---Yazım spoiler içeriyor fakat sürpriz de bozmuyor...--- Film, siyahlar içindeki bir adamın çıplak oğluna, oyuncağını ve annesinin fotoğrafını toprağa gömdürmesi ile başlar. Çocukluk ve masumiyetin yok oluşuyla birlikte El Topo'nun egosuna ulaşma serüveninin başlangıcıdır burası. Giydiği siyah kıyafet kendisinin kirli,…devamı---Yazım spoiler içeriyor fakat sürpriz de bozmuyor...---
Film, siyahlar içindeki bir adamın çıplak oğluna, oyuncağını ve annesinin fotoğrafını toprağa gömdürmesi ile başlar. Çocukluk ve masumiyetin yok oluşuyla birlikte El Topo'nun egosuna ulaşma serüveninin başlangıcıdır burası. Giydiği siyah kıyafet kendisinin kirli, hileli ve günahkâr olduğuna işaret eder.
El Topo ve oğlu çölde ilerlerken katledilmiş insanları fark ederler. Bu katliamı yapan Albaydır. El Topo peşine düşüp, albay ve adamlarını cezalandırır. Ve Mara adlı kadını da oradan kurtarır ve çölde ilerleyebilmek adına dört silah ustasını yenmek zorundadır. Bu sahneler yine El Topo'nun egosunu beslemeye devam eder
Çölün en iyileri kabul edilmiş bu dört silah ustası sıradan insanlar değildirler. Her birisi bir öğretiyi taşır. El Topo, bu dört ustayı hileye başvurak, tuzağa düşürerek türlü yollarla halleder. Birisi acı duymaz, bu hissi aşmıştır. İkincisi bakırdan düzenekler yaparak kusursuzluğu inşa eder. Üçüncü usta, tavşanlarla yaşar; doğayla uyum içindedir. Dördüncüyse daha çok çilede bir ihtiyar gibidir. Tanrıya teslimiyet içindedir. Aslında bu dördü de peygamberleri simgeliyor filmde. El Topo, onları yok ederek öğreniyor fakat yolculuğun sonunda büyük bir boşluğa düşüyor. Öldürdükçe egosu tatmin oluyor ve en sonda bir hiçlik duygusuna hapsoluyor.
Tüm bu yolculuk esnasında bir sahne var ki El Topo'nun canavarlaşmış ruhunu gözler önüne seriyor. Siyahlar içindeki bu adam, gidip iğrenç ve korkutucu şekilde petekleri tırnaklararak ve kemirerek bal yiyor. Burada hileden, acıdan, öldürmekten tarifi olmaz bir zevk duyduğunu egosunun doruk noktasında olduğunu anlıyoruz esasında. Bu bal detayı çok önemli çünkü filmin sonunda da denk geleceğiz ama farklı bir şekilde...
El Topo yol arkadaşı Mara tarafından terk edilir. Vurulur. Ve garip görünümlü insanlar, dilenciler tarafından bir mağaraya götürülür. Film bu sahne itibariyle yönünü değiştirir. Artık günahkâr El Topo yoktur. O mağarada yeniden doğmuştur --Ki adeta cadı görünümlü kadın tarafından ritüel eşliğinde yeniden doğar -- Mağara halkı için, o bir İsa'dır. Bir görevi vardır. Cüceler, sakatlar ve dilencilerden oluşan bu halkı o mağaradan bir şekilde çıkarmalıdır.
Yeniden doğmuş El Topo ve yoldaşı Cüce kadın bir kasabaya uğrarlar. Bu kasabanın hemen hemen her yerinde üçgen içinde göz simgesini yani illününatiyi görürüz. Şüphesiz filmin bundan sonrası kurumsallaşmış dini, organize olmuş din adamlarının eleştirisidir. Yine bu kısımda çarpıcı bir sahne var. Rahip ve kasaba halkı mucize, mucize diye bağırırlar ve ellerinde bir silahı gezdirerek adeta Rus ruleti oynarlar. İbadet ve şiddet adeta yan yana gelmiş ve bunu meşrulaştırmışlardır.
El Topo, mağarada kalan halkı kurtarmıştır. Halk koşarak kasabaya varır. Ve yozlaşmış insanlar tarafından canice katledilirler. Bunu gören El Topo, haykırır ve uzun bir zamandır eline geçirmediği silahı alır. Dikkat çeken bir detay vardır ki kurşunlar ona işlemiyor. El Topo, günahkârken ve arayış içindeyken; acı duymayan bir ustayı öldürmüştü. Aslında o öğretiyi bu finalde kullanmış oluyor. Hem de hayatının son dakikasında. Nihayetinde canileşmiş kasaba halkına son verdikten sonra en son kendini yakarak öldürür. Budist rahiplerin kendilerini yakarak yaşamlarına son vermelerine benzer burası.
Son olarak, bir bal sahnesinden bahsetmiştim. Filmin kapanışında El Topo'nun mezarı üzerinde arılar birikmiştir. Araştırdığımda arıların bir dönüşümü simgelediğini öğrendim...
Kısacası El Topo ardında bir mesaj bırakmıştır. Güç silahta değildir. Sevgide, hizmette ve şiddetsiz bir dünyadadır. Meksikalı yönetmen Jodorowsky'den ilk defa bir film izledim. Sabırla seyderilmesi gerekiyor. Farklı anlamlar çıkarılabilir. Bittikten sonra ne izledim diye düşünürken filmi çok sevdiğimi fark ettim. İşte bittikten sonra başlayan eserleri bu yüzden seviyorum. Sinema veya sanat da tam olarak bu olmalı. Hani bir sergiye gidersiniz, çok farklı bir tablo gözünüze çarpar. Eve gelirsiniz, zihninizin bir köşesinde kalmıştır, durduk yere aklınıza gelir. Sanki hâlâ o tabloyu izliyor gibisinizdir.. Bu filmi izlemek ve etkisi de öyleydi.