Spoiler içeriyor
Meek's Cutoff klasik Amerikan Western türünü tamamen tersyüz eder. Alışkın olduğumuz kahraman kovboyların, silah çatışmalarının ve "vahşi doğayı fetheden medeni beyaz adam" mitinin yerini; çaresizlik, susuzluk, kibir ve yavaş yavaş çöken bir ataerkil sistem alır. ------------------------------------------------------------------------------------------------ Stephen Meek: İçi Boş…devamıMeek's Cutoff klasik Amerikan Western türünü tamamen tersyüz eder. Alışkın olduğumuz kahraman kovboyların, silah çatışmalarının ve "vahşi doğayı fetheden medeni beyaz adam" mitinin yerini; çaresizlik, susuzluk, kibir ve yavaş yavaş çöken bir ataerkil sistem alır.
------------------------------------------------------------------------------------------------
Stephen Meek: İçi Boş Özgüven ve Çöken Otorite
Stephen Meek, klasik Western filmlerindeki o "her şeyi bilen, doğaya hakim, güçlü" erkek figürünün bir parodisidir. Sürekli efsaneler anlatır, yüksek sesle konuşur ve gruptaki insanları bir "kestirme yoldan" götürdüğüne ikna eder.
Meek, aslında kifayetsiz kör edici kibri temsil eder. İçi boş bir özgüvene sahiptir ama aslında kaybolmuştur. Toplumlar, genelde doğruyu söyleyen sessiz insanlara değil, Meek gibi yüksek sesle ve kendinden emin yalan söyleyen liderlere inanma eğilimindedir. Film ilerledikçe Meek'in maskesi düşer ve o "büyük rehber"in aslında bir hiç olduğu ortaya çıkar.
------------------------------------------------------------------------------------------------
Kafesteki Kuşun Ölümü: "Medeniyetin" ve Umudun Tükenişi
Emily'nin taşıdığı kafesteki kanarya, filmin en güçlü metaforlarından biridir. O zorlu çöl şartlarında bir kafes kuşu taşımak absürt görünür.
O kuş, yanlarında getirdikleri Eski Dünya'yı, medeniyeti ve kırılganlığı temsil eder. Kuşun ötüşü, gruptakiler için bir umut, bir normallik belirtisidir. Ancak su tükendikçe ve doğanın acımasızlığı arttıkça kuş susar ve sonunda ölür. Kuşun ölümü; kurdukları medeniyet illüzyonunun o çorak arazide hiçbir işe yaramadığının, eski kuralların artık geçerli olmadığının ve hayatta kalma mücadelesinin en ilkel safhasına geçtiklerinin habercisidir.
------------------------------------------------------------------------------------------------
Kadınların Kıyafetleri ve "Daraltılmış" Bakış Açısı
Filmde kadınların sürekli o ağır, uzun elbiselerle ve özellikle geniş kenarlı şapkalarla yürüdüğünü görürüz. Bu şapkalar kadınların çevresel görüşünü tamamen kapatır. Sadece dümdüz ileriye bakabilirler. Bu, o dönemki ataerkil sistemin kadınları nasıl körleştirdiğinin bir görselleştirilmesidir. Erkekler kararları verir, rotayı çizer; kadınlar ise sadece önlerine bakıp onları takip etmek zorundadır. Karar alma süreçlerine dahil edilmezler (erkekler kendi aralarında konuşurken kadınlar onları uzaktan, seslerini duymadan izler). Ancak film boyunca Emily bu "at gözlüklerini" ve toplumsal rolünü yavaş yavaş yırtıp atacak, ipleri eline alacaktır.
------------------------------------------------------------------------------------------------
Kızılderili Adam: Korku Projeksiyonu ve Güvenin Yeniden İnşası
Esir alınan Kızılderili adam karakteri, hollywood filmlerindeki ne "vahşi düşman" ne de "bilge/büyülü dost" klişelerine uyar. Sadece kendi dilini konuşur, kendi ritüellerini yapar ve bir muammadır.
