin o zehirli buğusu
evet nisyan
evet kahrolmuş sayfaların arasında adın
sokaklar dolusu bir adamın yalnızlığı
bu sevda biraz nadan
biraz da hıçkırık tadı
pencere önü menekşelerinde her akşam
dağlar sonra oynadı yerinden
ve hallaçlar attı pamuğu fütursuzca
sen say ki
yerin dibine geçti
geçmeyesi sevdam
ve ben seni sevdiğim zaman
bu şehre yağmurlar yağdı
yani ben seni sevdiğim zaman
ayrılık kurşun kadar ağır
gülüşün kadar felaketiydi yaşamanın
yine de bir adın kalmalı geriye
bütün kırılmış şeylerin nihayetinde
aynaların ardında sır
yalnızlığın peşinde kuvvet
evet nihayet
bir adın kalmalı geriye
bir de o kahreden gurbet
beni affet
Kaybetmek için erken, sevmek için çok geç"