Spoiler içeriyor
Film konusu: 21 yaşına bastığında ailesindeki erkeklerin zamanda seyahat edebildiğini öğrenen Tim Lake'in, Mary adındaki kadına aşık olduktan sonra ilişkisini mükemmelleştirmek için bu yeteneğini kullanmasını konu alan, romantizm ve hayatın değerini anlatan 2013 yapımı İngiliz filmidir. About Time ilk bakışta…devamıFilm konusu: 21 yaşına bastığında ailesindeki erkeklerin zamanda seyahat edebildiğini öğrenen Tim Lake'in, Mary adındaki kadına aşık olduktan sonra ilişkisini mükemmelleştirmek için bu yeteneğini kullanmasını konu alan, romantizm ve hayatın değerini anlatan 2013 yapımı İngiliz filmidir.
About Time ilk bakışta romantik bir zaman yolculuğu filmi gibi görünüyor. Fakat film ilerledikçe anlıyoruz ki anlatmak istediği şey aşkın çok ötesinde. Bu film aslında zamanla değil, hayatla ilgili.
Tim Lake’in sahip olduğu zaman yolculuğu yeteneği başlangıçta kulağa kusursuz bir güç gibi geliyor. İnsan düşünmeden edemiyor: “Geçmişe dönebilseydim neyi değiştirirdim?” Hataları düzeltmek, kötü anları engellemek, sevdiğimiz insanları korumak… Bunların hepsi ilk başta çok güzel görünüyor. Ama film zamanla bunun ne kadar büyük bir yük olduğunu gösteriyor. Çünkü hayat yalnızca değiştirilmesi gereken anlardan oluşmuyor; bizi biz yapan şey bazen yaşadığımız kötü günler de oluyor.
Filmin en etkileyici taraflarından biri de burada başlıyor: İnsan geçmişteki acıları silmek isteyebilir ama o acılar karakterimizi, bakış açımızı ve duygularımızı şekillendirir. Eğer geçmişte yaşadığımız her kötü anı değiştirebilseydik, bugün olduğumuz kişi de bambaşka biri olurdu.
Filmin merkezinde aslında çok sade ama güçlü bir fikir var: Hayatı özel yapan şey her gün olağanüstü olması değil; sıradan anların bile bir gün hatıraya dönüşecek olması.
Ve belki de bu yüzden film bu kadar gerçek hissettiriyor. Çünkü en değerli anlarımız çoğu zaman büyük olaylar değil: bir akşam yemeği, sevdiğin biriyle yürümek, aynı masada oturmak, yağmurlu bir günde edilen bir sohbet…
O an yaşarken sıradan görünen şeyler, yıllar sonra insanın en çok özlediği anılara dönüşebiliyor.
Filmin görsel dili de anlattığı duyguyla kusursuz bir uyum içinde. Sıcak ışıklar, doğal sahneler, samimi ev ortamları ve sade kamera kullanımı filmin “anı yaşama” hissini güçlendiriyor. İzlerken sanki karakterlerin hayatına dışarıdan bakmıyor, onların anılarının içine giriyorsunuz.
Özellikle Tim ile babası arasındaki ilişki filmin en güçlü tarafı. Baba-oğul sahneleri bize şunu hissettiriyor: İnsan sevdiği kişilerle geçirdiği zamanı uzatmak ister. Bazen bir vedayı ertelemek, aynı günü tekrar yaşamak ister. Ama bunu sonsuza kadar yaparsa kendi hayatı ilerleyemez.
Film burada çok acı ama gerçek bir şey söylüyor: Bazı anlar sonsuza kadar sürmez. Bu yüzden değerlidirler.
About Time, zamanı kontrol etmeyi değil, zamanın içindeyken gerçekten yaşamayı anlatıyor. Çünkü çoğu insan hayatı fark ederek değil, yetişmeye çalışarak geçiriyor. Film ise bize küçük anların değerini hatırlatıyor.
Belki de filmin sonunda insanda kalan duygu tam olarak şu: Hayat kusursuz değil. Ama tüm kırılganlığına rağmen hâlâ çok güzel.