Yönetmenliğini Sergio Leone’nin üstlendiği 1966 yapımı İtalyan Spagetti Western filmidir. Film, isminden de anlaşılacağı üzere olaylarını İyi, Kötü ve Çirkin adlı üç karakter üzerinden ilerlemektedir. İyi; Clint Eastwood’un hayat verdiği karakterdir. Soğukkanlı, az konuşan ve mesafeli biridir. Kendi çıkarları doğrultusunda…devamıYönetmenliğini Sergio Leone’nin üstlendiği 1966 yapımı İtalyan Spagetti Western filmidir.
Film, isminden de anlaşılacağı üzere olaylarını İyi, Kötü ve Çirkin adlı üç karakter üzerinden ilerlemektedir.
İyi; Clint Eastwood’un hayat verdiği karakterdir. Soğukkanlı, az konuşan ve mesafeli biridir. Kendi çıkarları doğrultusunda hareket eden bir karakterdir.
Kötü; Lee Van Cleef’in hayat verdiği karakterdir. Amacına ulaşmak için her türlü kötülüğü yapmaktan çekinmeyen, bunun için rahatlıkla ve hiç acımadan cinayet işleyebilen biridir.
Çirkin; Eli Wallach’ın hayat verdiği bu karakter ise son derece kurnaz, çok konuşan ve hiçbir fırsatı kaçırmayan; bununla birlikte komik ama son derece tehlikeli biridir.
Normalde bu tarz yazılarımda karakterlere pek değinmem ama bu yazıyı karakterleri açıklamadan yazsaydım birçok şey havada kalır ve eksik olurdu.
Filmin konusuna gelecek olursak; bu üç karakterin, peşinde olduğu iki yüz bin dolarlık altına ulaşma mücadelesini konu alıyor. Olaylar, Amerikan İç Savaşı’nın kaotik ortamında geçmektedir. İyi mezarın ismini, Çirkin ise mezarlığın ismini bildiği için birbirine düşman olan bu ikili istemeden bir ortaklık kurmaktadır.
Buradaki mesaj çok net bence: İnsanlar, kendi çıkarları ve menfaatleri doğrultusunda asla güvenmedikleri, “düşmanım” diye nitelendirdikleri kişilerle bile ortaklık kurabilir. Ama menfaatleri bitince yine birbirlerinin azılı düşmanı olurlar. Amaç ne olursa olsun sonuç her zaman aynıdır…
Savaş sahnelerini ele alacak olursak yönetmen, savaşı asla yüceltmemiştir; aksine savaşların anlamsız olduğunu ve yıkımdan başka bir şey getirmediğini göstermiştir. Buna örnek olarak bence filmin en bariz sahnesi köprü sahnesidir. İki tarafın, yani Kuzey ve Güney’in, küçük bir nehir üzerindeki köprü için yüzlerce askeri feda etmesi savaşın ne kadar saçma olduğunu izleyiciye göstermektedir. Yüzbaşının da etkisiyle köprü havaya uçurulduğunda savaş biter; iki koca devletin karşısında iki haydutun mantıklı hareket etmesi sayesinde yüzlerce can kurtulmuştur.
Filmde hoşuma giden birkaç sahne var. Bunlardan ilki Tuco’nun tavukla girdiği mağara sahnesiydi. Orada kurduğu replik çok güzeldi:
“Eğer yaşamak için çalışıyorsan, neden çalışarak ölüyorsun?”
Harika ve zamansız bir mesaj. 1966 yılında, hayatını haydutluk yaparak geçiren bir karakterden gelen bu söz, tam da günümüzü özetlemektedir. Günümüzde de insanlar hayatta kalabilmek veya daha iyi bir yaşam sürebilmek için o kadar çok çalışıyor ki yaşamaya vakit kalmıyor. Günün sonunda geriye, ömrünü çalışarak tüketen insanlar topluluğundan başka bir şey kalmıyor.
Diğer sahne ise küvet sahnesi:
“Konuşmak istediğinde konuş, ateş etmek istediğinde ateş et.”
Buradaki mesaj ne olabilir diye düşünürken aklıma şöyle bir şey geldi: İnsanlar, bir şeyleri yapmak yerine sadece konuşmayı tercih ediyorlar. Laf çok ama icraat yok… Acaba değinmek istedikleri şey bu muydu diye düşünürken buldum kendimi.
Bir diğer sahne ise son sahnedeki üçlü düello sahnesi.
Mezarın ismini bilen Blondie’nin oyunu. Taşın altına ismi yazdığını söyleyen Blondie’nin, aslında ismi yazmamış olması ve olası bir durumda ölmesi hâlinde altınları düşmanlarına bırakmama fikri gerçekten güzel bir detaydı. Kazananın belli olduğu bir satranç oyunu gibi…
Evet, artık son noktaya geleceğim; çok uzun oldu 🤭
Karakterlerin isimleri tam anlamıyla ironiden ibaret.
İyi (Blondie), aslında hiç de iyi bir karakter değil. Kendi çıkarları doğrultusunda devleti dolandıran biridir.
Çirkin (Tuco) karakterindeki “çirkinlik” ise fiziksel bir çirkinlikten ziyade ahlaki bir çirkinliği ima etmektedir. Fakat filmi izlerken insan şunu anlıyor: Tuco kötü biri olmak zorunda kalmış. Belki ailesine bakmak zorunda olmasaydı, yoksullukla mücadele etmeseydi bambaşka biri olabilirdi. Hayat şartları onu haydut olmaya zorlamış. Kardeşiyle olan sahnesinde bunu öğrenince Tuco, bende bir sempati kazandı diyemem ama karaktere bakış açım değişti.
Kötü (Melek Gözler) ise isminin hakkını veren tek karakter diyebilirim. Kötü olması için filmde belirgin bir sebep gösterilmemiş. Bu yüzden bunun tamamen kendi tercihi olduğunu düşünüyorum.
Filmin ana teması bence şu: Açgözlülük ve savaşın hüküm sürdüğü bir dünyada “iyi” diye bir şey yoktur. Kimse tam anlamıyla iyi kalamaz. İnsanlar sadece daha az insani duygularını kaybeder… ya da daha az canavarlaşır.
Eylulmisali 🦋