Spoiler içeriyor
Yazar eşini kaybettikten sonra yazdığı; yalnızlık, yaşlılık, ölüm korkusu ve yeniden bir hayat arkadaşı arama fikri etrafında şekillenen bir kitap. Yazar bu kitapta hem kara mizahı hem de kendi iç dünyasını aynı anda kullanıyor. Yer yer komik, yer yer rahatsız…devamıYazar eşini kaybettikten sonra yazdığı; yalnızlık, yaşlılık, ölüm korkusu ve yeniden bir hayat arkadaşı arama fikri etrafında şekillenen bir kitap. Yazar bu kitapta hem kara mizahı hem de kendi iç dünyasını aynı anda kullanıyor. Yer yer komik, yer yer rahatsız edici, yer yer de oldukça hüzünlü bir anlatımı var. Özellikle yaş ilerledikçe insanın yalnızlıkla kurduğu ilişkiyi ve kaybetme korkusunu çok açık bir şekilde anlatıyor.
Jean-Louis Fournier’in kitaplarında beni en çok etkileyen şey, acıyı çok sade ama çok sert bir yerden anlatabilmesi oldu ve kitaplarını gerçekten severek okumuştum. Yazarın o buruk mizahı, insanın içine işleyen cümleleri ve hayatın en ağır taraflarını bile sade bir dille anlatabilmesi bence onu farklı yapan şeylerden biri. Ayrıca kitaplarının kısa oluşu da büyük bir avantaj. Uzun uzun anlatımlardan sıkılan ya da kalın kitapları okumakta zorlanan biriyseniz Jean-Louis Fournier kitapları çok rahat okunuyor. Bölümler kısa, dili akıcı ve anlatımı yormuyor. Zaten çoğu kitabı böyle küçük küçük ama etkili cümlelerden oluşuyor.
Bu kitaba gelirsem ben aslında büyük bir beklentiyle başladım. Çünkü yazarın diğer kitaplarında hissettiğim o duyguyu bunda da yaşayacağımı düşünüyordum. Fakat bu kitabı okuduğum dönem benim için çok kötü bir zamana denk geldi. Kedim rahatsızlanmıştı ve ben onun başında beklerken biraz olsun kafam dağılsın diye bu kitabı okuyordum. Açıkçası bana bu kadar kötü geleceğini hiç düşünmemiştim.
Kitabın bir yerinde geçen şu cümle beni gerçekten derinden yaralamıştı: “Ben hep başkalarının ölümünden korkarak yaşadım; annemin, eşimin, kedimin…” O an o cümleyi okuyunca sanki içimde korktuğum şeyle yüzleşmiş gibi hissettim. Altını çizmiştim hatta. Sonrasında kaybı yaşayıp dönüp o satırı tekrar düşünmek çok tuhaf bir his bıraktı bende. Bazı cümleler vardır, okuduğun an sadece cümle olmaktan çıkar; yaşadığın bir şeye dönüşür. Bu kitap benim için biraz öyle kaldı.
Ama kitabın geneline baktığımda, ne yazık ki diğer kitapları kadar sevemedim. Evet, güzel alıntılar vardı. Hatta bazı satırlar gerçekten insanı durdurup düşündürüyor. Fakat onun dışında anlatılan şeyler bana çok geçmedi. Yer yer konusunu garipsedim, ilerleyen sayfalarda bazı düşünceler ve olaylar da pek hoşuma gitmedi. Sanırım beklentim fazla yüksekti ve bu yüzden kitap bende beklediğim etkiyi bırakmadı. Jean-Louis Fournier’in o insanın içine sessizce oturan hüznünü bu kitapta tam hissedemedim.
Yine de tamamen kötü bir kitap diyemem. Okunur mu? Evet, okunur. Özellikle kısa sürede bitecek, düşündüren ama ağır olmayan bir kitap arayan biri için uygun olabilir. Fakat benim için yazarın en iyi kitapları arasına kesinlikle girmedi. Biraz daha mesafeli kaldığım bir kitabı oldu.
Yine de kitap konusunda kesin konuşmayı çok doğru bulmuyorum. Çünkü herkesin bir kitaptan aldığı his farklı oluyor. Benim sevemediğim bir kitabı bir başkası çok derinden hissedebilir. Bu yüzden önerir miyim sorusuna net bir evet ya da hayır diyemem. Bence en doğrusu kitabın konusuna ve anlatım tarzına bakıp öyle karar vermek. Çünkü bazı kitaplar tam olarak doğru zamanda, doğru ruh haliyle okununca anlam kazanıyor.