10 Eski "Osmanlılık" zamanında henüz daha ulus varlığı duygusu kendini göstermediği, "ümmet devri" yaşandığı için "Türklük" de ortadan kalkmış oluyordu. Fakat Türk dünyası "Büyük Türk Devrimi"nin önümüze açtığı aydınlık yolu tutarak, Osmanlılıktaki bu ümmet devrini geçmiş, yirminci yüzyılın insanlık alemine…devamı10
Eski "Osmanlılık" zamanında henüz daha ulus varlığı duygusu kendini göstermediği, "ümmet devri" yaşandığı için "Türklük" de ortadan kalkmış oluyordu. Fakat Türk dünyası "Büyük Türk Devrimi"nin önümüze açtığı aydınlık yolu tutarak, Osmanlılıktaki bu ümmet devrini geçmiş, yirminci yüzyılın insanlık alemine sunduğu "Ulus Devri"ne girmiştir. "Ümmet Devri"nin üzerinde yürüdüğü yol "İslamcılık"tı, "Ulus Devri"nin üzerinde yürüdüğü yol ise "Türkçülüktür. Türkçülükte din hayatı ise "Müslümanlık"tır. Bundan dolayı "Müslüman" başka "İslamcı" başkadır. Her İslamcı Müslümandır, fakat her Müslüman İslamcı değildir. Biri henüz "din olan" ile "din olmayan"ı birbirinden ayıramayarak her şeyi "din" gören Osmanlılık devri"ni gösterir, öteki ise "Türklük" devrini gösterir. Nitekim Osmanlılıkta "İslamcılık" vardı, Türklükte ise "Müslümanlık" vardır. Bugünkü hayatta kendi kültürünü ulusal varlıktan alan her Türk din hayatını da "Müslüman" olarak yaşar.Gerçek, her insanın vicdanında yaşayacak Tanrısal "duygu ve düşünceler" onun din hayatını yaşatmış olur, ve bu duygu ve düşünceler ise bayağı dünya düşüncelerinin üstünde en derin, en yüce duygular olacağından ancak "itikatlar ve ibadetler" olarak kendini gösterir. Hiç şüphe yok ki bu yüksek duygu ve düşünceleri toplum hayatının herhangi kurumu değil, ancak din kurumu vereceğinden ve bunlar kendi yüceliklerini vicdanlarda taşıyacaklarından "vicdan hürriyeti"ne sahip olan bireyin bu yüksek duyguları onun "din"ini gösterir ki bizim toplum hayatımızın dini "Müslümanlık" olduğundan; kendi kültürünü "Türklük"ten alan her birey din hayatını "Müslüman" olarak yaşar. Ve böylece eski Osmanlılıkta olduğu gibi "İslamcı" değil, "Müslüman" olmuş olur.İşte bugünkü devrimci demokrasi hayatımızda toplumu yapan bütün kurumlar kendi varlıklarını ulusal hayattan, "ulusal kültür"den, din hayatını da "Müslümanlık"tan alarak uygar bir kılığa bürünmüş bir halde yaşama yolu iledir ki, "Türklük" insanlık acununda yüksek yerini almış olur. Bu sonucu bize "Büyük Türk Devrimi"nin baş ilkesi olan "Laiklik" sağlamıştır.Şunu da buraya eklemeden geçemeyeceğim: Yukarıda Osmanlılığın içinde bulunduğu "ümmet hayatı"ndan, Türklüğün "ulus hayatı"na nasıl geçtiğini ve bunun çağdaş uygarlık çevresine girmek için nasıl zaruri olduğunu görmüştür. Bu en kaçınılmaz zarureti göremeyen birtakım yazarlar bugünkü hayatımızın "din" esaslarından ayrıldığından dolayı "maneviyat"ımızın çöküntüye uğradığını, bugünkü gençliğin bu din esaslarından yoksun olduğundan dolayı eğitimin eksik kaldığını söyleyerek din esaslarının ve din ahlakının gençlere verilmesi gerektiğini ileri sürüyorlar.