Cannes'a kabul edilen ilk Nijerya filmi 'Babamın Gölgesi', mazlum Afrika ülkesinde demokratik devlet başkanı seçiminin dikta rejimince iptal edildiği 24 Haziran 1993 günü boyunca işçi baba ile iki oğlunun başkent Lagos'ta yaşadıklarını anlatıyor. Askeri veya sivil baskı yönetimleri altında demokrasi,…devamıCannes'a kabul edilen ilk Nijerya filmi 'Babamın Gölgesi', mazlum Afrika ülkesinde demokratik devlet başkanı seçiminin dikta rejimince iptal edildiği 24 Haziran 1993 günü boyunca işçi baba ile iki oğlunun başkent Lagos'ta yaşadıklarını anlatıyor. Askeri veya sivil baskı yönetimleri altında demokrasi, adalet ve insan hakları için mücadele veren tüm ülkelere uyarı niteliğinde önemli hatırlatmalarda bulunan yapım halen MUBI'de gösteriliyor. Kaçırmayın.
Uzun yıllar İngiltere’nin sömürgesi olduktan sonra 1960 yılında sözde bağımsızlığını ilan eden Nijerya’nın sömürge yılları sonrası dönemi, darbelerle gelen demokrasi ihlalleriyle doludur. 24 Haziran 1993 tarihi ise ülkede demokrasinin ağır bir yara aldığı gün olarak bilinir. Sosyal Demokrat Parti’nin adayı, Batı Afrika’nın önde gelen etnik gruplarından Yorubalı iş adamı M. K. O. Abiola’nın 12 Haziran seçimlerinde kazandığı zafer, işte o gün seçime hile karıştırıldığı bahanesiyle askeri yönetimce iptal edilmiş, çıkan ayaklanma kanlı bir biçimde bastırılmıştır.
Dünya prömiyerini Cannes’da yapan, geçtiğimiz Filmekimi’nde ilk kez ülkemizde gösterilen son dönemin en ilgiye değer yapımlarından ‘Babamın Gölgesi / My Faher’s Shadow’ bu meşum gün boyunca, başkent Lagos’ta küçük bir firmada ekmek parası peşinde koştuğu için ailesinden aylarca uzak kalmış baba Folarin (Ṣọpẹ́ Dìrísù) ile oğulları 8 yaşındaki Akinola (Godwin Egbo) ve 11 yaşındaki Olaremi’nin (Chibuike Marvellous Egbo) kırsaldaki köy evinden büyük kente yolculuğunu anlatıyor.
Kırsalın sükûnetinden sonra büyük kentin keşmekeşiyle tanışan çocuklar Lagos’un yoksul ama rengarenk dünyasına hayretle tanıklık ederken, ilk kez tattıkları sokak dondurmasının tadından, lunaparkın ışıltılı eğlencesinden, ayrı büyümek zorunda kaldıkları babalarıyla yaptıkları deniz sefasından mutludurlar. Baba Folarin ise çalıştığı atölyenin müdürünü yakalayıp 6 aydır alamadığı maaşını tahsil etme derdindedir.
Hayatınızdan hep bir şeyleri feda etmek zorunda kaldığınız zor bir ülkedir Nijerya. Genç adam çocukları büyürken yanlarında olamamıştır. Şimdi de fedakârlığının bedelini ne pahasına olursa olsun alma niyetindedir. Demokrasinin bir kez daha askıya alındığı böyle talihsiz bir günde herkes tehlike altındadır. Abiola’yı devlet başkanı seçmiş halk, ‘tek adamın aynı maçta hem hakem hem antrenör hem de oyuncu olduğu’ ve güvenlik nedeniyle seçimi iptâl ettiği ülkede isyanını sokaklara dökmüştür. Folarin ‘bizim geleceğimizi çaldılar, çocuklarımızınkini çalamayacaklar’ diye feryat etse de tarih zalimlerin zaferini yazmaya hazırlanmaktadır. Yine de güzel başlayan gün, iki küçük yeni yetmenin hüzünlü geçmişlerinde nefes aldıkları, mutlu oldukları büyülü bir yolculuk olarak yer almayı sürdürecek, babalarıyla rüyalarda buluşmayı sürdüreceklerdir.
Cannes ana seçkisinde yer alan ilk Nijerya filmi olarak tarihe geçen yapım, global diasporanın bir temsilcisi olduğunu ifade eden video sanatçısı, yazar ve yönetmen Akinola Davies Jr.’ın ilk uzun metrajı olması özelliğini taşıyor. Sinemacı bu filmiyle BAFTA ve Britanya Bağımsız Film Ödülleri’nde (BIFA) en iyi yönetmen ödüllerini kazanmış. Film Cannes’da ‘Altın Kamera’ Mansiyon Ödülü’ne layık görülmüş. ‘Gangs of London’ dizisiyle bilinen Londra doğumlu Nijeryalı aktör Ṣọpẹ́ Dìrísù’nun performansı da Gotham Gecesi’nden En İyi Erkek Oyuncu Ödülü ile dönmüş.
Filmin yapımcıları olarak BBC Film ve Britanya Film Akademisi’ni (BFI) fark ettiğinizde ‘bu ne perhiz bu ne lahana turşusu’ diye itiraz edebilir, ya da Birleşik Krallığın yıllarca sömürdüğü Afrika ülkesinde yaptıkları için, yapımcı kuruluşlar eliyle günah çıkardığı hissiyatına kapılabilirsiniz. Ama tüm bunlar filmin değerinin önüne geçmiyor. Başkanlık seçimleri sonrasında yaşanan kaosun ortasında tek bir günü merkez alarak tarihsel ve kişisel olayların kesiştiği benzersiz bir yolculuk sunan film, 16 mm tercihinin getirdiği özgün görsellikle Lagos’un sıcak, canlı ve kaotik dokusunu beyazperdeye taşımakla kalmıyor, askeri veya sivil dikta rejimlerinin baskısı altında demokrasi, adalet ve insan hakları için mücadele veren tüm mazlum ülkelere uyarı niteliğinde önemli hatırlatmalarda bulunuyor.