3 Ve 1915 MISIR'ın Câmiül Ezher'ine benzer bir İslâm Darülfünunu (Üniversitesi) Medine'de kurulmuş, siyasî iktidar İttihat ve Terakki'nin üç paşası Talat, Enver, Cemal Paşalar açılış törenine Medine'ye gelmişlerdi.Şereflerine oraların en değerli ikramı olarak develer kesilmişti.Bu törenler için yetiştirilmiş OSMANCIK TABURU…devamı3
Ve 1915 MISIR'ın Câmiül Ezher'ine benzer bir İslâm Darülfünunu (Üniversitesi) Medine'de kurulmuş, siyasî iktidar İttihat ve Terakki'nin üç paşası Talat, Enver, Cemal Paşalar açılış törenine Medine'ye gelmişlerdi.Şereflerine oraların en değerli ikramı olarak develer kesilmişti.Bu törenler için yetiştirilmiş OSMANCIK TABURU saf tutmuş, paşalar bekleniyordu. Arap bedevi kadınların ellerinde tefler yanık seslerle türküler söylüyorlardı. Türkülerin konusu da deve etinin lezzetiydi. Bu etin kebabının, haşlamasının, kızartmasının ne kadar lezzetli olduğu yanık yanık, makam içinde anlatılıyordu.Töreni tertipleyen Osmanlı Teşkilâtı Mahsusa Reisi Eşref Sencer Kuşçubaşı Bey, bir de gördü ki, HAZIR OL vaziyetinde olan Anadolu'nun arslan yapılı Osmancık taburunun erlerinden bazılarının Arapça deve eti kasidesini dinlerken göz yaşları şıpır şıpır damlıyor...İyi Arapça bilen Eşref Bey şaşırdı, bir ere yaklaştı, sordu:"— Oğlum, ne ağlıyorsun?"Hazırol vaziyetindeki Mehmetçik durumunu değiştirmeden cevap verdi:"— Kumandanım... Bakınız ne güzel Kur'an okunuyor..."Bu sâf, pırıl pırıl yürekli Anadolu çocuğunun duyguları önünde gözleri dolan Eşref Bey dayanamıyor:"— Oğlum, o bedevî kadınları kendilerine dağıtılacak deve etlerinin lezzetini anlatan kasideyi makamla okuyorlar. Sil gözyaşlarını..."
Bir de, Dahiliye Nazırlığı da yapmış olan Kudüs Valisi, Cemal ve Ekrem Reşid'in babaları Mehmed Reşid Rey Beyefendi'den dinlediğim ibretli olayı anlatacağım: Sultan Hamid'in falcısı ünlü Ebi Huda ile ilgili olarak...Şöyle anlattı Reşid Bey:
"- Sultan Hamid Ebül Huda'ya çok inanır, değer verir, iltifat ederdi. Sultanlar ve Sarayın ileri gelen hanımları arasında da itibarı yüksekti. Rüyalarını yorumlar, sorularını cevaplandırırdı. Aslında zarif, terbiyeli, nâzik bir adamdı.Bir gün benimle Kudüs'le alâkalı bir mevzuu görüşmek istemişti. Yıldız Sarayı'ndaki hususi odasına ziyaretine gittim. Minderinde rahat ve derin uykuya dalmıştı. Önünde yaldızlı ciltli, büyük eb'atta ve tabii Arapça bir kitap vardı. Sayfaları açıktı. Şöyle bir göz attım: Binbir gece Masalları'ydı!.."Özellikle rica ediyorum: Sizlere aktardığım bu geçmiş anılarla Arapça üzerinde menfi duygulara sahip olduğumu sanmayınız. Asla!.. Fakat öylece düşündürücü izler varki ortada, kendi anadilimizi adeta silmeye çalışan maksatlı bir kültür emperyalizminin karşısında olduğumuzu düşünmemek mümkün değil... Doktor Kırımlı bir Rahmi Bey var ki, ilk TIB OKULU, Tibhane adıyla kurulduğu zaman dersler Lâtince (Fransızca) olarak veriliyor, tüm dünyada olduğu gibi, bir de bakıyorsunuz ki bir MEDRESE kafası hortluyor: "— Lisanı Arabî var iken Frenkçeye ne lüzum var?" diyor... Bir yürek sahibi cesur kişi çıkıpta:"— A kişiliksiz bahtsız kafa... benim bir Yusuf Has Hasib'im ve bir de onun 1070'de tamamladığı buram burak Türklük örülü KUTADGU BİLİG'im var. Benim uygarlıklara yol vermiş dopdolu bir DİL'im var, Senin ARAP'ı, ACEM'in (İRAN'ın) devletine sahip değilken ben:NUH idim yer yüzünde köpüren her TUFAN'da,MEDENİYET tacını giyen bendim TURFAN'da.diyordum"— Neden benim doktorlarımı, bir Batı diliyle alıp, yakın gelecekte kendi öz dilimle onu değerlendirme emeğinin önündesin?" dememiş, diyememiştir?Bu bizim ulusal yapımızın reddinde olan aşağılık duygusunun sebebi nedir?Kur'an'ın ARAPÇA olması, ARAP'ı CAHİLİYE KARANLIK ve UTANCINDAN kurtarmak için indirilmiş olmasından dolayıdır: Yoksa İslâmiyeti bir CİHAN HAREKETİ yapmış Türklüğü cezalandırmak için değil!..Soruyorum: İbadetin sadece ARAP DİLİ'yle yapılması yolunda Kur'an veya sahih hadislerde nassı katı' (değişmez dinsel hüküm) halinde bir emir var mıdır? Yoktur.