Öldüğüm zaman kıçıma pamuk takılmasını değil de yakılmayı tercih ederim. Çürümek, yani her yanımın kurtçuklar tarafından yenilip kötü kokmam pek hoş gelmiyor. Bir de o ayinler yok mu millet toplanıyor, bana hiç samimi gelmiyor. Ben öldüğümde tören yapılmasın. Gömülme bittikten…devamıÖldüğüm zaman kıçıma pamuk takılmasını değil de yakılmayı tercih ederim. Çürümek, yani her yanımın kurtçuklar tarafından yenilip kötü kokmam pek hoş gelmiyor. Bir de o ayinler yok mu millet toplanıyor, bana hiç samimi gelmiyor. Ben öldüğümde tören yapılmasın. Gömülme bittikten birkaç hafta sonra söylenebilir ama gömüldüğüm yer herkese söylenmemeli. Güvenlikten dolayı, çünkü benim düşmanlarım da çok, yerimi çok az kişi bilmeli ve az, öz iyidir. Gerçi düşmanlarımın da pipisi kalkmaz hale gelmiş olur muhtemelen ya da çoğu zaten ölü olur ama yine de ne olur ne olmaz.
Halk mezarlığında sanki toplu konutta oturuyormuş gibi sıkıştı kış olacağıma, doğada güneşin batışını ve doğuşunu görebilecek ve ulaşımı çok zor olmayan ama her an göz önünde de olmayan bir yerde olmalı. Böylece özlenebilirim.
Önce bir çukur kaz, sonra küllerimi içine dök, sonra üstüne güçlü bir ağaç fidanı koy hepsi bu kadar. İleride ağaç büyüyünce bir ağaç ev, küçük bir salıncak, hamak kurulabilir. Bu bir meyve ağacı olabilir bu arada ya da çiçek açan veya sadece sonbaharda ve ilkbaharda yapraklarıyla güzellik saçan uygun bir ağaç seçilebilir. Aslında merkezinde benim ağacım ve çevresinde de küçük birkaç ağaç olabilir. Küçük bir orman gibi. Dört mevsimde de güzellik saçan ağaçlar olabilir, böylece hangi mevsimde gelirse kişi ona göre küçük de bir güzellik hediye olur.
Paris'te Eyfel kulesine gitmek biraz boş bir iştir. Çünkü geldin, gördün, eeğ :D en azından bir kere gör de 5 dk sonra artık pek de anlamı kalmıyor, bu sebeple ziyaret eden kişinin huzur bulacağı, oturup dinlenebileceği, içinde ki sesi huzurla dinleyebileceği güvenli bir yer olmasını isterim o ağacın.
Tabi o ağaçla benim bir alakam yok. İnsan vücudundaki tüm hücreler en az 7 yılda bir tamamen kendini yeniler. Yani tüm atomların 7 yılda bir yenileniyor, hiçbir parçanın seninle bir alakası yok. Sadece atom. Hani bir soru vardı ya; bir gemideki tüm parçaları değiştirirsek, o gemi hala ayna gemi olur mu? Evet. Çünkü mesele sistem. Eğer aynı ağaç parçalarından kullandıysan, aynı şekilde inşa ettiysen, o aynı gemi. İnsanda da DNA ve nörolojik sisteminin yapısı insanın kendisidir. Bu bozulursa insan zaten ölmüştür, o kişi artık yoktur. Ruha zaten inanmıyorum veya öteki bir dünyaya. Cennet de, cehennem de, sınav ve sonuçları da bu dünyada. Ertelenmiş bir sonsuz, mükemmel mutluluk yok. Zaten sözde cennete ki her şey bu dünyadaki güzel olanların toplanmış hali ve mutlu eden her şeye anında ulaşıyor isen ve bir mücadele, anlam, hikaye kalmıyor ise o mutlu eden şeylerin artık bir değeri kalmıyor. Bu basit durumun görmezden gelinmesi bana hep komik geliyor.
Her neyse. Kasvetli, sıkıcı, hiç bir kimliği olmayan, başkalarıyla sıkış tıkış kişisel alanın hiç olmadığı bir mezar taşındansa; bir ağaç, bir yaşam, bir canlı çok daha iyi bir temsiliyet olacaktır. üstelik beni hatırlayan herkes öldükten sonra dahi orada kalabilir. Yada bir gün bir böcek onu yer ya da susuz kaldığı için kurur, kim bilir. Hayat işte; insani duygular, evreni ve onun kurallarını ilgilendirmiyor. Yine de geride kalan insanlar için böyle bir hatıra, bir dostluk bırakmak isterim. Yaşarken olduğu gibi ölürken de daha iyisi için çabalamak isterim. Bu benim.
Ölmek korkutucu, çünkü sanıldığının aksine sesizlik veya karanlık yok. Sadece hiç. Sanki hiç doğmamışsın gibi. Korkutucu ama doğal...
Ölümsüzlük mümkün değil çünkü bir gün kara delikler bile buharlaşacak. Aslında sorun bu değil. Mesele ölmek değil. Mesele yaşamadan ölmek. Çünkü herkes ölecek ama herkes yaşamıyor.