Spoiler içeriyor
Serinin ikinci kitabı ile birlikte bende giderek daha fazla yer edinen bir evren olmaya ilerliyor. İlk kitaptaki açlık oyunları galibinin (?) mıntıkaları zafer turuna çıkması; seyirciler, kameralar ve bolca rollenmeler ile biraz hareketsiz ilerledi. Kitapları üçer bölüme ayrılarak yazılmış bu…devamıSerinin ikinci kitabı ile birlikte bende giderek daha fazla yer edinen bir evren olmaya ilerliyor. İlk kitaptaki açlık oyunları galibinin (?) mıntıkaları zafer turuna çıkması; seyirciler, kameralar ve bolca rollenmeler ile biraz hareketsiz ilerledi. Kitapları üçer bölüme ayrılarak yazılmış bu kitabının ilk iki bölümü için bu böyle devam etti denilebilir. Bunun sebebi bir sistemin taşlarını devirmenin, karakterler arasında ve kendi içinde yaşanan duygusal savaşların bütün gidişatı nasıl etkileyebileceğine atfedilmiş bir zorluk olduğunu anlatmakla ilgiliydi bence.
İlk iki kısmın aksiyonsuzluğu içinde mıntıkalardaki otoritenin kendini hissettirmeye başlaması, Başkan Snow ile karşı karşıya gelen Katniss'in Peeta ile sürdürdükleri oyunu ne kadar sahici oynaması ve belki de bunun ömür boyu sürmesi gerektiğinin şaşkınlığını çok güzel hissettim. İlk kitapta da belirtmiştim, gerçekten hissettirilmesi gereken hissettiriliyor ama hala seri boyunca devam eden koyulaşmamış bir anlatım dili var ve sanırım böyle devam edecek.
Bu sene gerçekleşecek olan 75. Açlık Oyunları Çeyrek Asır Oyunları'na denk geliyor. Yani, her mıntıkadan bir erkek bir kadın olmak üzere gönderilen haraç sayısının iki katı kadar haraç arenaya alınıyor. Bu da oyunları daha meşakkatli, haraçları da daha yaşam savaşı verecekleri bir psikolojiye maruz hale getiriyor demektir. Ama bu Çeyrek Asır Oyunları'nda beklenmedik bir seçim yapılıyor. Ne olabilir?
Başkan Snow'un bu oyunları sunuş biçiminde dikkatimi çeken: "Aralarından en iyilerinin bile Capitol'e karşı gelemeyeceğini hatırlatmak için..." cümlesi oldu. Snow'un hitabet şekli ve politikaları bir baskın lider otoritesinin nasıl olması gerektiğini çok iyi anlatan siyasi bir figür olmuş.
Örneğin, her sene düzenlenen açlık oyunlarında haraçlar kurada seçilir ama Çeyrek Asır Oyunları'nda haraçları mıntıkaların kendi halkları seçer. Halkı bu sayede birbirine düşman etme yani bilerek huzursuzluk çıkartarak kenetlenebilirliği engellemek, isyan edebilme ihtimal yüzdesini azaltır.
Yine bir örnek olarak, yok edilmiş 13. Mıntıka halkına ismiyle seslenmektense asiler, diyor. Neden? Çünkü ona ismiyle hitap etmek onu hukuki olarak tanımak anlamına gelir. Bu bana uluslararası hukukta, de jure ve de facto kavramlarını anımsattı. 13. Mıntıka halkının isyanının faturasını tüm mıntıkalara kesiyor. Yani diğer mıntıkalar o zaman isyan etmemiş olsalar bile kollektif bir suç işleme psikolojisine halkları maruz bırakıyor. İhanet Anlaşması da mıntıkalarla bu yüzden imzalanmıştı. Çünkü istemeden de olsa yakın zamanda Katniss bir kıvılcım ateşledi. Geriye kalan mıntıka halkları için ise 13. Mıntıka de jure iken yani yok olmuş olsa dahi tanınırken Capitol için de facto, tanımıyor. Yok olmuş bir bölgeyi neden tanımamaya uğraşırsın ki?
