Daha önce hiçbir zaman açıkça köle ahlakının gerçekten yerle bir edildiği bir film izlememiştim. ------------------------------------------------------------------------------------------------ Köle ahlakı, Alman düşünür Friedrich Nietzsche’nin özellikle "Ahlakın Soykütüğü" ve "İyinin ve Kötünün Ötesinde" eserlerinde geliştirdiği temel bir kavramdır. Nietzsche, tarihteki ahlak anlayışlarını iki ana…devamıDaha önce hiçbir zaman açıkça köle ahlakının gerçekten yerle bir edildiği bir film izlememiştim.
------------------------------------------------------------------------------------------------
Köle ahlakı, Alman düşünür Friedrich Nietzsche’nin özellikle "Ahlakın Soykütüğü" ve "İyinin ve Kötünün Ötesinde" eserlerinde geliştirdiği temel bir kavramdır. Nietzsche, tarihteki ahlak anlayışlarını iki ana kategoriye ayırır: Efendi Ahlakı ve Köle Ahlakı.
Köle ahlakının temel özellikleri ve işleyiş mekanizması:
1. Tepkisellik
Köle ahlakı "yaratıcı" değil, "tepki gösterici" bir yapıdadır. Efendi ahlakı "Ben iyiyim" diyerek kendinden ve kendi gücünden yola çıkarken; köle ahlakı önce dışarıdaki bir düşmanı (ötekiyi, güçlüyü) "kötü" olarak tanımlar, sonra kendini bu "kötü" olmayan şey, yani "iyi" olarak kurgular. Bu temel hınç duygusuna Nietzsche "ressentiment" der.
2. Değerlerin Tersine Çevrilmesi
Köle ahlakı, efendilerin (güçlülerin) erdem saydığı özellikleri kusur; onların kusur saydığı zayıflıkları ise erdem olarak yeniden tanımlar:
Güç ve Gurur: Kibir ve kötülük olarak görülür.
Zayıflık ve Acizlik: "Alçakgönüllülük" olarak kutsanır.
Korkaklık: "Sabır" veya "tedbir" olarak adlandırılır.
İntikam Alama Cesareti Gösterememe: "Affedicilik" kılıfına sokulur.
3. Eşitlik ve Sürü Psikolojisi
Köle ahlakı, "herkesin eşit olduğu" fikrini savunur. Bu, Nietzsche’ye göre üstün olanın aşağı çekilmesi ve sürünün (çoğunluğun) güvenliğinin sağlanması için bir stratejidir. Bireysel iradeyi ve seçkinliği baskılayarak, herkesi aynı vasat seviyeye çekmeyi hedefler.
4. Öte Dünyacılık
Zayıf olanın bu dünyada alamadığı intikamı veya yaşayamadığı gücü, "öteki dünya" kavramıyla telafi etme eğilimidir. Acı çekmek, bu ahlak sisteminde bir "seçilmişlik" veya "ruhsal olgunluk" göstergesi olarak sunulur; böylece zayıflık ruhanileştirilir.
Nietzsche'nin Eleştirisi
Nietzsche, modern Avrupa kültürünün ve kurumlarının (demokrasi, sosyalizm ve geleneksel dini yapılar dahil) köle ahlakının birer uzantısı olduğunu savunur. Ona göre köle ahlakı, insanın hayati enerjisini ve "güç istencini" baskılayarak insan türünün dejenere olmasına neden olur.
Bu bağlamda Nietzsche, insanın köle ahlakının zincirlerinden kurtulup kendi değerlerini yaratan "Üstinsan" seviyesine ulaşması gerektiğini vurgular.
------------------------------------------------------------------------------------------------
Örümcek Adam ve Köle Ahlakı
Modern sinema, özellikle de süper kahraman külliyatı, Nietzsche’nin "köle ahlakı" olarak tanımladığı kavramın en parlak ve en renkli vitrinidir. Bu vitrinin en trajik ve sembolik figürü ise şüphesiz Örümcek Adam’dır. "Büyük güç, büyük sorumluluk getirir" düsturu, ilk bakışta asil bir fedakarlık gibi görünse de, Nietzscheci bir perspektifle bakıldığında gücün evcilleştirilmesi ve iradenin sürüye hapsedilmesi operasyonundan başka bir şey değildir.
1. Yoksulluğun Kutsanması: Peter Parker’ın Çilesi
Örümcek Adam, süper güçlerine rağmen neden her zaman kirasını ödeyemeyen, faturalar altında ezilen bir "kaybeden" olarak kalmak zorundadır? Çünkü köle ahlakı, acıyı bir erdem, yoksulluğu ise ruhsal bir temizlik olarak kodlar. Peter Parker, elindeki tanrısal gücü kendi yaşam standardını yükseltmek veya hiyerarşide en tepeye çıkmak için kullanmaz. Aksine, o gücü bir prangaya dönüştürür. Onun "iyiliği", kendi potansiyelini baskılamasından ve çektiği çileyi bir madalya gibi göğsünde taşımasından gelir.
2. Statükonun Bekçiliği: Bankalar ve Vergiler
Örümcek Adam, bankadan para çalan bir hırsızı durdururken asla o bankanın halkın sırtından geçinen, vergi kaçıran veya sistemi sömüren yapısını sorgulamaz. Onun görevi "düzeni" korumaktır, "adaleti" sağlamak değil. Köle ahlakı, kurulu otoriteye ve yasalara boyun eğmeyi "iyi" olarak tanımlar. Bu ahlak yapısında süper kahraman, sistemin bir dişlisi haline gelerek "efendi" konumundaki yapıların (devlet, sermaye, hukuk) bekçiliğini yapar. Kendi ahlaki yasasını yaratmak yerine, kendisine dayatılan sivil ahlakın sınırları içinde kalır.
