14 Devletin açtığı mektep bütün dinlere mensup olan veya hiçbir dine mensup olmayanların bütün çocukları, gelmek istemeyenlere zor kullanarak, içine alır ve her çocuğu içine zorla aldığı içindir ki onu din merasimine tabi tutamaz; kendisine din vazifeleri öğretemez. Çocuklarına istedikleri…devamı14
Devletin açtığı mektep bütün dinlere mensup olan veya hiçbir dine mensup olmayanların bütün çocukları, gelmek istemeyenlere zor kullanarak, içine alır ve her çocuğu içine zorla aldığı içindir ki onu din merasimine tabi tutamaz; kendisine din vazifeleri öğretemez. Çocuklarına istedikleri dini öğretmek veyahut hiçbir din öğretmemek ana ve babalarının en kıymetli bir hakkıdır. Bunun içindir ki devlet mekteplerine "Ecole neutre-bitaraf mektep" ve böyle bir mektebin usulüne de "neutralité scolaire-mektep bitaraflığı" denir.Bu bitaraflık üçe ayrılır:1- Mektep bitaraflığı2- Tahsil bitaraflığı3- Hoca bitaraflığıOkul tarafsızlığı: Bu bitaraflık, mektebe her dine mensup olan veya hiçbir dini bulunmayan çocukların girebilmesiyle kendini gösterir. Böyle bir okulda din dersi yoktur; fakat öğretim şekli o surette düzenlenmiştir ki ana ve babalar çocuklarına herhangi bir din kuralını öğretmek isterlerse bunun için kendilerine her türlü fırsat ve imkân verilir; bu onların çok mukaddes bir hakkıdır; hiçbir din öğretmemek hakları olduğu gibi. Fransa'da ilk ve ortaokullar perşembe günleri de tatildir. Bunun sebebi çocukların bugün arzu ettikleri başka yere gidip din tahsili yapmalarıdır; çünkü onların hususi mekteplerde veya ana-babalarının evlerinde dini tahsil görmeleri yasak değildir. Devlet dini sadece kendi mektebinde okutmayacak, tamamen öğretiye dayalı olan bu sahada zaten bir karar alınmasına yetkisi olmadığı için, tarafsız kalacaktır; fakat özel okullarda din tahsiline karışmayacaktır.Öğretim tarafsızlığı: Bu öğrenimin, herhangi bir din doktrinine asla zorunlaştırılmadan gösterilmeden verilmesidir. Bu öğretide din bahsi ve hatta din bölümü yoktur. Bu konu üzerinde en büyük zorluk ahlak öğretiminden ileri gelmiştir. Bu öğreti birçok zihinlerde dine ve imana sıkı surette bağlı sayılır, daha doğrusu böyle sayılır. Bu benimseme zannedildiği gibi doğru değildir. Fransa'da mekteplerin laikliği hakkındaki kanunlar yapılırken Nazır Jules Ferry'nin ve ilk tahsil umum müdürü Buisson'un tesir ve etkisiyle şu fikirler üstünde durulmuştur: Devlet sıkı bir surette tarafsızlığı korur, ahlak öğretimi bir fikircilik işidir. Hocanın Allah'ın tabiatı ve yapısı hakkında ders vermek gibi bir zorunluluğu yoktur. Onun herkese, ayırt etmeksizin vereceği ders şu iki noktada toplanır: Evvela, çocuklara Allah'ın adını hafife almamayı öğretir. Bu adı çocukların kafasında büyük ve tam bir mevcudiyetin sebebine bağlar ve bunu yaparken karşısındakilere bir hürmet ve yükseklik hissi verir. Çocuklardan her birini böyle bir düşünceye alıştırır, kendi düşüncesi başka türlü olsa dahi. Sonrada birçok dinlerin buyruklarına bakmayarak çocuğa Allah'a karşı borçlu olduğu hürmetin kendi vicdanının ve aklının gösterdiği surette yapılması icabettiğini anlatır. Diğer bir ifade ile devlet mektebinde ahlak dersi çocuğa hak fikrini, sosyal vazifeyi, şahsın haysiyet ve şerefini, tabii kanunları öğretecek, kendi kaderini istediği gibi, yani serbestçe kurması lazım geldiğini ve sonra da aklına koyduğu güzel bir hedefe varmasını anlatacaktır. Şahsi sorumluluk ve ahlakın esasıdır; tesanüt yani el ele vermek bu sorumluluğu tamamlayacaktır. Bu suretle verilecek olan ahlak dersi milleti dinli ve dinsiz diye asla ikiye bölmeyecek, memleket vatandaşları birbirinin kardeşi, tek bir millet olacaktır. Cumhuriyetçi bir öğretinin ilk vazifesi İnsan Hakları Beyannamesi'nde yazılı prensiplerin -ki bunların başında kişisel hürriyet prensibi