Spoiler içeriyor
Hakan Günday’ın Az romanı, kadına yönelik şiddet, çocuk istismarı, pedofili, çocuk işçilik ve madde bağımlılığı gibi oldukça ağır toplumsal meseleleri merkeze alarak ilerleyen, okuru sürekli rahatsız eden ama aynı zamanda düşünmeye zorlayan bir eser. Günday’ın sert, karanlık ve sınırları zorlayan…devamıHakan Günday’ın Az romanı, kadına yönelik şiddet, çocuk istismarı, pedofili, çocuk işçilik ve madde bağımlılığı gibi oldukça ağır toplumsal meseleleri merkeze alarak ilerleyen, okuru sürekli rahatsız eden ama aynı zamanda düşünmeye zorlayan bir eser.
Günday’ın sert, karanlık ve sınırları zorlayan anlatımına aşinaydım. Ama “Az” bende farklı bir yer açtı. Aynı yazarın kaleminden çıkmasına rağmen daha derin, daha sakin ama çok daha içe işleyen bir etki bıraktığını söyleyebilirim. Bu yüzden kitabı ayrıca beğendiğimi de belirtmem gerekiyor.
İlk bölümde Derdâ ile tanışıyoruz. Hikâye daha en başından bir çocuğun hayatının kendi elinden nasıl alındığını göstererek başlıyor. Henüz 11 yaşında olan Derdâ, bir olayın ardından ailesi tarafından yatılı okuldan alınıyor ve ardından bir tarikata veriliyor. Burada en çarpıcı nokta, bunun bir kurtuluş ya da koruma gibi sunulması ama aslında tamamen bir teslimiyet olması. Ailenin ekonomik ve psikolojik çıkmazlarıyla birlikte çocuk, kendi hayatına dair hiçbir söz hakkı olmadan evlilik ve tarikat düzeni içine sürükleniyor. Sonrasında Londra’ya uzanan bu yolculuk, onun için bir özgürlük değil; sadece farklı bir tür kapanış oluyor.
İkinci bölümde ise Derda karakteriyle karşılaşıyoruz. Mezarlıkta büyüyen bir çocuk. Daha ilk anda bile normal bir çocukluk ihtimalinin ortadan kalktığı bir hayat. Babasının cezaevinde olması, annesinin ölümüyle birlikte tamamen yalnız kalması ve mezarlığı hem ev hem de yaşam alanı olarak benimsemesi, onun dünyasını tamamen farklı bir noktaya taşıyor. Derda’nın hayatı aslında yaşayanlarla değil, ölülerle kurulan bir düzen gibi ilerliyor. Bu da onun ruh halini giderek daha içe kapanık ve kopuk bir hale getiriyor.
Derda’nın hayatındaki önemli kırılmalardan biri Tutunamayanlar ile karşılaşması. Bu karşılaşma klâsik bir değişim anı gibi değil; daha çok kendi iç dünyasının dışarıdan yazılmış bir versiyonuyla yüzleşmesi gibi. Orada bulduğu şey bir hikâye değil, kendi dağınıklığının dili oluyor.
Üçüncü bölümde ise bu iki karakterin yollarının kesişmesi anlatılıyor. Bu karşılaşma, romanın en kritik noktası çünkü burada ne klasik bir kurtuluş var ne de romantize edilmiş bir birleşme. Sadece iki farklı travmanın aynı eksiklikte birbirini fark etmesi var. Bu yüzden romanın dili burada daha da sadeleşiyor, ama etkisi daha da ağırlaşıyor.
Kitabın adı Az aslında sadece bir kelime değil. Metin boyunca sürekli bir anlam genişlemesi yaşıyor. Az; eksiklik gibi görünse de, roman içinde neredeyse her şeyin özeti haline geliyor. İnsanların ilişkileri, yaşadıkları acılar, kurulamayan bağlar. Hepsi bir şekilde az üzerinden okunabiliyor. A ile Z arasındaki mesafe de burada sembolik bir anlam kazanıyor; başlangıç ve son arasında kalan her şeyin toplamı gibi.
Romanın en güçlü yanlarından biri de Hakan Günday’ın anlatım dili. Şiddeti sadece olay olarak vermiyor; onu sistemin içine yerleştiriyor. Özellikle çocuk yaşta evlendirilen karakterler, istismar, bağımlılık ve yoksulluk gibi temalar sadece konu olarak değil, karakterlerin hayatını şekillendiren temel gerçeklikler olarak işleniyor. Bu da metni daha sert ama aynı zamanda daha gerçekçi yapıyor.
Genel olarak baktığımda Az, Günday’ın karanlık evrenini tamamen terk etmeden daha insani bir noktaya taşıdığı bir roman gibi geldi bana. Daha önceki sertliğini koruyor ama bu kez o sertliğin içinde bir duygu kırılması da var. Bu yüzden okurken hem zorlayan hem de bırakmak istemediğim bir kitap oldu.
Benim için Az beğendiğim, etkisinden kolay çıkamayacağım bir roman oldu.