Tarihe baktığımızda çocuk kaçakçılığı, yasa dışı evlat edinme ağları, insan ticareti, tıbbi deneyler, zorla kısırlaştırmalar ve genetik ayrımcılık zaten yaşanmış olaylar. O yüzden dizinin anlattığı dünyanın tamamen hayal ürünü olduğunu söylemek mümkün değil. Se-hui karakteri, tarihin her döneminde ortaya çıkmış…devamıTarihe baktığımızda çocuk kaçakçılığı, yasa dışı evlat edinme ağları, insan ticareti, tıbbi deneyler, zorla kısırlaştırmalar ve genetik ayrımcılık zaten yaşanmış olaylar. O yüzden dizinin anlattığı dünyanın tamamen hayal ürünü olduğunu söylemek mümkün değil.
Se-hui karakteri, tarihin her döneminde ortaya çıkmış son derece tehlikeli bir düşüncenin günümüzdeki temsilcisi gibi. Çünkü Se-hui'nin savunduğu şey aslında modernleştirilmiş bir Öjeni ideolojisi. Nazi Almanyası'nın aklınıza gelmesi çok doğal. Çünkü Hitler ve Himmler döneminde yürütülen Lebensborn programı tam olarak bu mantığa dayanıyordu. Devlet sadece iyi genleri çoğaltmak istiyordu.
Ama dizinin rahatsız edici tarafı, eskiden bunu devletler yapıyordu. Bugün bunu yapabilecek teknoloji daha ulaşılabilir. Çünkü dizi geleceği değil aslında bugünün uzantısını anlatıyor. Gazetecilerin tartıştığı "Çocuk Alışverişi Yasası" sahnesi bu yüzden çarpıcı. Dizinin asıl meselesi çocuk satışı değil. Bir insanın metalaştırılması yani insanın bir birey olmaktan çıkıp bir ürüne dönüşmesi.
Bugün zaten bunun küçük örneklerini görüyoruz. Bazı ülkelerde yumurta bağışı, sperm bankaları, ticari taşıyıcı annelik, embriyo seçimi, genetik taramalar var. Bunların tamamı tek başına şeytani uygulamalar değil. Birçoğu tıbbi açıdan faydalı. Ancak dizi bu uygulamalarda sınırların olmayacağını gösteriyor. Bir çocuğun ölümcül bir hastalığa sahip olmamasını istemek başka. Boyunu, göz rengini ya da karakterini seçmek başka şeydir. Dizi tam olarak bu gri alanda.
Se-hui'nin yapay zeka destekli sperm ve yumurta sınıflandırma sistemi bu yüzden özellikle dikkat çekici. Bir gün yapay zeka insanların değerini hesaplamaya başlarsa ne olur? Tarihte insanları sınıflandırmaya çalışan her sistem sonunda ayrımcılık üretti. Irka, cinsiyete, sınıfa, dine, engellilik durumuna ve gelir düzeyine göre. Şimdi bunlara bir de genetik üstünlük fikri eklenirse ortaya Se-hui'nin hayal ettiği dünya çıkıyor. Mükemmel insanlar, aileler ve çocuklar.
Se-hui'nin Tanrı ile ilgili monoloğu ayrıca dizinin felsefi omurgasını oluşturuyor. Nietzsche'den transhümanizme kadar uzanan dev bir tartışma yatıyor. Se-hui kendisini bir bilim insanı gibi sunuyor ama aslında yaptığı şey bilimin ötesine geçmek. O artık yaratmak, seçmek, ayıklamak, kimin yaşayacağına ve öleceğine karar vermek istiyor.
Bu yüzden Se-hui'nin en büyük problemi ahlaksızlığı değil, kendisini ahlakın üstünde görmesi. Tarih boyunca en büyük felaketlerin çoğu da böyle başlamıştır. Birileri kendisini sıradan insanların üstünde görmüştür. Birileri toplum adına karar verdiğini söylemiştir ve sonunda milyonlarca insan zarar görmüştür. Bu nedenle Se-hui karakteri sadece bir suçlu değil. Bir ideoloji, zihniyet ve sistem eleştirisidir.
İnsan hayatı, ekonomik gücün ve biyoteknolojik imkanların devreye girdiği noktada ne kadar kolay bir şekilde alınıp satılabilen, tasarlanabilen veya yönetilebilen bir ürüne dönüşebilir?
İzlediğimiz şey gelecekte kurulabilecek karanlık bir sistem değil sadece. Bugün dünyanın farklı yerlerinde parçalarını görmeye başladığımız bir zihniyetin uç noktaya taşınmış hali.