Buradan sonrasının spoiler olduğunu düşünüyorum. Çünkü ben böyle bir şey olduğunu okuyunca şoke olmuştum.
Çeyrek Asır Oyunları için bu sene galipler havuzundan bir seçim yapılacak olması zaten biri kadın Katniss, diğer ikisi erkek olan 12. Mıntıka için başka seçenek bırakmıyor. Galipler havuzundan haraç seçilmesi, Katniss'i başkaldırı lideri potansiyeli gören halka onun da Capitol tarafından yenilebilir, ölümlü olduğunu göstermek. Böylece isyanların galeyana getirici unsuru yok edilmiş olur. Altını çizmek gerekir ki baskın liderler ya tanrıcılık oynarlar ya da Tanrı'ya yakın davranırlar. Snow tanrıcılık oynuyor.
Cinna'nın Katniss'in stilisti olarak Capitol'de bir ikon haline gelmesi ve ardından öldürülmesiyle modanın bile tepedekiler için ne kadar büyük bir tehdit unsuru olduğunu görmek zor değil. Estetiğe bile tahammülleri yok.
Üçüncü kısma tekabül eden oyunlara ve arenaya gelirsek eğer, gerçekten çetrefilliydi. Dizayn edilme biçimi çok ilgi çekiciydi. Yazarı hem böyle siyasi bir evren distopyası oluşturmak hem de arenada bu kadar gerçekçi ve nefes nefese bırakan bir saha kurgulaması yapmak konusunda tebrik etmek lazım. Babasının asker olduğunu hatta Vietnam Savaşı'na katıldığını ve askeri tarih üzerine çalıştığını okumuştum. Ondan direktif aldığı çok belli oluyor. Mantıksız olan şeyleri bulmakta zorlandım, bulan varsa lütfen bana da söylesin.
Ek olarak oyunların diğer senekine göre karakterler bakımından beni biraz rahat hissettirdiğini söylemeliyim. Katniss kendi senesinde arenada neredeyse hep tek başınaydı. Her şey bireysel, içgüdüsel ve çok tepkiseldi. Bu da okuyucu olarak beni diken üstünde tutuyordu ama bu sene yapılan ittifaklar, tek başına savaşmıyormuşuz gibi hissettirdiği için-ki en tehlikelisi de budur, yarı yolda bırakılmanın hayal kırıklığı sizi vurabilir-daha zihnim rahattı.
Onun dışında haraçların normal açlık oyunlarında 12 ve 18 yaş arasındaki gençlerden seçildiğini unuttuğum için Katniss ve Peeta'nın 17 yaşında olduğuyla yeni yüzleştim. 17 yaşındaki çocuklara göre çok olgunlar ama aralarındaki ilişkide zaman zaman hareketlerindeki çocuk izleriyle karşılaşabiliyoruz. Katniss'in Gale ve Peeta arasında kalması mesela... O yaşlarda belki ben de iki kişi arasında kalabilirdim.
Ayrıca Peeta'nın ilk haraçlığında bacağını kaybetmesiyle birlikte gelişmeyen, serinin başından beri bir güçsüzlüğü var. Tamam, duygusal zekası yüksek bir erkek ama biraz güçlü olmaya çabalamasını görmek isterdim. Çocuk işte. Sürekli Katniss ya da birileri tarafından korunmaya çalışıyor. Nasıl bir erkek istediğimiz kadınlar olarak çok belli bence. Hem duygusal zekası yüksek hem de güçsüz olmayan.
Şimdilik bu kadar ama seriye devam etmek konusunda benim için çok sebep var.
Son olarak seriyi eski baskılarından okuyorum. (Pegasus Yayınları) Güncel raftaki satıcı yayınevi değişmiş. Bu baskılardan okuyacaklar varsa, ilk kitaptan beri devam eden bir editörlük sorunu var. Üzgünüm ama çevirisinden mi editörlüğünden mi gerçekten bilmiyorum, cümlelerde çok sorun var. Belirtmiş olayım.