Kelamcıların cevher-i ferd görüşü üzerine yoğunlaştığım bir akşam yaşıyorum. Muazzam yerlere giden bir görüş. Kavramı araştırırken bir şey farkettim. Matematikte sonsuzluk kavramına hep denk gelmiştim ama geometride veya fizikte hiç denk gelmedim. Sonra nedenlerini düşündüm. Sonsuz kavramı hep teorik kalmıştı.…devamıKelamcıların cevher-i ferd görüşü üzerine yoğunlaştığım bir akşam yaşıyorum. Muazzam yerlere giden bir görüş.
Kavramı araştırırken bir şey farkettim. Matematikte sonsuzluk kavramına hep denk gelmiştim ama geometride veya fizikte hiç denk gelmedim. Sonra nedenlerini düşündüm. Sonsuz kavramı hep teorik kalmıştı. Teorik kalan bir kavram işleme sokulmayan bir kavramdı aynı zamanda. İşleme sokulmayan bir kavram matematikte neden yer etmiş?
Hâla düşünüyorum geçmiş zaman kipiyle konuştuğuma bakılmasın. Bir kavram hayal edilebiliyorsa o mümkün bilgi midir? Muhal olan bir bilgi tahayyül edilemez mi? Aynen öyle. Bu durumda sonsuzluk nerede?
Dört köşeli üçgen tahayyül edemem o halde muhal. Ama mesela uçan at tahayyül edebiliyorum o mümkün bilgi. Mutlak bilgi de varlığı şüphesiz olan net bilgi örneğin iki artı ikinin dört etmesi.
Tamam da sonsuzluk nerede?
Şimdi şöyle eğer yanlış anlamadıysam:
Kelamcılar diyor ki her maddenin özü vardır, bu öz ki maddenin zihnen dahi bölünemeyeceği sağı solu olmayan o en küçük halidir. Bu ise maddenin varolması için gerekli kısımdır geri kalanı yani uzamsal olan(bölünebilen) tarafı onun dış dünyadaki tezahürüdür. Buraya kadar tamam.
Peki sonsuzluk ile ne alaka? Klasik felsefede sonsuzluk hakkında şöyle bir soru var: Bir madde sonsuz defa bölünebilir mi? Bölünebilirse sonsuzluk her yerdedir yani sınırlı olanın içinde de sonsuzluk vardır(yani 0 ile 1 arasında da sonsuzluk vardır ya da bir kümenin içine de sonsuz sayı koyabilirsin) Bu soru maddenin zihnen sonsuz defa bölünebileceği yanılgısından gelir. Oysa bu bir varsayımdır. Başa dönüyoruz eğer tahayyül edebiliyorsam matematiksel bir kavramı o halde gösterebilmem gerekir. Eğer gösteremiyorsam o bunu "alemde" yani fizik dünyada muhal yapar. Güzel.
Cevher-i Ferd görüşünü daha da açalım. Dedik ki eğer bir maddesel öz ve onun artığı varsa, Allah bu özleri yaratan sıfatıyla onların muhteviyatıyla kodları ile oynayabilir. Mesela uçamayana uçabilen vasfını verebilir. Olmayanı oldurabilir ki bunu şu an düşünüyorum eğer hiçliğin de kodları varsa ki neden olmasın;onun özünü yani kodunu "var" yapmak yoktan var etmek olur. Demek ki biz sadece ilk oluşta müdahele eden bir Allah tahayyülü kurmazsak Allah her an yaratabilendir.
Peki neden? Çok basit bence: Eğer Allah her an yaratabiliyorsa, evrendeki hiçbir şey sadece geçmişteki bir sebebin zorunlu sonucu değildir. Her an yeni bir 'kod' yazılabileceği için, mucize dediğimiz şey de zaten sistemin dışına çıkmak değil, sistemin sahibinin o anki iradesidir.Allah bizce mantıklı olduğu gözüktüğü için değil, iradesi gereği O nasıl dilerse öyle yapar. Bence zaten insanın en büyük hatalarından biri bu felsefede: kendi değerleri ile, kelimelere kendi atfettiği anlamlar ile adam felsefe yapıyor. "Ya doğada iyilik olsa aslan ceylanı parçalar mı yaa" gibi saçma sapan tezler ile iyilik kötülük felsefesi yapıyor. Bu öznel değer yargıları ile yapılan duygusal bir çıkarımdır olsa olsa.
Taşlar yerine oturmuş gibi şimdilik benim için. Fizik felsefesi ile alakalı kitabım gelsin bu konu üzerinde daha da yoğun ve uzun bir deneme yazacağım.