3. Kötünün "Şeytanlaştırılması" (Ressentiment)
Sinemada kötüler neden hep kaybeder? Çünkü köle ahlakı, kendisinden daha güçlü olanı, risk alanı ve "irade" sergileyeni peşinen "kötü" olarak damgalar. Yeşil Cin veya Doktor Ahtapot gibi karakterler, genellikle bilimi ve gücü kendi arzuları doğrultusunda büken, yani Nietzscheci anlamda "efendi ahlakına" yaklaşan figürlerdir. Ancak senaryo gereği bu figürler mutlaka delirmeli veya trajediye kurban gitmelidir. Böylece seyirciye şu mesaj verilir: "Gücünü kendi çıkarın için kullanırsan canavarlaşırsın, sürüye hizmet edersen kahraman olursun."
Sonuç: Sürünün Güvenliği İçin Budanmış Kanatlar
Örümcek Adam’ın trajedisi, bir insanın sahip olduğu devasa gücü, kendisini bir kurban haline getirmek için kullanmasıdır. O, bankadan çalmaz çünkü içselleştirilmiş bir suçluluk duygusuyla hareket eder. Oysa Nietzsche’nin sorduğu soru şudur: Kendi yasasını koyamayan bir güç, gerçekten güç müdür?
Günümüz sineması, kitlelere "güçlü ama itaatkar" olma hayalini pazarlar. Örümcek Adam, bize maskenin ardındaki adamın ne kadar güçlü olduğunu değil, o gücün toplumsal normlar tarafından ne kadar ustaca dizginlendiğini anlatır. Bu, iradenin değil, boyun eğmişliğin estetik bir rezilliğidir.
Özetle: Süper kahraman anlatıları, bireyin "güç istencini" kolektif bir vicdan azabına dönüştürerek, efendilerin kurduğu dünyada kölelerin huzur içinde uyumasını sağlar. Bu hikayeler toplum tarafından bizzat desteklenir, savunulur ve desteklenir. Büyük güçlerin bir oyunu ile değil, toplumun ezikliği ile kendi talep ettiği bir aşağılık bir tatminiyettir.
------------------------------------------------------------------------------------------------
Yapay zeka ile konuşuyorken verdiğim bir cevap:
Kast sistemi Hindistan'ın tarihi boyunca toplumsal düzeni sağlamış olsa da" mı? Sanmıyorum, neyse. Kast sistemi bu isimle olmasa da aslında hep vardı ve her zaman olmaya devam ediyor.
Mesela Avrupa'da Hindistanlı kahve rengi tenli biri direkt olarak olmasa da pasif agresif bir ırkçılığa mutlaka maruz kalıyor.
Doğduğun yer ya da doğduğun sülale çok önemli çünkü iyi bir ailede doğmak demek iyi eğitim, birden fazla dil, ticari tecrübe, hata yapabilme ve risk alabilme şansı, hızlıca sermaye ve özgüven sahibi olabilme imkanı sunuyor. Aynı zamanda zengin bir ailede doğarak güzel veya yakışıklı olma ihtimalin de daha fazla, genleri daha elit bir kesimin çiftleşmesinden oluşuyor. Sanatçı, zengin, güçlü, rekabetçi insanların çocukları sonuçta bunlar. Aynı zamanda daha bakımlı olabilme, sağlıklı beslenme, sağlık desteklerine daha kolay ulaşma, stressiz yaşam fırsatları da oluyor. Üstelik böyle bir ailede iken potansiyelini kullanan biri için gelişim sadece uzanıp almaktan ibaret; kaslı olmak, sanatçı olmak, daha da zengin olmak başkası için bir dağ tırmanışı iken o zengin kişi için bir yürüyen merdiven deneyimi.
Orta sınıf biri ise kendisi kadar kazanan ve ne kadar güzel ya da yakışıklı ise o kadar güzel veya yakışıklı biri ile birlikte olabilirsin.
Alt sınıfta olan bir çocuk için ise ailesi bizzat onun eğitimini umursamayarak, genelde kendi eğitimlerini de umursamazlar, eğitim derken okula gitmekten bahsetmiyorum, okul işçi yetişme kampıdır, kitap okumak gibi basit bir konuda bile yetersizdir fakir bir aile. Yönlendirmeleri ile resmen alt sınıfa onu bir bataklık gibi çeker, sabitlerler. Mesela yazılımcı veya girişimci olma, fabrikada çalış, şurada memur olmaya çalış derler. Hatta bırak desteği baskı yapar, cesaretini kırar, seni kötü biriymişsin gibi bile hissettirirler.
fabrika da bir işçi olmak ne de olsa risksiz öyle değil mi?
Değil... Bedeli var her yapılan ve yapılmayan seçimlerin.
------------------------------------------------------------------------------------------------
Bu film çıktığı yıllarda Oscar'a aday olmuştu. Fakat parazit filmi kazandı. İroniktir o film sadece zenginleri eleştirip sonrasında neden zengin olamayacağını ve hayal kurmaman gerektiğini söylüyordu. Hepsi bu kadardı. Beyaz kaplan filminde ise bir köle bir efendiyi öldürüyor. Belki de böylesi daha iyidir. Aptal toplum, radikalleşmese daha iyi.
Komik olan: parazit filmini öven, sadece popüler kültürde beğenilen şeyi tekrar eden ve toplumun bir parçası olmaya çalışan ezikler, daha o filmi neden sevdiğini kelimelere bile dökemeyecek, ifade edemeyecek kadar ve bunu da asla fark edemeyecek kadar aptallar.