gelir- kayıtsız ve şartsız tatbikidir. Bir demokrasi de eğitim demek fertlere daha çocuklarından başlayarak bütün vatandaş hürriyetlerini öğretmek demektir ki bunu da aslında ancak bir devlet yapabilir.Din tahsili hususunda Cumhuriyet hususi mekteplere tam bir serbesti bırakmıştır. Karşı çıkanlar derler ki: Bir baba ki oğlunu özel bir okula gönderecek kudrete malik değildir, mutlaka kendi fikrine ve dinine uymayan bir devlet okuluna mı başvurmalıdır? Buna cevaben denebilir ki o halde devlet her din ve fikir yapısı sahipleri için ayrı ayrı mektepler mi açmalıdır? Buna maddeten imkan yoktur. Hem bu kadar mühim bir şeydir ki köy teşkilatı idarelerine (komün) bırakılamaz. Bir memlekette denemez ki, filan komün isterse mektebinde din öğretsin ve isterse öğrettirmesin. Millet efradını yetiştirecek olan ilk eğitim bu fertler arasında daha çocuklukta fikir ayrılığı yaratmamalıdır. Yani mesele komün meselesi değil, devlet meselesidir, memleket meselesidir. Devlet ancak bir tip mektep yapar. Ve bu mektep tarafsız olur. Dincilik devlet mektebinin dışında kalacağı gibi, hükümetçilik de devlet mektebinin dışında kalacaktır.Burbonların iktidara gelmesinden sonra da laikler arasında bu yoldaki tartışmalar çok uzun sürmüştür. Çünkü laiklerden bir kısmı da dini ahlakı daima karıştırarak Anglikan yani serbest Fransız kilisesinin "papa umdelerine bağlı olmayarak" ve ileri Hristiyanlık namıyla Allah'a ve Peygamber İsa'ya hürmet lüzumunu mekteplerde telkin etmesi muvafık olacağını, bazıları da hiç olmazsa tanrı inancı hakkında bilgi verilmesinde fayda bulunacağını kabul etmişlerdir. Bu memleketin laiklik tarihi bu yoldaki çarpışmaların yüz elli seneden beri sürdüğünü bize göstermektedir. Hak nihayet bu konuda büsbütün serbest düşünenler tarafında kalmıştır ve doğrusu da budur. Bugün Fransa'da devlet mekteplerinde din dersi olmadığı gibi (ahlak dersi) namı altında yalnız sosyal ve umumi kaideler yani üzerinde herkesin anlaştığı birtakım prensipler öğretilmektedir.Bir yazar bu bahiste der ki: Laik fikre sahip olanların aralarında mevcut bazı düşünce ayrılıklarına rağmen, bunların birleştiği bir menfi program, bir de müspet ideal vardır. Menfi program "antiklerikalizm"dir ki bunu biz yukarıda da söylediğim gibi, pekala "yobazlık" diye dilimize çevirebiliriz. Bu daha ziyade politik bir vasıf taşır: Hükümet her ne zaman ki papazları tutar gibi görünmüş ise bundan büyük sıkıntılar ve sonunda hoşnutsuzluklar olmuştur. Müspet ideal de şudur: Laikler her insan için tabii bir ahlakın lüzumuna ve bu ahlakın mevcut olduğuna inanmaktadırlar. Bu ahlakın öğrettiği şeyler: İnsanlığa ve insan şahsına hürmet; bilgiye "yani ilim ve fene" ve bilgi sayesinde elde edilen şeylere muhabbet; insanlığın ilerleyişine itimat ve buna şahsen çalışmak. İşte bu muhabbettir ki vatan muhabbetini kuvvetlendirecektir. dinciliğin ve devletçiliğin üstünde bir de "vatancılık" vardır. Özgürlük eşitlik ve kardeşlik kelimeleriyle özetlenen bu vatancılık devlet mektebinde okutulacak ahlak dersinin esası olacaktır. Bu bir laik iman'dır ki, devlet tarafsızlığını bununla koruyacaktır.Hayatta, her zaman olduğu gibi, zayıf ve kuvvetli dindarlar daima olacaktır; amme intizamının muhafazası için dini lüzumlu görenler daima bulunacaktır; fakat bütün bir tarih boyu bize gösteriyor ki bu iddiadaki hakikat payı -hele zamanımız için- kuvvetli değildir. Bugün okumuş olanların çoğu bilgi yani "ilim ve fen" fikri ile ananevi iman lüzumunu birleştirmeye çalışmaktadır. Zamanımızın büyük icatları, artık vaktile olduğu gibi, sıkı dindarların koyu taassubu ile karşılaşmamaktadır. Son hadiseler ve özellikle dünya savaşları laikliğin, yobazlar tarafından iddia olunduğu gibi, vatan muhabbetini ve millet birliğini gevşetmediğini göstermiştir tam aksine.