Öyle görülüyor ki bu gibi düşünürler insanın iç yapısının "maneviyat" yahut "manevi varlık" denilen iç bölümünün yalnız dinden, salt din esaslarından yapılacağı, onun başka bir şeyle bu iç yapısını doldurmayacağı düşüncesinde bulunmuş oluyorlar da, asıl boşluğun "ulusal varlık", "Türk varlığı" duygusunun yokluğundan, asıl boşluğun henüz daha edinilmemiş olan "ulusallık duygusu"nun, "Türklük duygusu"nun ruhlarda yer etmemiş olmasından ileri geldiğini hiç akıllarına getirmiyorlar.Bunun için ilk önce insan varlığındaki "maneviyat" denilen, onun asıl "benlik"ini yapan bu iç bölümü üzerinde duralım. İnsan denilen yaratığın bir dış bölümü, bir de iç bölümü vardır. Dış bölümü onun "uzvi" dediğimiz bölümü olup fizyoloji ve biyoloji gibi bilimler bu bölüm olaylarını inceler. Bu bölüm insanın gövde dediğimiz dış bölümünün bütünüdür. İnsanın iç bölümünü yapan varlık ise "manevi-tinsel" denilen bölüm olup bu bölüm olaylarını da psikoloji ve sosyoloji gibi bilimler inceler. Bu bölüm insanın "ruh varlığı" dediğimiz iç bölümünün bütünüdür.İmdi herhangi konuyu ele alınca onu gelişigüzel değil de bilimsel bir düşünüş ile ele almak için o konuyu bağlı bulunduğu bilimin içine koyarak incelemek en doğru yol olduğundan, insanı bu iç bölümünü, "maneviyat"ını bu bilimlerin verilerine göre kısaca gözden geçirerek onun içinde "din"in, "Müslümanlık"ın yerini bulalım. İnsanın içini yapan türlü olaylar kümelerinin her biri insanın, içinden doğduğu toplumdan geleceğinden, bu iç yapısını ilkin -yani yukarıda gördüğümüz toplum kurumları- ayırmak, buna göre bu olaylar kümelerini birer birer ele almak gerekleşir: İnsanın ilk yapısında ilk önce dil gelir. İnsanın işleyen bir kafası olup her türlü dış baskılardan kurtulmuş olarak "emeçipé-hür düşünme"si vardır. İnsanın kendi gibileriyle olan münasebetlerinde, birtakım kurallara uyması gereken "ahlak" gelir. İnsanın öbür insanlarla ve bir de eşya ile olan ilişkilerinde o, cins kurallar vardır ki **"hukuk"**tur. İnsanın içinde yaşadığı dünyanın türlü olaylarını inceleyerek bilmesi vardır ki **"bilim"**dir. İnsanın en yakın olan insanlarla birleşmesi vardır ki **"güzel sanatlar"**dır. İnsanın kendi duygu ve düşüncelerine göre edindiği "inançlar ve ibadetler" vardır ki bu da **"din"**dir. Bunlardan başka insanın bu iç yapısını yapan ve kaynağı yine toplum olan mesela yazı vs. gibi toplumun ilerleyişine göre gittikçe çoğalan başka kurumlardan gelen veriler insanın iç yapısını bütünler, ruhunu doldurur "maneviyat"ını yaratır.Görülüyor ki insanın "maneviyat" denilen iç yapısını, yalnız "din kurumu"nun verilerinden değil, bütün toplum hayatını yapan öbür kurumların verilerinin toplanmasından doğar; din kurumu bunlardan yalnız biridir
Gördüğümüz gibi bu kurumların hepsinin bir araya gelmesiyle "kamusal vicdanın" edineceği "değer yargıları" bireysel vicdanlara geçerek salvarlığı", "ulusal kültürü" yaratır. Böylece insanın "tinsel varlığı maneviyatını meydana getirmiş olur. Şu halde asıl " maneviyat demek, ulusal kültürü bireyin edinmesiyle olur, yoksa yalnız din ile değil. Çünkü yalnız din insanın iç bölümünün bir kısmını yapacağından bu bölüm eksik kalır. Oysa ki bütün bunların birleşmesinden doğacak ulusal kültür ise, ki din de onun içindedir- insanın iç bölümünü bütünler, onu bu insan varlığıyla doldurur.