Anadolu mitolojisinde efsanevi bir kahraman olarak Şahmaran'ın hikâyesini bilir misiniz? Kendisi benim en sevdiğim efsanelerden biridir ve bunu sizlerle de paylaşmak isterim. Bundan yıllar yıllar yıllar önce Anadolu'nun bir köyünde geçimini odunculukla sağlayan Cemşab adında bir genç yaşarmış. Cemşab iyi…devamıAnadolu mitolojisinde efsanevi bir kahraman olarak Şahmaran'ın hikâyesini bilir misiniz? Kendisi benim en sevdiğim efsanelerden biridir ve bunu sizlerle de paylaşmak isterim.
Bundan yıllar yıllar yıllar önce Anadolu'nun bir köyünde geçimini odunculukla sağlayan Cemşab adında bir genç yaşarmış. Cemşab iyi niyetli, yardımsever, dürüst bir gençmiş. Bir gün iki arkadaşıyla beraber dolanırken bir kuyunun dibinde bal olduğunu keşfetmişler. İki hınzır arkadaşın aklına şöyle şeytanca bir fikir gelmiş. Cemşab'ı kuyuya salacaklar, Cemşab onlar için balları çıkaracak sonra kuyuyu kapatıp Cemşab'ı orada bırakacaklardır. Böylelikle ballardan kazanacaklar para üçe değil, ikiye bölünecektir.
Arkadaşları planlarını uygulamış, balları aldıktan sonra Cemşab'ı kuyuda bırakıp gitmişlerdir. Cemşab bir süre bekler, arkadaşlarının geri döneceğini düşünerek. Fakat geri dönmeyeceklerini anladığında harekete geçmeye karar verir. Bağırır, avazı çıktığı kadar bağırır. Kuş uçmaz, kervan geçmez yer. Kuyunun dibi. Kim duysun Cemşab'ın çığlıklarını?
Öyle oturup ölümü beklemek istemeyen Cemşab bir şeyler yapmak ister. Bir ışık farkeder, ışığa doğru hareket ettiğinde kendini daha önce görmediği kadar güzel bir bahçede görür, cennete geldiğini düşünür Cemşab. Burası öyle büyüleyici bir yerdir. Saray gibi bir şey görür. Hayranlık ve şaşkınlıkla oraya ilerler. Etrafını yılanlar sarar fakat bir şey yapmazlar. Yine de Cemşab'ın korkmasına engel değildir bu durum.
Saraya girdiğinde onu gövdesi yılan üst kısmı insan olan bir kadın karşılar. O Şahmaran'dır. Yılanların kraliçesi. Şahmaran Cemşab'ı memnuniyetle kabul eder, artık himayesi altına aldığını söyler. "Yılanlarım sana dokunmayacaktır." der. Cemşab yıllarca burada krallar gibi bir hayat sürer. Bir yandan da Şahmaran'dan tıp ilminin inceliklerini öğrenir. Yıllar sonra anasını, babasını özlediğini anlayan Cemşab evine geri dönmek ister. Şahmaran'dan kendini göndermesini ister. Şahmaran buna biraz üzülse de Cemşab'ın isteğini kabul eder. Fakat ondan bir söz ister: "Beni gördüğünü kimseye söylemeyeceksin." Cemşab köyüne geri döner, ailesiyle hasret giderir. Aradan yıllar geçer, sözünün eri çıkar Cemşab. Ortadan kaybolduğu bu yıllar içinde kimseye nerede olduğunu, ne yaptığını anlatmaz. Fakat bir gün...
Ülkenin padişahı hastalanır. En ünlü hekimleri, büyücüleri toplarlar saraya. Kimse de bir tedavi bulamaz padişahın hastalığına. Padişahın baş veziri de büyücülükle ilgilenmektedir. Tedaviyi bulur sonunda vezir. Tek bir tedavisi vardır padişahın hastalığının. O da Şahmaran'ın etini yemek. Ülkenin dört bir yanına haber salınır; Şahmaran'ı gören, duyan, bilen varsa saraya gelsin. Kimseden ses çıkmaz. Zaten Cemşab'tan başka gören yoktur Şahmaran'ı.
Araştırmalarına devam eden vezir şöyle bir bilgiyle karşılaşır; 'Şahmaran'ı gören kişinin sırtı yılan derisi gibi pul pul olur.' Bu bilgi tüm ülkeye salınır. Herkes hamama sokulur. Cemşab kaçıp saklanmaya başlar, tabii nereye kadar? Sonunda yakalanır ve soyulup hamama sokulur. Sırtını görenler şaşkınlıklıklarını gizleyemezler. Derisi tıpkı yılan derisi gibidir Cemşab'ın. İlk başlarda hiçbir şey söylemez Cemşab. Fakat en sonunda yapılan baskılara ve tehditlere boyun eğmek zorunda kalır ve Şahmaran'ın yerini gösterir vezir ve askerlerine. Şahmaran'ı çıkarırlar yer yüzüne. Çıkmadan önce Şahmaran'ın yılanların şöyle söyler: ``Ben düğüne gidip geleceğim, beni bekleyin.``
Şahmaran yakalanarak saraya getirilir. Kendisine son isteği sorulur, Cemşab'ı görmek istediğini söyler Şahmaran. Cemşab verdiği sözü yemiş olmanın utançlığıyla, Şahmaran'ın kendisine kızacağını düşünerek gider yanına. Fakat Şahmaran onu gülümseyerek karşılar, hiç kızmaz. Şunu tembihler sadece. ``Birazdan beni öldürüp etimi kaynatacaklar. Başımı sen yiyeceksin, başımı yiyen bilgin olur. Gövdemi padişah yiyecek, gövdemi yiyen sağlığına kavuşur. Kuyruğumu ise vezir yiyecek, kuyruğum zehirdir.``
Cemşab Şahmaran'ı dinleyerek kimin nereyi yiyeceğini vezir ve padişaha iletirler. İkisi de seve seve kabul eder. Şahmaranın etinin sağlık ve bilgelik kazandırdığını bilmektedirler. Tabii kuyruğun zehir saçtığı detayını bilmez vezir. Yediği gibi oracıkta ölüverir. Padişah ise sağlığına kavuşur.
Cemşab'a gelince mükemmel bir tıp ilmine sahip olur kendisi. Tabiplerin atası olur. Rivayet odur ki; Cemşab'ın Lokman Hekim olduğu söylenir bazı Anadolu kaynaklarında...