ayak işleri gain'de yayınlanan, absürt komedi gibi başlayıp zamanla “bu ülkede düzgün insan yaşayamıyor” hissine dönüşen kara mizah dizisi. yönetmen koltuğunda caner özyurtlu var. dizinin en büyük olayı da zaten burada başlıyor: hikâye “olay” üzerinden değil, karakterlerin çaresizliği üzerinden akıyor.…devamıayak işleri
gain'de yayınlanan, absürt komedi gibi başlayıp zamanla “bu ülkede düzgün insan yaşayamıyor” hissine dönüşen kara mizah dizisi.
yönetmen koltuğunda caner özyurtlu var. dizinin en büyük olayı da zaten burada başlıyor:
hikâye “olay” üzerinden değil,
karakterlerin çaresizliği üzerinden akıyor.
başroller:
* şevket çoruh › vedat
* çağlar çorumlu › evren
ve dizinin bütün yükü bu iki karakterin kimyasında.
başta klasik “görev dizisi” gibi duruyor:
telefon geliyor › iş geliyor › gidip çözüyorlar.
ama birkaç bölüm sonra anlıyorsun mesele görev değil.
mesele:
sistemin en altında kalan insanların hayatta kalma biçimi.
vedat karakteri,
şevket çoruh'un kariyerindeki en gerçek rollerden biri olabilir.
arka sokaklar'daki mesut'un daha çökmüş, daha ekonomik kriz yemiş hali gibi.
* sinirli
* sürekli stres altında
* kontrol manyağı
* ama hâlâ omurgalı
hayattan yorulmuş ama yine de işi yürütmeye çalışan eski usul adam enerjisi veriyor.
şevket çoruh burada oyunculuk göstermeye çalışmıyor.
aksine fazla doğal oynuyor.
o yüzden karakter,
diziden çıkıp mahallede yaşayacakmış gibi hissettiriyor.
evren ise tam ters kutup.
çağlar çorumlu'nun oynadığı karakter:
daha gevşek,
daha absürt,
daha “oluruna bırakmış.”
ama aptal değil.
tam tersine,
hayatın saçmalığını erkenden kabul etmiş biri gibi.
çağlar çorumlu'nun başarısı burada:
karakteri karikatür yapmıyor.
evren bazen saçma davranıyor ama altında ciddi bir şehir yorgunluğu var.
ikisi birlikte şunu hissettiriyor:
“aynı sistemin farklı kuşak mağdurları.”
her bölümde:
* saçma bir görev
* tuhaf insanlar
* yarı mafya yarı devlet tipler
* küçük hesaplar
* anlamsız problemler
var.
ama dizi alttan alta sürekli aynı şeyi söylüyor:
“kimse ne yaptığını bilmiyor ama sistem bir şekilde dönüyor.”
mizah tarafı klasik türk sitcom'u gibi değil.
* kahkaha efekti yok
* bağırarak oynama yok
* espriyi açıklama yok
mizah tamamen:
* diyalog ritmi
* karakterlerin çaresizliği
* absürt gerçekçilik
üzerinden çalışıyor.
ve en güçlü tarafı şu:
fazla “bizden.”
çünkü dizideki herkes,
hayatında en az bir kez:
“ben ne yaşıyorum aq?”
noktasına gelmiş insanlar.
dizinin gizli ana konusu aslında:
taşeron hayatı.
sadece iş anlamında değil,
ruhsal olarak da taşeronluk.
* patronun işi
* mafyanın işi
* devletimsi adamların işi
* saçma insanların derdi
hep sana kitleniyor.
sen ise:
üç kuruş kazanıp günü çıkarmaya çalışıyorsun.
atmosfer tarafı ayrıca çok güçlü:
* gece sokakları
* ucuz çay
* eski arabalar
* bitmeyen borç hissi
* anlamsız telefon konuşmaları
* sürekli bir yere yetişme telaşı
tam anlamıyla:
“şehir yorgunluğu estetiği.”
dizinin olayı tam da burada başlıyor.
çünkü karakterler “cool” değil.
terliyorlar,
yoruluyorlar,
parasız kalıyorlar,
saçma insanlarla uğraşıyorlar.
yani gerçekler.
alt metinde:
* sınıf farkı
* geçim derdi
* erkeklik baskısı
* anlamsız çalışma kültürü
* şehir insanının tükenişi
eleştirisi sürekli var.
ama bunu slogan atarak yapmıyor.
hikâyenin içine yediriyor.
özetle ayak işleri,
“iki adamın görevden göreve koştuğu komedi dizisi” değil.
aslında:
küçük insanların büyük saçmalıklar arasında ezilmesini anlatan,
fazla gerçek olduğu için komik duran bir şehir hikâyesi.
ve dizinin en rahatsız edici tarafı şu:
orada gördüğün absürtlüklerin çoğu,
gerçek hayattan daha gerçek duruyor.
https://appraf.com/p/588393?s=1