Gruptakiler özellikle Meek tüm korkularını ve ırkçı önyargılarını bu adamın üzerine yansıtır. Ancak Emily pragmatik bir gerçeği fark eder: O topraklarda nasıl hayatta kalınacağını Meek değil, bu adam bilmektedir. Emily'nin Kızılderili adama güvenmesi romantik bir "halkların kardeşliği" mesajı değildir; tamamen hayatta kalma içgüdüsü ve mantığın, körü körüne kibre galip gelmesidir. Emily, adamın ayakkabısını diktiğinde ona medeniyet değil, karşılıklı bir hayatta kalma sözleşmesi teklif etmiş olur.
------------------------------------------------------------------------------------------------
Final Sahnesindeki Ağaç ve Belirsizlik
Bir tepeyi aşarlar, karşılarında kurumuş/ölmek üzere olan veya belki de suya işaret eden bir ağaç görürüz. Kızılderili adam yürümeye devam eder, Emily ona bakar, Meek ise artık tamamen silikleşmiştir. Ekran kararır ve film biter. Suyu buldular mı?
Yönetmen, Kelly Reichardt bize rahatlatıcı bir son vermez, çünkü filmin derdi "sonuca ulaşmak" değildir. O ağaç, hem yaşamın (su) hem de ölümün (kuraklık) habercisi olabilir. Ancak asıl önemli olan suyu bulup bulmadıkları değildir; güç dengesinin tamamen değişmiş olmasıdır. Filmin sonunda otorite ve karar mekanizması artık sahte kahraman Meek'te değil, sezgilerine ve rasyonaliteye güvenen Emily'dedir. Karşılıklı bakışma, bilinmeyene (geleceğe) atılan o ürkütücü adımı simgeler. Hayatın kendisi gibi, kesin bir garanti yoktur.
------------------------------------------------------------------------------------------------
Kadınlar yüzyıllar boyunca baskılandı, bu gerçek ve bu gerçeği çirkef bir şekilde değil de ya da faşist bir şekilde değil de olduğu gibi gerçek ve hayatın içinden işleyen yapımları seviyorum. Bu tür bir eleştiriyi göze sokar gibi zorlama bir şekilde hissetmiyor isem, tam tersi doğal hissettiriyor ise o filmde ki eleştiriyi beğeniyorum.
Bir ara bir kız arkadaşım bana sen de feministin demişti. Ben de demiştim ki "hayır değilim". Öylesin öylesin demişti. :D
Toplumsal adalet veya eştlik diye bir şey yok, kimse eşit değil veya hiçbir zaman eşit olamaz. Hayata ters bu. İmkansız. Bir kadın bir erkekten daha atletik veya bir erkek bir kadından daha duygusal olabilir. Bazen genellemeler yapılabilir, bazen de yapılamaz. Hayat tek bir doğru değil, birçok faktörün olduğu bir yapı.
Mesele: gerçekten içten, samimi olan insanların, zeki olan insanların, iyi insanların özgür olması. Sadece bunu istiyorum, kadın ya da erkek değil mesele.
İnsan.
Bu arada, bir erkek olarak ben daha çocukken öfkeliydim çünkü ben bir şey yapmadım ki. Daha pipim'in çiş yapmaktan başka bir işe yaramadığı zamanlardı ve birinin beni de kapsayan bir şekilde benim bulunduğum guruba ceza kesmek istemesi benim boyun eğmez yapıma tersti.
Ben böyle hissediyorsam kadınlar neler hissediyor acaba diye düşündüm ve şunu fark ettim; hayatta hangi ırk vs olduğun önemli değil.
Önemli olan sadece güç.
Ve tek eşli değil insan, herkes kendi yolunda. Kimse kimseye sahip olmaz. Evlilik ise pipiye geçirilen devlet destekli bir tasma veya vajinaya.
Kimse kötülük olur vs dinlemiyor zaten, kim ne yapacaksa zaten yapıyor.
Hayatta kısacık.
Tartışmaya vaktim yok.
Ben sadece yaşayacağım.
Eşlik eden eder.
Kimseyi beklemeyeceğim.