Bizde, Şeytan Marka Giyer adıyla oynamış olan orijinal yapıtın 20 yıl sonra gelen devam filmi, günümüzde gazeteciliğin ve dergi yayıncılığının içine düştüğü krize işaret eden hikayesiyle eskinin tutmuş formülünü parlatmaya çalışıyor. İlk filme dair anıları tazelemek, yıllardır hayranı olduğumuz Meryl…devamıBizde, Şeytan Marka Giyer adıyla oynamış olan orijinal yapıtın 20 yıl sonra gelen devam filmi, günümüzde gazeteciliğin ve dergi yayıncılığının içine düştüğü krize işaret eden hikayesiyle eskinin tutmuş formülünü parlatmaya çalışıyor. İlk filme dair anıları tazelemek, yıllardır hayranı olduğumuz Meryl Streep'i yeniden beyazperdede izlemek için görülebilir.
Hollywood sıkıştıkça eski defterleri karıştırmayı sürdürüyor. Meryl Streep’in bilmem kaçıncı kez Oscar adayı olduğu ikonik,Şeytan Marka Giyer / The Devil Wears Prada’nın tam 20 yıl sonra temelde aynı kadroyla bir ikincisinin çekilmesi pek beklenen bir şey değildi. 2016 tarihli Stephen Frears yapımı, Florence’ın ardından dişe dokunur bir sinema filmi çekmemiş olan Streep’in bu devam filmine ikna edilmesinin film başına aldığı ücretin iki katına çıkarılmış olduğu yazıldı çizildi. Her ne olduysa, bizler de özgün yapıtla ilgili eski anıları tazeleme ve yıllardır hayranı olduğumuz büyük sanatçıyı yeniden beyazperdede izleme fırsatı olarak değerlendirmek üzere sinema salonunun yolunu tuttuk.
David Frankel’in yeniden yönetmenlik koltuğunda oturduğu, Şeytan Marka Giyer çağımızda gazeteciliğin ve dergi yayıncılığının içine düştüğü krizden yola çıkarak hikâyesine başlıyor. 20 yıl öncesinde gazeteci olma hayalleriyle yanıp tutuşan Andrea ‘Andy’ Sachs (Anne Hathaway) ‘Altın Klavye’ ödülünü kazandığı gecenin hemen ertesinde, çalışma arkadaşlarıyla birlikte işten çıkarılıyor. Sebep çalıştıkları yayın organı ‘Vanguard’ın hisse değerinin düşmüş olmasıdır. Öyle ya, gazetecilik altın çağını çoktan geride bırakmış, kitabevleri ve tüm yayıncılık sektöründe küçülmeler ve birleşmeler devri başlamıştır.
Bir dönemin moda dünyasına yön veren ünlü dergisi ‘Runway’ için de durum farklı değildir. Efsanevi Miranda Priestly’nin (Meryl Streep) başında olduğu popüler yayın yıllar önce dergi formatını terk etmiş dijital olarak yayınını sürdürmektedir. Çalışma şartları kötü ‘SpeedFash’ markasını öven bir makale yayınladığında dergide büyük bir çalkantı yaşanır. Reklam verenler dergiye desteğini çekerse zor bela ayakta kalmaya çalışan bu pahalı yayını kim finanse edecektir.
Bu gelişmeler sonrasında Andy, Miranda’nın kadim dostu, iş arkadaşı Nigel Kipling’in (Stanley Tucci) çıtlatması ve derginin büyük patronu Irv Ravitz’in (Tibor Feldman) talimatıyla, derginin gol yiyen itibarını geri kazandıracak makalelere imza atmak üzere ‘konular editörü’ olarak ‘Runway’de işe başlar. Geçmişteki toy çalışanının aniden çıka gelmesi Miranda’nın hoşuna gitmemiştir ama kabûl etmekten başka çaresi yoktur. Yaşlı kurt eski, Emily’sinin başarısız olacağından emindir, tek yapması gerekenin biraz beklemek olduğunu düşünür. Aynı kibirli tafralarla Andy’yi görmezden gelmeye çalışır ama onun kaleme aldığı özür makalesi medya eleştirmenlerince olumlu karşılanır. Genç gazetecinin, milyarder Benji Barnes (Justin Theroux) ile boşanmasının ardından dünyanın en zengin kadınlarından biri olan Sasha Barnes’ı (Lucy Liu) basına çıkmadığı üç yılın ardından lüks villasında bir röportaja ikna etmesi dergideki prestijini yükseltir.
Ancak, büyük patron Irv’ün 75. doğum günü partisindeki ani ölümü firma içi dengeleri baştan sona değiştirir. Yaklaşan ‘Milano Moda Haftası’ öncesinde, bir yandan yeni bir yönetim anlayışını uygulamaya kararlı patronun oğlu Jay (B. J. Novak), öte yandan dergiyi ele geçirmeye çalışan Andy’nin eski hasmı yeni ‘Dior’ çalışanı Emily Charlton (Emily Blunt) ile mücadele etmek üzere Andy ile Miranda omuz omuza mücadeleye girişmek zorunda kalırlar.
İlk filmin formülünü tekrar eden yapım, pek de karakter incelemesine girişmeden, yayıncılık ile moda dünyasının kesiştiği renkli dünyayı beyazperdeye taşımak, aralarında Marc Jacobs, Donatella Versace, Stefano Gabbana, Domenico Dolce gibi moda dünyasından ünlülerin boy gösterdiği sürprizleri ile bu sahte dünyanın ışıltısı içinde kafa dağıtan bir iki saat geçirmeyi hedeflemiş. Miranda’nın kendinden genç yeni sevgilisi Stuart’da Kenneth Branagh şöyle bir görünüp kaybolmuş. Çok başarılı ‘Runway’ yorumunda ise, sesi ve şovuyla Lady Gaga filmin önemli sürprizlerinden birine imza atmış.