🐎 Hacı Murat, Tolstoy’un, ölümünden sonra 1912 yılında yayımlanan son eseridir. Yakın dostları tarafından sansür göze alınarak Rusya'da basıldıktan sonra, sansürsüz tam metni aynı yıl içerisinde Berlin’de yayımlanmıştır. Tarihi olayların kurgulanmış diyaloglarıyla Avar lider Hacı Murat’ın hayatını anlatan bu kitap;…devamı🐎 Hacı Murat, Tolstoy’un, ölümünden sonra 1912 yılında yayımlanan son eseridir.
Yakın dostları tarafından sansür göze alınarak Rusya'da basıldıktan sonra, sansürsüz tam metni aynı yıl içerisinde Berlin’de yayımlanmıştır.
Tarihi olayların kurgulanmış diyaloglarıyla Avar lider Hacı Murat’ın hayatını anlatan bu kitap; objektif bir bakış açısıyla yazılarak, döneminde Rusların müslüman topluluklara yaptığı eziyetlerle, sahte kahramanlık hikayelerine ve bunları resmi belgelere işlemelerine kadar dürüst bir dille yazılmış olması sebebiyle, aynı zamanda; Çar l. Nikolay’ı eleştirisi ve yergisi sebepleriyle de büyük sansüre uğramıştır.
Kitapta müslüman bir figürün baş karakter yapılarak, övgüyle anlatılması ve dini yaşayışına objektif bir bakış açısı sunulması da, edebi çevreler ve eleştirmenler haricinde milliyetçi kesimlerin olumsuz tepkilerine yol açmıştır.
🇷🇺 Kitap döneminde ezberleri bozan bir biçimde işlediği konularda: Rus askerlerin yaşayışlarından iyi yönlerine ve kötü yönlerine gerçekçi bakış açısıyla, Müslüman topumlar ve Ortodoks Rusların ilişkilerinden, karakterlerin psikolojik tahliline kadar geniş bir anlatı barındırır. Ekinlerin ezildiği bir araziden geçerken, dimdik duran bir Tatar deve dikeni gören Tolstoy, çiçeğin ona hatırlattığı Kafkas öyküsüyle: “Bir kısmını ben yaşadım, bir kısmını olaya şahit olanlardan dinledim, bir kısmını da hayalimde canlandırdım.” diyerek yazmıştır. Kafkasya’da bizzat görev almış olan Tolstoy, bu kitapta gerçekçi bir anlatımla yazmış olduğu konudan, döneminde kendisinin ve ailesinin sıkıntı yaşayabileceği ihtimaliyle, kitabının hayattayken basılmasını istememiştir.
🪆Kitapta, asil bir müslüman savaşçı, herkesi kendine hayran bırakan biri olarak işlenen Hacı Murat’ın, Ruslar’ın tarafına geçmesiyle ailesini Şeyh Şamil’in elinden kurtarma çabası ve başına gelenler anlatılır.
“İnsan denilen varlık ne kadar yok edici!.. Burada bile, kendi yaşamını sürdürmek için kim bilir daha kaç canlı varlığa, bitkiye acımadan kıydı!”
“Vereceğiniz cevap nedir?’
‘Şudur: Allah ne derse, o olur!.. Haydi güle güle...’”
“Ne kadar sıcaksın, ey kurşun! Şimdi çevreye ölüm saçıyorsun, oysa daha dün benim kölem değil miydin? Ey kara toprak, şimdi üstümü örtüyorsun... Oysa otlarını ayaklarımla daha dün çiğnemedim mi? Ne kadar soğuksun, ey ölüm... Oysa daha dün efendin değil miydim? Vücudumu kara toprak alsa da, ruhumu ancak gökler alacaktır...”
“Subaylar, kendi aralarında heyecanla son aldıkları haberden, General Sleptzov’un ölümünden söz ediyorlardı. Bu ölümde, hiç kimse yaşamın asıl önemli anını, canlı bir varlığın içinden çıktığı kaynağa, özüne dönüşünü göremiyordu.”
”Generalin kurtarma harekâtı dediği, o kötü Dargin Skiy Seferi’ydi. O seferde gerçekten de zamanında yetişen ordu olmasaydı, bütün birlikler onları komuta eden Prens Vorontzov’la beraber yok olacaktı. Rusların da bunca ölü ve yaralı verdikleri Dargin Skiy Seferi'nin başından sonuna dek utanılacak bir olay olduğunu, herkes biliyordu. Bu seferi, her defasında Rusların parlak bir zaferi olarak göstermeye çalışırlardı.”